"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Bikini sezonu Taksim’de açıldı

Bu hafta hedefim, yaza ve bikini sezonuna dair, daha hafif bir yazı yazmaktı.

Mesela estetik cerrah Doktor Nazım Durak, “Çok spor yapan kadınların gözündeki ışık sönüyor” demiş!
İşte estetik alanında yıllardır beklediğim açıklama!
Bugün belli bir ekran ışığım, gözümde bir fer varsa, bunu spor yapmamaya borçluyum ve bilimsel olarak onaylanmasından memnunum!
Belki kışın tahin pekmeze yüklenip, yaza doğru bikini zamanı çat diye gelince, panikten mütevellit gözlerim çakmak çakmak oluyor, gözdeki ışık ondandır ama olsun!
Aynı röportajda Dr. Durak ‘altın oran’dan bahsetmiş, Meryem Uzerli ve Beren Saat’in estetik açıdan ufak tefek kusurlarını bulmuş. Allah insanı güzellik ligine düşürmesin, rekabetin sonu yok ve her geçen yıl aleyhine çalışıyor! Demek popüler dizilerin başrolleri kategorisinden eleştirme sırası bana gelse, Dr. Durak oturup tez yazacaktı! Altın oranla aynı cümle içinde bile geçemem zira, çok iyi niyetli birisi varsa ‘altın saçlı’ filan diyebilir belki, o kadar.
Yıllar önce ünlü bir estetik cerrah kalabalık bir yemek masasında uzuun uzun yüzüme bakıp,  sonra açıklamıştı: “Kusura bakmayın, böyle burun görünce biz estetik cerrahların ağzı sulanır, mesleki deformasyon!” Ahaha.
Böyle neşeli şeyler vardı aklımda bu haftaki yazı için. Estetik, zayıflama, spor, falan feşmekân. Siyasetten tamamen uzak.
Tam o esnada, bir eylemci hanım Taksim Meydanı’nda bikiniyle protesto gösterisi yaptı! Başörtülü bir teyze ona çemkirdi. Arbede çıkıyordu ki, millet yatıştırdı.
Yine, hoop döndük mü siyasete!
E tabii. Bikini sezonu her sene olduğu gibi Eda Taşpınar, Çağla Şikel, Süreyya Yalçın tarafından Bodrum’da mı açılacaktı?
Bu sene de Taksim Meydanı’nda böyle açıldı!

Halk sokaklarda oynuyor

Bir 24 saat, senaryo bitirmek için, televizyon radyo ve internetten uzak eve kapanmıştım, salı günü televizyonu bir açtım… Meğer ‘duran adam’ eylemleri başlamış.
Şu görüntüyle karşılaştım: Gece... Kalabalıklar meydanlarda hareketsiz duruyor. Duran kalabalığın arasında, “Alkışla, müzikle etrafı rahatsız etmeyelim, bunu da bahane ederler”  kafasıyla, kulaklık takmış, sessiz ama coşkuyla dans eden gençler, bir de hiç ses çıkarmadan ayaklarının ucuna basarak halay çeken kalabalık bir grup var! “Aha” dedim, “Sonunda milleti delirttiler!”
Vergileri durmadan arttıran padişahın hikâyesi vardır ya... “Padişahım yaptık ama halk çok mutsuz” der vezir, padişah “Daha da arttırın” emri verir. Vergiler biraz daha arttırılır. “Padişahım, kızdılar, bağırıp duruyorlar sokaklarda” der vezir, padişah “Boş verin daha da arttırın” emrini verir. Sonunda vezir “Padişahım, halk şu an sokaklarda oynuyor” deyince “Eyvah” der padişah, “Demek durum kötü, çok abarttık, vergileri indirelim, yoksa perişan oluruz.”
Sessiz halayları, dansları seyrederken o geldi aklıma.

Twitter’da şubemiz yoktur!

Güzel arkadaşlarım, benim Twitter adresim yoook! Hiç olmadı. Gülse Birsel isimli bütün Twitter hesapları sahte! Bir tanesini ihtirasla takip eden beşyüzonbin fena halde aldatılmış arkadaş, kekleniyorsunuz! Ay sıkıldım bunu bu köşede yazmaktan. Eylemciler kitap kurdu çıktı, bunun üzerine polisler de ellerine aldı birer kitap. Siz de arada Twitter’ı bırakıp gazete filan okuyun yahu! Ben buradayım ve Twitter’da şubem yok!

Otspor, plesibit, şarz, platebo!

Umarım “Artık her şeyi vatandaşa soracağız” cümlesi aksiyona dönüşür de parkla ilgili ‘plebisit’, halka verilen bir demokrasi plasebo’su haline gelmez

Hani mahallelerde, işyerlerinde filan müzevir tipler vardır: “O Ahmet var ya, aah ah ne Ahmet ooo, boş ver, sen çok iyi niyetlisin, bilmiyorsun, ben hiç anlatmayayım, ileride anlarsın” der mesela... Sen hiçbir şey bilmeden hayat boyu Ahmet’ten işkillendiğinle kalırsın!
Şu an da vaziyet öyle. Bir gizemdir gidiyor. Ne oluyor, anlayan beri gelsin.
Mesela Otzpor mu Otspor mu Sırbistan kaynaklı bir örgütten bahsediliyor. (Şunun aslını astarını ve tam yazılışıyla telaffuzunu birisi açıklarsa sevinirim.)
Aslında dansçı olan ve birkaç defa Sırbistan’a gittiği için ‘olsa olsa orada eylemci olarak yetiştirildiği’ bir-iki yerde söylenen Duran Adam’ın, zamanında türbanla üniversiteye giremeyen kızların lehine eylemlere de katıldığını göz önüne alırsak, tuhaf değil mi? Otpor mu ne, bu Sırplar neyin peşinde, hayata bakışları nedir, kafaları mı karışık, biri bana anlatabilir mi?
Boğaziçi Ekonomi mezunuyum, faiz lobisi işini de tam çözemedim örneğin. “Faizler düşünce bankaların işine gelmiyor” şeklinde açıklarsak, e benim bildiğim kadarıyla faizler yükselince bankaların kârı artmaz ki? Hem ülkedeki istikrar ve refahtan en çok bankacılar sebeplenmez mi yav?
Bu arada camide bira içti diye hedef gösterilen çocuğun kanıt olarak dağıtılan fotoğrafına zoom yapıldı, elindeki kola kutusu çıktı!

SIRBİSTAN ŞAİBELİ

Memet Ali Alabora’nın Mısır ve Londra gezileriyle niye bu kadar ilgiliyiz? Şu an son yıllarda Mısır’a ve Londra’ya, gezmeye, alışverişe, dalmaya, yanmaya, dil öğrenmeye, oyun seyretmeye, manzara seyretmeye, akraba düğününe, balayına giden ve son günlerde hükümeti eleştiren herkes töhmet altında mı? Sırbistan zaten şaibeli. Brezilya da şüpheli de, neyse ki yeri sapa, pek giden olmamıştır! Peki Amerika’ya gidenler? Almanya? Fransa? İtalya? Yunanistan?
Tesettür kıyafeti giyip, “Ben Ak Partili’yim kocam müftü ama hiç beğenmiyorum bunları” diye kurmaca video çekmek nasıl bir kepazeliktir ve hedef nedir Allah aşkına?
Yav yapmayalım böyle bunları, hakikaten. Dürüstlük iyidir. Doğruluk iyidir. Şeffaflık iyidir. Gece kafanı yastığa koyar fıstık gibi uyursun.
Dikkat etmek lazım. Şehir efsanesinin de maalesef pek sevildiği bir memlekettir burası. 1980’li yıllarda “Bir sakallı bebek doğmuş, dile gelmiş, söylediğine göre kıyamet kopacakmış” yalanıyla bir hafta yok satan gazete gördüm ben bu ülkede! Her gün kıyametin kopmasını bekleyen komşu teyzeler vardı yazlıkta.
Şehir efsaneleri, komplo teorileri yaratmasak be kardeşcağızım? Net olsak ya. O türbanlı hanımı itip kakan öküzleri (gerçek öküzlerden özür dilerim) hemen bulsak, milletin çadırını yakan belediye zabıtalarına emir veren kim bir anlasak, otobüs yakanları da, biber gazı fişeğini silah gibi kullanıp milletin gözünü çıkaranları da, eylemcileri sopalayanları da hemen görüntülerden tespit etsek?
Zaten kafalarımız çorba oldu çünkü.

TAVLA POTANSİYELİ

Mesela referandumun anayasayla ilgili bir kavram olduğunu, ‘Gezi Parkı’na ne yapılsın?’ gibi halkoylamalarına ‘plebisit’ dendiğini ilkokul çocukları, köydeki emmi, konkenci teyze, metazori öğrenmeye çalışıyor!
Ne yazık ki, tüm dünya dillerinin arasında, en zor dilimizin döndüğü Fransızca’nın, telaffuzu en zor kelimelerinden biri, geldi gündeme oturdu!
Bazı gazetelerin bile ‘plebisit’ yerine ‘plesibit’ yazdığını gördüm!
Geçen gün bir vatandaş bilgiç bilgiç diğerine anlatıyor: “Halka plasebo yapacaklar, kesin park olarak kalsın sonucu çıkar!”
Umarım Topbaş’ın, “Artık her şeyi vatandaşa soracağız” cümlesi aksiyona dönüşür de, parkla ilgili ‘plebisit’, halka verilen bir demokrasi plasebo’su haline gelmez!
Ama bu ‘sorma-anlama-dinleme’ dolu güzel günler (umarım) gelene kadar, sadece gerçekleri konuşsak, çamur atmasak, töhmet altında bırakmasak, günah almasak? Milleti birbirine gıcık etmesek. Zaten gerilim var, halkı daha fazla ‘şarz’ etmesek!
Çünkü, ben bu ülkenin duygusal kültürünü, insan sıcaklığını biraz biliyorsam ‘duran adamlar’la onların karşısında ‘onlara karşı duran adamlar’, her an muhabbete başlayıp, ahbap olup birlikte tavlaya oturabilirler! O potansiyel var.
Ayrışmaların değil, bu ‘anlaşmaların’ altını çizsek hep!

X