"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Beyzbolcu olmayı tercih ederdim

Duyduk duymadık demeyin...

Beyzbolcu olmayı tercih ederdim
Basketbolun unutulmaz yıldızı Kerim Abdül Cabbar, Renault Meganeomani ve NBA işbirliğinin lansmanı için İstanbul’da. Bu da ne diyeceksiniz? Reanult, Megane Coupe arabasının yeni modelinin tanıtımı için NBA ile 3 yıllık bir işbirliği anlaşması imzaladı ve bu kampanyada NBA ALL Star oyuncuları boy gösterecek. İlki, 38 bin küsur sayı sahibi, efsanevi Kerim Abdül Cabbar. Bense onunla tanışınca, hayatımın şokunu yaşadım. Bu kadar büyük bir basketbol starı, nasıl oluyor da bu kadar mütevazı biri olabiliyor diye... Öyle böyle bir alçakgönüllülük değil. Büyüdükçe küçülen insan örneği vardı karşımda.

Hayran olmamak mümkün değil. Ve inanılmaz kontrollü. “Sakin güç” olarak karşımda oturuyor. Hiçbir şey onu sinirlendiremiyor. 64 yaşında ama sanki 50 gibi. Gerçek bir dev, kapı eşikleri, cüce evlerinin kapısı gibi kalıyor. İnanılmaz tatlı bir adam. Ama çekingen, konuşurken gözlerini kaçırıyor. Bir de hayatı çözmüş bir hali var, bir zamanların efsane basketbolcusu şimdilerde daha çok bir filozofu andırıyor...

50’li, 60’lı yılların Amerika’sında yetiştiniz. Nasıl hatırlıyorsunuz o yılları...
- Siyah Amerikalıların, özgürlükleri ve hakları için mücadele ettikleri yıllardı. Debdebeli yıllar. Çok mutlu olduğumuzu söylemek zor. Özellikle siyahlar için. Tam da o yıllarda Harlem’de büyüdüm.


- Biz Harlem’i filmlerden biliyoruz...
- O izledikleriniz, gerçekçi Harlem portreleri değil. Zordu, mücadele gerekiyordu. Harlem’de gerçekten sefalet vardı ve çok kalabalıktı, iş yoktu. Eğitim imkanı da. Siyahlar, gettolarda yaşayan ikinci sınıf insanlardı. Biz ailece, Harlem’in biraz dışına taşındık. Babam polisti, annem dikiş dikiyordu. Belimizi doğrultabiliyorduk ama fakirlik sınırlarında yaşıyorduk. Hayatımız ben profesyonel olarak basketbol oynamaya başladıktan sonra değişti.

Biyografinizde, içine kapanık bir çocuk olduğunuzu yazıyor. Sebebi?
- Boyum çok uzundu. Herkes şaşkınlık içinde bana bakıyordu. Boyum yüzünden hep dikkat çektim. Bu da sanırım beni çekingen yaptı. Yapı olarak da, çok girişken ve sosyal bir tip değilim.

Ailede kim uzundu?
- Hem annem hem babam. Kendimi bildim bileli, yaşıtlarım arasında en uzun hep bendim. Çocukken, herkesten farklı olmak istemezsiniz.

Basketbol hayatınıza ne zaman girdi?
- 9 yaşındayken, 4. sınıftaydım. 42 yaşına kadar da hiç çıkmadı.

Büyük bir tutkuydu sanırım. Aşk gibi bir şey miydi basketbol sizin için...
- Doğrusu söylemek gerekirse, basketbol benim için hiçbir zaman tutku olmadı. Keşke beyzbolcu olabilseydim. Ne var ki, bütün fiziksel özelliklerim basketbola uyuyordu, basketbolcu olmak için yaratılmıştım. Bazen de şartlar, hayatınızı belirliyor.

Brezilya’da insan, sahilde kumda futbol oynayan çocuklar görür, onlar için futbol, aynı zamanda bir “sınıf atlama aracı”dır. Başarılı olurlarsa yırtarlar, daha iyi bir hayat yaşarlar...
- Aynı şey benim yetiştiğim dönemlerde siyahlar için geçerliydi. İyi basketbol oynuyorsan, önünde kapılar açılır, en önemlisi, eğitim imkanı doğar, burs alarak üniversitede okuyabilirsin. Ki ben de öyle yaptım.

Rol modelim Malcolm X

Sizin rol modeliniz kimdi?

Beyzbolcu olmayı tercih ederdim

- Jacky Robinson, Malcolm X, Charlie Parker, Miles Davis. Ve tabii babam.

Basket oynamaya başlayınca, o utangaç, çekingen çocuk, birdenbire popüler mi oldu? Daha sosyal mı oldunuz yani?
- Hayır. Ama artık göz önündeydim, insanların tanıdığı biri figür olmuştum. Medyayla da haşır neşirdim. Mecburen içinde bulunduğum kozadan çıkmak zorunda kaldım.

Bir efsanesiniz! Dünyanın her yerinde, biraz basketbol bilgisi olan, Kerim Abdül Cabbar ismini bilir...
- Evet öyle oldu. Ama NBA’den sonra. NBA, bir eşik. Hayatım yüzde yüz değişti ve sonra gerisi geldi...

Siz, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sporcularından birisiniz. Ama karşımda sanki mahalle takımında basket oynayan biri gibi oturuyorsunuz. Her şeyi son derece normalmiş gibi anlatıyorsunuz! Bu alçakgönüllülük biraz fazla değil mi?
- Değil. Ben kendimi, kaderi iyi çizilmiş biri olarak hissediyorum. Tamam ben de elimden geleni yaptım ama esas olarak, şanslıyım. Şükrediyorum ama durumu da abartmıyorum.

Sizin hayatınızdan basketi çekip alsak, ne olur...
- En fazla tarih öğretmeni olurdum. İşimi de severek yapardım. Kendimi bildim bileli tarihle ilgiliyim. Okumayı çok seviyorum. Hayatım boyunca okudum, okumak benim için müthiş bir kaçış oldu.

Sporcular okumayı çok sevmez diye bilirim.
- Ben sevdim. Ayrıca yazmayı da severim. 7 kitap yazdım bugüne kadar. Hepsi de tarihle ilgili. Zaten üniversitede de tarih okudum. Hayatta beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri tarih. İstanbul’u da o yüzden seviyorum, müthiş zengin bir tarihiniz var.

Neler biliyorsunuz İstanbul’un tarihi hakkında?
- 1453 İstanbul’un fethi. Fatih Sultan Mehmet padişahtı. Hakkında pek çok kitap okudum, büyüleyici bir kişilik. Osmanlı da son derece köklü bir imparatorluk. Viyana kapılarına kadar uzandılar. Bu topraklarda pek çok medeniyetin yaşadığını biliyorum. O yüzden İstanbul’a tekrar tekrar geliyorum. Los Angeles’tan epey bir yol ama her şeye değer. Camilerinizi çok beğeniyorum. Özellikle Süleymaniye. Tekrar göreceğim için çok heyecanlıyım. Orada kendimi çok huzurlu hissediyorum. Tarih, benim için, hayatı daha iyi anlamaya yarayan bir araç. Alacağımız derslerle dolu.

5 çocuğunuz var, basketbol oynuyorlar mı?
- En büyük oğlum oynadı ama NBA’ye giremedi.

“Başarmış” birisiniz. Bu, insana ne tür duygular yüklüyor?
- Çocuklarıma iyi bir gelecek sağlayabildim. Benim için en önemlisi bu. Basketbol onların geleceğini güvence altına aldı.

Kadınlarla aranız nasıldı? Bu kadar uzun boy, sorun yaratıyor mu?
- Bazen. Birlikte olacağınız kadınların da çok kısa olmaması gerekiyor. Allah’tan karım uzundu.

6 yılda 5 çocuğumuz oldu

Bu kadar büyük bir popülarite, kadınları mıknatıs gibi çekti mi?
- Her zaman değil. Evlendikten sonra işime iyice konsantre oldum, bunlar ikincil meseleler haline geldi.

Ne kadar evli kaldınız?
- 6 yıl, o süre zarfında 5 çocuğumuz oldu.

Bu arada Harlem basket takımının 1 milyon dolarlık teklifini nasıl reddedebildiniz? Söz konusu para, gözünüzü karatmadı mı?
- Ben parayı değil, NBA’yi seçtim. İyi ki de öyle yapmışım.

Kariyeriniz boyunca, size akıl veren birileri oldu mu?
- Olmaz mı? Oldu tabii. Kararlarımı kendim vermeye çalışırım. Ama iyi öğüt almaya da özen gösteririm, hep öyle yaptım. Akıl alacağım kişileri özenle seçtim.

Çok düşünerek cevap veriyorsunuz...
- Mizaç olarak öyleyim. Öyle fışkıran, düşünmeden konuşan bir adam değilim. Söyleyeceğim her şeyi tartarım.

19 yaşında Müslüman oldum, 5 yıl kimseye söylemedim/images/100/0x0/55ea2d92f018fbb8f86fd98b

Bir zamanlar Lew Alcindor’dunuz. Kerim Abdül Cabbar oldunuz. İslamiyet’i seçmenizin sebebi neydi?
- İslamiyet’i tanıyınca, araştırınca, özümseyince, Müslüman olmaya karar verdim. Oysa Hıristiyan olarak yetiştirilmiştim. Ama doğruyu bulmak için hiçbir zaman geç değil. 19 yaşında kelime-i şahadet getirdim ve Müslüman oldum. Benim için bütün doğrular İslamiyet’te.

Aileniz şoke olmadı mı?
- Oldular. O dönemde Muhammed Ali de farklı bir İslam anlayışından yanaydı. Öyle bir yolu tercih edeceğim diye endişelendiler. Oysa ben Sünni’yim.

İyi de, insan birdenbire din değiştirmez değil mi? Bir arayışta mıydınız, boşlukta mıydınız, inanacak bir şey mi arıyordunuz?
- Hayır, sadece hayatın özünü kavramaya çalışıyordum ve doğruların peşindeydim. Malcolm X’den de etkilendim.

Yıl kaçtı?
- 68. Kuran’ı birkaç kez okudum ve kelime-i şahadet getirdim. Ama Müslüman olduğumu, kamuoyuna 5 yıl sonra açıkladım. Ve ismimi değiştirdim.

Neden isim değiştirmek zorunda hissettiniz kendinizi? İsmi John olan bir Müslüman olamaz mı?
- Olur tabii neden olmasın. Ama Yahya olsa, daha iyi olur.

Niye Kerim Abdül?
- Bir sürü Senegalli, Cezayirli arkadaşım vardı. New York’ta Müslüman bir çevrenin içindeydim. Dediler ki “Sende Kerim Abdül havası var!”

İslamiyet’in şartlarını yerine getirebiliyor musunuz? 5 vakit namaz kılıyor musunuz?
- Maalesef şimdilerde kılamıyorum. Keşke kılabilsem.

İki sene önce 62 yaşında lösemi oldunuz. O dönem Tanrı’ya daha mı yakınlaştınız?
- Her zaman yakınız.

Eşiniz örtünmek isteseydi...
- Onun bileceği iş. Seçimine karışmazdım.

YARIN

* Hiçbir şart altında kontrolünü kaybetmemeyi nasıl başarıyor?

* Hangi samuray, onun hayatını tamamen değiştirdi?

* Bedenini ve zihnini her şeye nasıl hazırlıyor?

* Bruce Lee ile ilgili neler anlatıyor?

* Cazcıları neden kendine model alıyor?

X