Gündem Haberleri

    Biberi fazla roman

    Hürriyet Haber
    13.03.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Onlar kardeştiler, onlar komşuydular, onlar sevgiliydiler Bosna'da... Ama ‘‘bir deli başa geçince’’ insanlar bir günde değişti. Aynı Almanya'da olduğu gibi. Yıllar boyunca tüm dünyanın seyirci kaldığı Bosna katliamını anlatan ‘‘Sevdalinka’’, Ayşe Kulin'in ikinci romanı. Kulin, geçen hafta piyasaya çıkan romanında Bosna'da yaşananları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor ve insanları tokat yemişçesine sarsıyor. ‘‘Adı Aylin’’ kitabıyla okurların gönüllerini fetheden Ayşe Kulin, Saraybosna'dan Türkiye'ye göç eden kendi ailesinin öyküsünü yazmayı amaçlarken, araştırmaları sırasında eline geçen belgeleri inceleyince, 1992 yılında başlayan katliamı yazmaya karar vermiş. Roman yazmayı, yemek yapmaya benzeten Kulin, bu kez biberini özellikle biraz fazla kaçırdığını itiraf ediyor. Bosnalı bir gazeteci olan Nimeta'nın çevresinde dönen olaylar, dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından birinin yaşandığı Bosna Savaşı'nın ortasında kendisi ve ailesi için yaşam mücadelesi verirken, içinde kıyasıya süren bambaşka bir savaşla da başetmek zorundaydı...

    Saraybosna'da yaşanan soykırımını yazmanızın kişesel bir nedeni var mı?

    -Aslında ben başka bir niyetle yola çıkmıştım. Bosna, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na ilhak ettiği zaman, çok büyük bir göç olmuştu. Benim ailem de o yıllarda İstanbul'a göç eden Boşnak ailelerinden biri. İlla kendi ailemi değil, ama o yıllarda göç eden bir Boşnak ailesini anlatmak istiyordum. Boşnakların buraya gelişlerini, tutunacak dal bulmalarını ve kök salmalarını yazmak istiyordum. Çünkü Bosna, Cumhuriyet'in ilk yıllarına çok adam yetiştirmiştir. Ama maalesef bunu yazmak fırsatını bulamadım. Çünkü araştırmama başladığımda 1992-96 yılları arasında yaşanan savaşın belgeleri de geldi önüme. O zaman hakikatten şiddetli bir tokat yemiş gibi oldum.

    YEMEK YAPMAK GİBİ

    Yine de bir roman yazdınız?

    -Tabi ki bir roman kurgusu içinde ve tabi ki bir aşk hikayesi var içinde. Roman yazmak da biraz yemek yapmak gibidir. İçine, aşırıya kaçmamak şartıyla, tuzunu, şekerini, biberini, yağını koyarsınız romanın. Kıvamında ve tadında olsun diye. Bu romanın biberinin biraz fazla kaçtığını söylemek zorundayım. Ancak bunu bilerek yaptım. Çünkü dinlediklerim beni o kadar sarstı ve hırpaladı ki, bunları aktarmak istedim. Yazarken çok yoruldum. Yorucu bir roman, okurken de göreceksiniz.

    Göç eden Boşnakları yazmaktan vazgeçtiniz mi yoksa?

    -Hayır, kafamda tasarladığım Boşnakları daha sonra yazacağım. Bir nehir roman olsun diye, bu romanın içine, o romanda kullanacağım insanlar da serpiştirdim. Boşnakların bugünkü dramını hazırlayan nedenlerin tohumu aslında 11. ve 12. asırda atılmış. Onu öğrendim. Boşnakların Müslüman olmalarının nedenlerini öğrendim. Neden Sırplar, Hırvatlar değil de Boşnaklar müslüman onu da öğrendim. Çünkü onlar Bogomil'miş. Bizim Aleviler gibi farklı bir tarikat. Ortodoks ve Katolik kiliselerinden çok fazla zulüm görmüşler. Onlardan sapkınlar diye söz etmişler. Bizdeki gibi Kızılbaşlar deyip, aile ilişkilerinden söz ediyorlar ya. Dedikodularla beslenmiş kanılar yayılmış. Boşnaklar bu kadar eziyet çektikleri için dinlerini değiştirmişler. Bir diğer nedeni de, bu sırada Fatih, ‘‘Defterlerime Müslüman diye kayıt olursanız, sizin dininize hiç bir şekilde karışmam’’ demiş. Bunlar da deftere Müslüman diye kayıt olmuşlar, Ortodokslar'ın baskısından kurtulmuşlar. Önceleri bir süre kendi dinlerini sürdürmüşler. Sonra bakmışlar, o günkü Müslümanlıkla kendi dinleri arasında çok benzerlik var.

    Boşnakları inceledikçe en çok nelerden etkilendiniz? Romanın geçtiği yerlere gittiniz mi?

    -Bütün bir şehir baştan aşağı kurşun deliği. Kurşun yememiş tek bir bina, şehit vermemiş tek bir aile yok. Her evin en az bir evladı gitmiş, ama umutlarını yitirmemişler. Süsüne çok düşkün Boşnak kadınları. Adım başı berber var. Hepsinin saçı kırmızı, bunun nedenini merak ettim ve sordum. Çünkü savaşta saç boyası bulamamışlar ve soğan kabuğunu kaynatıp, onunla boyamışlar. Alıştılar herhalde, hala öyle devam ediyorlar. Ben oraya gittiğimde herkes sokaklardaydı. Dört yıl yeraltında yaşadıktan ve evlere kapandıktan sonra artık içeri giremiyorlardı. Beni çok etkiledi. Umarım roman da sizi etkiler.

    KARAKTERLER BAŞKALDIRdı

    Karakterleriniz yaşayan insanlar mı? Yoksa siz mi yarattınız?

    -Karakterlerim kurgu, yani ben yarattım. Bütün bu katliamları ve ırkçılığın Miloseviç tarafından tırmanışını gösterebilecek bir karakter olsun, her yere girebilsin istedim. Onun için Nimeta da, sevgilisi de medyadan oldular. Bir hareket rahatlığı doğdu. Bu roman sırf bu zulmü anlatabilmek için var edildi. Sevdalinka'yı yazarken hem kurgu karakterler vardı, tam bir roman yazılacaktı. Hem de bir savaşın üzerine bindirilecekti. Roman, atla binicisine benziyor. Binicisi atın dizginleri elinde istediği yere götürüyor, ama atın da bir iradesi var. Atlar da bizim kurguladığımız karakterler. Onlara her istediğinizi yaptıramıyorsunuz. Size başkaldırabiliyorlar. Mesela Sevdalinka'da öyle oldu. Nerede bitireceğimi bilemiyordum. 1992'de başlayıp, 1996'da biten bir savaştı. Ben romanımı 1992 yılından öncesinden başlattım. 1996'da mecburen bitecekti. Nasıl biteceğini bile bilmiyordum, yazıyordum. Birden bire 1993'de bir cümle yazdım ve bu cümlenin son cümle olduğunu bildim ve artık bir şey ekleyemedim. Roman kendini bitirdi.

    Yarattığınız karakterlerden memnun kaldınız mı?

    -Bayramda Londra'da bazı yazarlarla tanıştım. Sevdalinka'yı yazarken kaynakça olarak kullandığım ‘‘A Short History Of Bosnia’’ adlı kitabın yazarı Noel Malcom ve Luise de Bernier adlı bir başka yazarla karakterlerimiz hakkında konuşuyorduk. Aynı şeyi söyledik. Karakterlere bir süre sonra hakim olamıyoruz. Yazar bir yerde kendi yarattığı kahramanların Allahı gibi oluyor. Nasıl ki Allah da bizim karakterimizi belirlerse, doğmamız, ölmemiz onun elindedir, ama bir de kendi irademiz vardır. Kendi aptal seçimlerimizi, doğru seçimlerimizi bizler yapıyoruz. Her ne kadar büyük kader onun elindeyse de küçük hatalar, küçük sevinçler, küçük seçimler bize kalıyor. İşte ben bunu romanı yazarken de hissediyorum. O karakterler de bir iradesi olduğunu bana rağmen hissediyorum.

    AÇLIĞI SUSUZLUĞU VERMEK İSTEDİM

    Kitabı yazmaktaki amacınız neydi, ona ulaştınız mı?

    -Kitabımda Boşnak halkının maruz bırakıldığı açlığı, susuzluğu, ışıksızlığı, telefonsuzluğu vermek istiyordum. Arşivlerinin bütün binalarının bombalanmasını, küçük çocukların vurulmalarını, kadınların uğradığı tecüvüzleri, evlerinden atılmaları, darmaduman edilmelerini vermek istiyordum. Zannederim yeterince verdim. Daha fazlası çok daha acı olurdu. Romanı umutsuzluğa kaptırmadan bitirdim. Çünkü Boşnaklar yarınlarına doğru çok umutluydu. O kadar onurlu ve o kadar kahraman bir millet ki onlar... İnşallah sonları iyi olur. O sorunun bittiğine kesinlikle inanmıyorum. Henüz Batı ne kadar büyük bir hata yapmakta olduğunu anlamadı. Bir başka dileğim de bu kitabın başka dillere çevrilmesi. O zaman daha iyi anlarlar umarım yaptıkları hatayı...

    AYŞE KULİN:

    Önce öykücüyüm

    Bir romanı kurgulamak aslında yazan insanlar için çok zor değil. Ben kendimi önce öykücü olarak görüyorum. Öykü yazmak roman yazmaktan daha zordur. Benim roman tecrübem çok fazla değil. Aylin benim ilk romanımdı. Ondan önce de Münir Nurettin'in biyografisini yazmıştım. Her ikisinde de belli bir hayat önümdeydi zaten. Benim hayal gücüme pek fazla bir şey düşmemişti.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı