Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Biji Bırati, Biji Fenerbahçe

“... Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçı bizi heyecanlandırıyor. Biliyoruz ki bu ülkenin tüm şehirlerinde, tüm mahallelerinde ve her sokağında sarı-lacivert çubuklu formalara aşık çocuklar var.

Bu çocukların adları Kürşat da olsa Devrim de, Bilal de olsa Ali de topun başına geçtiğinde hepsi Alex oluyor, hepsi kalede Volkan, hepsi topa Roberto Carlos gibi vuruyor...

Onların babaları; anneleri bambaşka yerlerden, bambaşka hikayelerden gelmiş, sokakta, caddede, işte veya Meclis’te birbirine karşı büyük mücadeleler vermiş ama stadın koltukları üstünde santrayla beraber omuz omuza yapıyorlar. Fenerbahçe üstünden normallerimizi aşıyor, isimlerimize, dinlerimize, ikametgahlarımıza ve ceplerimize bakmadan hikayesinde birleşiyoruz. Diyarbakır’ın Cendere sokağında bir evde maçı heyecanla takip eden ile İzmir Alsancak’ta takip edenin yüreği Güiza’nın kaçırdığı her golde aynı türden bir öfkeyle patlayıp, meali yekten küfrü sallıyor.


Bir resmi devlet dairesi değili, gerçeği özgürce söyleyebiliriz. İnsanların Fenerbahçe’yi kendi dillerinde sevme hakkı vardır. İnsanın kendi dilinde sevgisi de öfkesi de içinden gelir. Çeviri olmaz, zorlama olmaz, baskı veya istibdat olmaz, insanın kafasının arkasında bir düşünce kalmaz.


Çeyrek yüzyıl boyunca ‘Kürt’ kelimesi üstünden birbiriyle kavga eden bir toplumda, Kürtlerin sarı-lacivert melodileri ve heyecanları analarından öğrendikleri gibi söyleme hakkı artık kabul edilmelidir.


Fenerbahçe, Kürtçe konuşanların da sevgilisidir. Çeyrek yüzyıldır yaşananlar bu gerçeği dahi görmemizi engelleyecek kadar bizleri körleştirdi. Büyük acılar var, büyük kayıplar, hayal dahi edilemeyecek ıstıraplar. Bu ülkenin üstünde kaybettiklerimizin ve birbirimize çektirdiklerimizin sıkıntısı birikti, hepimizin yaşadıklarımızın korkunçluğu karşısında büyük bir bıkkınlık yaşıyoruz. Üstelik idraklerimiz de sustu, kör bir düşmanlığı, manasız bir baskı dilini devam ettirmek vicdanımızın da sessiz kalmasına sebep oluyor.”


***                                  ***                                  ***


Bu Kürtçe “Biji Bırati, biji Fenerbahçe” başlıklı yani Türkçesiyle “Yaşasın Kardeşlik, Yaşasın Fenerbahçe” anlamındaki başlığı altındaki yazı şöyle devam ediyor:

“Evet hiçbir şey tek taraflı değil ve evet büyük haksızlıklar yapıldı. Kürt yoktur denildi. Kürtlerin Kürtçe konuşma hakkı ellerinden alındı, çocuklarına koyacakları isim bile milli güvenlik sorunu haline geldi... Devlet radikalleşti, koruması gereken insan haklarını ayaklar altına aldı, üstünde zıpladı. Hoyrattan da öteye zalim davrandı. Yakılan köyler, dışkı yedirilen köylüler AİHM kararlarına dahi girmiş sıradan örnekler. Bunlar güvenlik örneği filan değil, bunlar başka ve masum insanların haklarını yok eden devlet fiilleridir...


Böyle karanlık bir dönemde dahi, Şemdinli veya Bismil’de Fenerli çocuklar var. Fenerbahçe oralara gittiğinde evlerinden, köylerinden üç otuz paralarıyla kalkıp kalkıp, Diyarbakır’a akıyor, evlerinden hanelerinden ve korkularından çıkan insanlar en sonunda bir şenlik veya büyük bir olayın yaratacağı hislerle biraz mutlu oluyorlar...


Görmediğimiz, bilmediğimiz, hiç tanımadığımız insanlara karşı içimizde nefret duyguları yeşerten, insanı insana düşman eden, sırf “Kürdüm” demeyi bile vatana hıyanetten katli vacip çizgisine getiren bir siyasi faunada kimse makul davranamadı. Artık, hazır da bu fauna çatlarken, insan gibi davranabiliriz.


Dedim, bizler devlet dairesi değiliz. İstediğimiz dilde yazma, istediğimiz dilde konuşma ve kardeşimize sarılma hakkında sahibiz. Diyarbakırlı Fenerliler ile Büyükadalı Fenerbahçeliler, Fenerbahçe sevgisinde ortaktır ve ister Rumca, ister Türkçe, ister Kürtçe takımlarını sevsinler ruhlarına geçen birbirine değer...

Şu çubuklu formalar altında, tribünlerde ve hep dillerde, Fenerbahçe marşlarında, yeşil sahaya gözümüz kilitli, bu korkunç normalliğin dışına çıkıyor, birbirimize sarılıyor, öpüşüyor, mutlulukla gülümsüyoruz. Demek ki birbirimizi öldürmeden, birbirimizi yargılamadan ve birbirimizin nasıl yaşayacağını belirlemeden de birlikte yaşayabiliyoruz. Maça gelin kardeşim, Batman’dan gelin, Bitlis’ten gelin, Tunceli’den, Siirt’ten, Edirne’den gelin. Diyarbakır’da, İstanbul’da, her çeşit deplasmanda kucaklaşalım, şarkı söyleyelim. İster ‘Biji Fenerbahçe’ diye bağırın ister ‘Yaşa Fenerbahçe’ diye. Can’lar ve Lefter’leri beraber analım, arada iki güzel kelimeyi birbirimize öğretelim.

Biji Bırati, kardeşlik bizi büyütür, yaşanan adaletsizliklere karşı beraber karşı çıkmak bizi geliştirir, zenginleştirir, mutlu eder... Birileri mezalime maruz kaldıysa, mazlumun yanında olmaz lazım, çünkü insan olmanın üçüncü köprüsü vicdan mahallesinden geçiyor.”


İlk kez rastladığım Gurman Timurhan imzalı “Biji Bırati, biji Fenerbahçe” başlıklı önceki gün Taraf’ta yayımlanmış yazının çok geniş bir özeti yukarıda alıntıladığım. Fenerbahçe üzerinden “Kürt sorunu”na ilişkin bu kadar zengin metaforlarla, mesaj bolluğuyla dolu, böylesine yalın bir yazıyı uzun zamandır okumamıştım.


Yazıyı İstanbul’da okudum. Onu alıntılayarak bu yazıyı Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçı oynanmadan önce Diyarbakır’dan yazıyorum...


***                        ***                      ***


Bundan beş yıl önce “Güneydoğu’da Fenerbahçelilik oranı arttığı oranda, Kürt sorununun çözüm şansı yükselir” mealinde bir yazı yazmıştım. Ertuğrul Özkök, bu “hükmümü” yakalamış ve Hürriyet’te bir tartışmaya dönüştürmüştü.


Tartışmaya bir dizi “ünlü” isim katılmış ve tahmin edilebileceği gibi “metafor”un “metafor” olduğunu anlamadan bol bol saçmalamışlardı.


Kastettiğim basit bir şeydi; 1990’lı yıllarda kanlı çatışmaların zirveye vurduğu bir zaman diliminde Galatasaray, Diyarbakır’a gitmişti ve tribünlere kocaman bir pankart asılmıştı: “Cim Bom Seni Seviyoruz, Seni Seveni de Seviyoruz”...


Güneydoğu’da Fenerbahçeliliğin artması, Kürt ortamında “siyasi çoğulculuğun gelişmesi”ne işaret ettiği, bunu ifade ettiği önemde “çözüm”le ilişkilenebilir ve “Kürt Açılımı” ile ortaya çıkan umutları besleyici niteliktedir.


Birkaç yıl önce Midyat’ın ara sokaklarında sırtında “Alex” yazılı sarı-lacivert çubuklu formayla top oynayan çocukları gördüğüm vakit, “takımdaşlık” ruhunun yanısıra, ülkenin ve bölgenin “gelecek umutları”nı simgeliyor olmasından ötürü pek keyiflenmiştim.


Bu yıl, Midyat’ta yine benzer görüntülere tanık oldum ve şu günlerde Diyarbakır’a gelirken, böyle bir yazı okumaktan özellikle mutluluk duydum.


Peki, Diyarbakır’daki “ilk izlenim” yazının vurguladığı ortamı yansıtıyor mu?


Diyarbakır, “Kürt Açılımı”yla birlikte Fırat’ın Batı’sından oraya bakılıp sanıldığından daha karmaşık bir ruh halinde. Buna, ne, nasıl ve neden olduğuna yarınki yazıda değinelim.


Bu yazıyı “Biji Bırati, Biji Fenerbahçe” diye noktalayalım!

X