Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bildiğini anlamamazlığa gelmek

Taksim’de kışla yapılacak denildiği zaman aylar önce yazmıştım: “Kıymayın Taksim Gezi Parkı’na, İstanbul’un en kalabalık yerinde vaha gibi uzanan harika bir park” diye. İtirazlar birikti, ama gözünü hırs bürümüş yöneticiler ne duydu, ne gördü, ne de dinledi... Toplumun büyük çoğunluğu geçim derdine düştüğü için sesini hiçbir şeye yükseltmemesi; iktidara da, yerel yöneticilerine de sonsuz bir özgüven veriyordu. “Biz yaptık oldu” anlayışı her konuda öne çıktı...
Küçük bir grubun başlattığı pasif direnişi; ‘bir sabaha karşı yapılacak baskınla yok ederiz’ düşüncesi içinde saldırdı kolluk kuvvetleri protestoculara. 200 bilemedin 300 kişiyi pasifize etmek çok zor olmayacaktı. Fakat gün olur hesap döner misali; 200 gitti 2 bin geldi. 2 binin üstüne yürüdüler, 20 bin geldi. 20 bini kovaladılar 200 bin geldi, derken 2 milyon oldu, şehirlere yayıldı, 20 milyon oldu. Tepki Taksim Gezi Parkı’nı aştı, Türkiye’ye hatta dünyaya yayıldı. Tüm engellemelere rağmen bilgi ve haber akışını önleyememenin acizliği yaşandı... Çünkü yeni nesillerin iletişimi de, tepkisi de, paylaşımı da, birleşmesi de farklı boyutlarda oluştu. İktidar bunu göremedi, anlayamadı, birazda gördüğünü anlamamazlığa geldi.
Tepkisiz denilen, apolitik denilen, sadece bireysel düşünüyor denilen gençlik; tüm söylenenlerin aksine tepkisini ortaya koydu, politikasını gösterdi ve bireysel düşünce içinde temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına karşı nasıl birleşilebileceğini ispatladı.
Bugünden sonra tüm kesimlerin yöneticileri için çok farklı bir sorumluluk rüzgarı esecek. Çünkü Türk Gençliği artık hesap soracak ve tepkisini daha farklı göstermenin her zaman bir yolunu bulacak. 1980’den sonra yaratılmaya çalışılan, 30 yıllık gençlerin pasifize edilme devrinin sonuna gelindiği görülüyor. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak... Anlamamazlığa gelerek de sorunlar çözülmeyecek...

Protesto etmek şehri yıkmak, yağmalamak olmamalı...

İzmir, Türkiye’nin birçok şehrinde olduğu gibi protesto gösterilerine tüm yüreği ile katılan bir şehir. Sokaklara dökülen halk, gençlik ile birlikte büyük bir dayanışma içinde; yapılan haksızlıklara, oldu bittilere ve kısıtlanmaya çalışılan temel hak ve özgürlüklere karşı çıkıyor. Fakat maalesef bu başkaldırı gece saatlerinde yerini vandalizme bırakıyor. İzmir’in her köşesinde, ama özellikle Alsancak’da sergilenen şiddet; kesinlikle şehrin ortaya koymaya çalıştığı protestoyla uyuşmuyor. Dükkanlar saldırıya uğruyor, camları kırılıyor, hatta bazıları yağmalanıyor. Birçok banka şubesi ve işyeri camlarının kırılmasından dolayı demir levhalarla kapatıldı. Birçok esnaf işyerini açamaya korkuyor veya erkenden kapatarak ticari faaliyetini durduruyor. Yıkılan ve yakılan trafik lambaları, sökülen kaldırımlar ve oluşturulan barikatlar İzmir’i adeta savaş alanına çevirdi. Yapılan protestoları görmemek, halkın tepkisini anlamamak isteyenlerin; ekmeğine yağ sürercesine gelişiyor olaylar.
İster provakatör diye nitelendirelim, ister marjinal diyelim, isterseniz o veya bu grubun adamı, hatta ajanı diyelim; bu kişileri durdurabilecek tek güç yine hak ve özgürlükleri için protesto yapanlardır. Bu gurupları veya kişileri ortaya çıkararak, izole edilmesini sağlamak; yaratmaya çalıştıkları terörü engelleme konusunda yapılabilecek en etkin müdahale olacaktır. Bu polisin değil, haklı talepleri için barışçıl protesto eylemlerini ortaya koyanların yapması gereken bir temizliktir.
İzmir bizim şehrimiz, sahip çıkmak ve onu kirletmeyi amaçlayanları engellemek de bizim görevimiz olmalı...

X