Gündem Haberleri

    Beyni ile hissetmek!

    Cüneyt ÜLSEVER
    17.10.2003 - 20:34 | Son Güncelleme:

    Bilmem, kalbin öyle 'aşk oku' ile vurulup incinen bir organ değil, salak bir emme basma tulumbası olduğunu öğrenmek sizde nasıl bir his/duygu yaratmıştı?

    Ben çok bozulmuştum.

    Aynen, his dünyamızın beynimiz tarafından tanzim edildiğini öğrenmek de beni fena bozmuştu.

    Beyin akıl küpüdür diye bilirdik, buna göre de 'beyin ile hissetmek' bana bilim-kurgu uydurması gibi gözükmüştü.

    Sanki, uzaylıların aşkı akıl ile anlamaya uğraşmaları hayata geçiyordu.

    Adeta, birileri bana 'sen iki ayağı üzerinde insan rolü yapan böcekler gibi kafanın üzerindeki kılları anten gibi kullanıp, sağa sola çevirdikten sonra his hayatını yönlendireceksin', demişti.

    Sonra bir gün apansız bir aşk şarkısında:

    -Bugünkü aklımla severim, diyen bir mısra duydum.

    İlk defa bir aşk şarkısında akıl lafı geçiyordu.

    *

    Sonraları öğrendim ki, sadece aşka-meşke, sevince-üzüntüye ait değil, acıkmaya-yorulmaya, acıya-sancıya ait hisler da beyinde bir takım enzimlerin hayata geçmesi ile oluşuyor.

    Bunların algılanması beyinde oluyor ama beyin illa ki bunları denetlemiyor.

    Öyle karar vererek aşık olunmuyor veya ağlanmıyor.

    Beyin kavradığına ilk ağızda analize baş vurmadan, refleksif tepki veriyor.

    Azgın, kocaman ve denetimsiz köpekten önce korkuyor (dizlerimiz titriyor), sonra tedbir (tabanları yağlıyoruz) alıyoruz.

    Aşk enzimi kavanozdan dökülüp, tüm benliğimizi sardığını fark ettiğimizde ise iş işten geçmiş oluyor. Ancak, refleksif tepki verilen hislerin ortaya çıkması için yine de beynin aktif analizine ihtiyaç var.

    Beyoğlu'nda iki ayaklı ayıyı gördüğünüzde beynin bunun ayı olduğuna karar vermesi, belleğinde kayıtlı 'ayılardan korkulur' öğretisinin ortaya çıkması gerekir.

    Sonra, herhangi bir karar vermeden/refleksif olarak titremeye, terlemeye, hatta bazen altımıza işemeye başlıyoruz.

    Daha sonra da ana bellekten 'korktuğundan kaçmalısın!' - yerse! - komutu geliyor ve tabanları yağlıyoruz.

    *

    Tüm bunlar olurken, beynin 'kavrama' eylemlerini yapabilmesi ve sonra da ayakların gerekli gücü toparlıyabilmesi için oksijenle beslenmeleri gerekiyor.

    İşte kalp burada devreye giriyor.

    Çalışması 'hayat' demek, durması 'ölüm'!

    O ilahi bir ritm ile 'son' gelene dek habire vücuda oksijen pompalıyor.

    Tıpkı beynin uyarısı ile acıktığına karar veren insanın yiyeceklerden gerekli besinleri elde etme eylemini mihaniki bir ritmle çalışarak yerine getiren mideyi devreye sokması gibi.

    *

    Bunları neden yazıyorum?

    Biyoloji dersi vermeye mi çalışıyorum?

    Hayır, ne haddime!

    Ben genellikle gözden kaçan çok basit bir ayrıntıya parmak basmak istiyorum.

    İnsan 'bütün insan' olmak için hem his dünyasına, hem akıl dünyasına eşit ağırlık vermek zorunda.

    Birini diğerine tercih edemez.

    Ama hislerin de bir 'aklı' var.

    Hisler bizden bağımsız, tamamen denetimimiz dışında olgular değil.

    Geçen hafta da yazdım, aşkın bile bir mantığı var. Korkuların, sevinçlerin, kızgınlıkların da bir mantığı olduğu gibi.

    İşte bunun bilincinde olmak insanı bütün insan yapar.

    Aksi halde, hislerinin peşinden kör göz süreklenen insanlar ile salt güdüleri ile hareket eden hayvanlar arasında bir fark kalmaz.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı