Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Beyağaç Karagöl’de ilk kampçılar

Karagöl, yaz boyunca kuruyup, sonra muhteşem bir göl haline gelen bir doğa harikası; ormanlarla kaplı gölün çevresinde yılkı atları koşuşturuyor.

IŞIK TEOMAN’ı herkes sever.. Efendi, kibar, geniş gönüllü, yakışıklı bir gazeteci kardeşimizdir. Konak Belediyesi Basın Müdürü’dür.. Bugün onun gezginliğinden söz açacağız..
Işık, bir gazeteci-gezgindir.. Giderek Ege’de ayağının basmadığı köşe bucak, kuytu yer kalmayacaktır. Her hafta sonu yakın arkadaşlarıyla heybelerini sırtlayıp, yollara düşerler.. Kah nergis kokulu Karaburun’dan, kah tarih kokan antik kent Assos’tan, kah Alaçatı’nın taş evli sokaklarından kaleme aldığı nefis ve içten gezi yazılarını daima okuyup hepsini saklarım. Beyağaç-Karagöl gezisiyle ilgili olarak kendisiyle keyifli bir sohbet yaptık.
İlk kampçılar
-  Geçen hafta nereye gittiniz?
-  Denizli-Beyağaç bölgesine ve oradan Karagöl’e nefis bir yolculuk gerçekleştirdik. Karagöl’de şimdiye kadar kimsenin kamp yapmadığını biliyorduk.. Belki günübirlik gezintiler yapılıyor ama çadır kurup gecelenmiyordu. Gözünüzün önüne bir orman getirin, ortasında bir göl var, gece karanlığı çökmüş, göz gözü görmüyor. Her çeşit hayvanın yaşamını sürdürdüğü vahşi ortamda kamp kurmak cesaret ister. Şimdiye kadar orman içinde çok kamp kurduk ama genellikle ormancıların bulunduğu alanlara yakın oluyorduk. İlk kez kimsenin bulunmadığı doğanın göbeğine gidip çadır kuracaktık. Aykut Fırat ve Engin Yavuz ile bunları düşünerek yolculuk kararını aldık.
-  Haydi yola koyulayım?..
-  Bu arada (www.rotadoga.com) adlı bir sitemiz de var. Tüm gezilerimizi buradan izlemek mümkün olacak. Sabah 06.00’da her zamanki noktada buluştuk. Kiraladığımız Renault Kango model aracımızla rotamızı Üçkuyular’dan otoyola çevirdik. Torbalı’ya varmadan önce yol üzerindeki bir tesiste karnımızı doyurduk. Daha güneş doğmadan yolculuğumuzu başlattık.
Aydın otoyolundan devam ettik. Aydın’dan Karacasu sapağına yöneldik. Doğa uyanmış, gri ortam yerini artık yeşile bırakmaya başlamış. Karacasu ormanlarla çevrelenmiş, yeşille buluşmuş. Karacasu’da Afrodisias Antik Kenti var. Karacasu’dan kendime bir güveç satın aldım 3.5 liraya.
Karagöl karşımızda
-  Karagöl nasıl bir yer?
-  Karacasu’dan Kale’ye yöneldik. Sonra Beyağaç’a geldik, 1330 metre yükseklikteki Karagöl bölgesine, aşırı yağmurlarla iyice bozulmuş yollardan ağır ağır tırmandık. Birkaç kilometre gittikten sonra yeşilin ortasındaki sulardan yansıyan mavi güzellik bir anda ortaya çıktı. Büyülendik. Çam ağaçlarının arasında yüzünü gösteren Karagöl karşımızda duruyordu ve bir düşümüz gerçek oluyordu. Kışın kar sularıyla beslenen göl, yazın kuruyor. Gölün etrafı birkaç yüz yıllık karaçamlarla kaplı, suların iyice yükselmesiyle kökleri uzun süre sular altında kalan yaşlı ağaçlar hala yeşil ve yaşamak için direniyor.
-  Nefis bir göl olmalı?
-  Çevrelerini saran onlarca irili ufaklı fidanlar görsel bir güzellik sunuyor. Çadırlarımızı anıt ağaçların altındaki yüzlerce kozalağı temizleyerek kısa sürede kurduk. Orman denizinin içinde karşımızda Karagöl, hemen onun arkasında zirvesi karlarla kaplı Sandıras Dağı ve bizim göremediğimiz Kartal Gölü ve Topuklu Yaylası. Böyle bir üçgenin arasında akşam hazırlıklarına başladık.
Kamp ateşi
-  Geceyi nasıl geçirdiniz?
-  Kamp ateşini yaktık. Ben köfte yapmaya koyuldum, Aykut ile Engin patatesleri soymaya başladı. Masamızı donattıktan sonra mini bir foto safari yaptık. Yüzlerce kare fotoğraf çektik. Akşam karanlığı çökmeye başladığında kamp ateşini canlandırmak için odun ve kozalak topladık. Odun ateşinde patatesleri kızarttık ve kokusu bir anda çevreye yayıldı. Gece karanlığında gökyüzünde yıldızları isimlendirmeye çalışıyorduk. Patateslerin ardından köftelerimizi de odun ateşinde pişirdik. Karanlık iyice çökmeye başlayınca milyonlarca kurbağadan oluşan koro sabaha kadar sürecek olan senfoniyi başlattı. Kurbağaların seslerine, kuş sesleri de karışınca, bu sesler mozaiği içinde gece yarısını ettik.
Binlerce dekarlık bir orman alanının içinde üç çadır ve üç kampçı..  Şehir gürültüsünden uzakta, çadırlarımıza çekildik ve uykuya daldık. Sabaha kadar çadırımızın çevresine gelen hayvan seslerinin ayak tıkırtıları, yüzlerce kuşun çıkardığı farklı uğuldamaları, kurbağaların eş aramak için yaydıkları bağırtılar arasında rüyalara daldık.
Muhteşem görüntü
-  Başıboş atlar görmüşsünüz?
-  Sabah altıda uyandık, önümüzdeki muhteşem görüntüyü seyre daldık..Karaçamların ardından gelip gölün mavi suların üzerine çöreklenen sis bulutu, anlatılması zor bir güzellik getirmiş. Sis perdesi rüzgarla savruluyor ve her geçen dakikanın ardından yeni bir tablo çıkıyor ortaya.
Engin kamp ateşini canlandırmış, Aykut odun ateşinde çay demlemiş. Ben de kahvaltı sofrasını hazırladım. Kahvaltının ardından yaklaşık dört kilometre uzunluğundaki gölün çevresini turladık. Binlerce anıt karaçamın gölgesinin suya yansıdığı, bu özel ortamda, domuzların solucan bulmak amacıyla burunlarıyla kazdığı olukların arasından yürüdük.
Yaklaşık 1.5 saat süren bu gezimiz sırasında Karagöl’ün gerçek sakinleriyle de karşılaştık. Yılkı atları, sessiz sedasız göl kenarına gelip sularını içtiler ve bizden ürkerek dörtnala uzaklaşıp gittiler. Öğlene doğru çadırlarımızı toplamaya başladık. Ayrılık zordur, bu güzellikleri geride bıraktık..

X