"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Bıktıran ısrar!

Tatil yörelerinde ve büyük şehirlerin yeme-içmesi ile meşhur birtakım kalabalık yerlerinde, yoldan geçen müşteriye “biyron”, “buyrun ifinim”, “balığımız var, etimiz var” demek için görevlendirilmiş servis elemanları. Sözüm size.

Bakınız, yönteminizde bir hata var.
Şöyle anlatayım: Yemek yemeye niyetli olmadığı açık, sokakta yürüyen herhangi bir insan olduğunuzu düşünün. Çantanız elinizde, sağa sola bakmadan yürüyorsunuz. Ben bir servis elemanıyım ve bir anda önünüze fırlayarak “buyrun efendim buyrun, yerimiz var, balık var zart var zurt var” diye yolunuzu kesiyorum. Bana sinirlenmez misiniz?
Peki, böyle bir “avlama” tekniği kullanan bir adamın servisine, yemeğinin lezzetine güvenir misiniz? Zaten bomboş olan bir mekana sizi çekmek için “boş yerimiz vardır” desem “Alay mı ediyosun kardeş?” demez misiniz? Siz işinize ya da evinize doğru gitmekte ya da öylesine sokaktan geçmekte iken, bir anda önünüze “balıkvaretvarkolavarfantavarayranvar” diyerek fırladığımda elimdeki malı pazarlama tekniğimden müthiş etkilenerek, “Ne? Et ve balık mı var dedin? Üstelik kola ve ayran da varmış! Aman Allah’ım! İnanılmaz!” tepkisi mi verirdiniz yoksa sinirleriniz mi oynardı?
Madem siz yıllardır bu “teknik”ten vazgeçmiyorsunuz, ben de bundan sonra şunu yapacağım: “Et var, balık var” diyen servis elemanlarına “Eee? Yani? Ne yapabilirim bu durumda?”, “Et ve balık var mı diye sordum mu?”, “Yemek yemek ister bir halim var mı?”, “Yemek yemek istediğim kanısına nereden vardınız?”, “Et ve balık olması konusunda sizin için ne yapabilirim?”, “Esas restoranınızda et ve balık olmaması garip olmaz mıydı?” gibi sorular soracağım. Evet, buna vakit ayıracağım.

Bir de bu var!

Bir bıktıran ısrarcı daha var: Yoldan geçerken kaldırımda uçan boş torbaya bile korna çalacak kadar işi abartmış taksici ve dolmuşçular.
Be arkadaş, binecek olsam ben taksinin boş olduğunu görmüyor muyum? Yirmi kere kornaya bastığın zaman yürümekten vazgeçip “Aman Allah’ım! Bu bir piyango! Bir mucize! Bir boş taksi! Taksiye binmeliyim!” mi diyeceğim? Bu ısrar niyedir? Bir kere korna çalmak ve “Taksi lazım mı?” bakışı yeter, iki, üç kere korna çalmak, nedendir? Binmiyorum arkadaşım. Israr etme, binmiyorum.
Bineceğim zaman zaten seni durdurmayı düşünme yeteneğine sahibim. Eksik olma.
Dolmuşların çektirdiği ise ayrı eza. Bu kadar korna çalmak kime yarıyor? Korna, minibüse binmek istemeyen bir insanı “uyandırma” ödevine sahip de biz mi bilmiyoruz? 100 metrelik sokakta 100 kere korna çalınca sokakta yürüyen herkesin gözbebekleri helezonlaşacak ve taşıta doğru yürümeye mi başlayacak? Durmadan korna çalan taksi, minibüs ve dolmuşlar, müşteri çekmeye değil, sadece sinir oynatmaya yarıyor. Sık sık bu konuyu dile getiriyoruz ama çaresi yok. Yol üstü, hele ki dolmuş-minibüs hatları olan caddeler ve sokaklar üzerinde oturanlara, o seslerle boğuşanlara sabır dilemekten başka çare kalmıyor...
Anlaşılan o ki, daha uzun seneler trafikle ilgili derdini çözmüş medeni şehirlerin (mesela Brüksel) o kalabalık ama kornasız ve sessiz hallerine gıpta etmeye devam edeceğiz. Olmayacak yasaklarla yaşamaya mecbur bırakılırken, kalabalık şehirlerde huzurlu bir biçimde toplu yaşamın ABC’sini çözemedik. İlginç olan, bu çözülmesi zor bir denklem değil.
Ne yazık ki sıra “medeniyete” gelemiyor bir türlü. Bu aralar geri vitese takmışız, son hızla yüzyıllar önceki koşullara dönmekle meşguluz. Birbirimizin tepesine binmeye, alanına, yaşam hakkına tecavüze devam.

X