Beta hemolitic streptococ

Hürriyet Haber
30 Mart 1998 - 00:00Son Güncelleme : 30 Mart 1998 - 00:01

Yavuz GÖKMEN

Ben bu berbat mı berbat bakteri ile çocukluğumda tanıştım. Ondan sonra bir türlü başım ‘‘Beta’’ derdinden kurtulmadı. Bu bakteri gelip bademciklerime yerleştiğinde resmen yıkıldım; ateşler içinde yandım ve Melek Hanım'ın güzel yüzüne imdat istercesine baktım.

Ben çocukken, nur içinde yatsınlar, aile dostumuz Hayrünnisa Hanım'ın eşi Doktor Naci Bey'in bir işi de yılda birkaç kere bana Penisilin iğnesi yapmaktı. Çünkü Aleksandre Fleming'in bulduğu bu harika ilaç Beta adlı netameli bakterinin tek çaresi idi.

Beta'nın en tehlikeli tarafı, önlem alınmadığı takdirde kana geçiyor olmasıydı. Buradan böbreklere giderek nefrite, kalbe giderek kalp romatizmasına, mafsallara giderek mafsal romatizmasına yol açıyordu. Menenjit ve zatürre de önlem alınamamış Beta'nın ürünüydüler.

Bu nedenle ben bu bakteriyi her gördüğüm yerde ezmek için elimden her geleni yaparım. Ama o da önce beni pestile çevirmeyi asla ihmal etmez.

* * *

Beta ile erişkin zamanlarımda da haşır neşir olduk. Meş'um bakteri arka arkaya üç oğluma da musallat oldu. Onların da yedikleri iğnenin haddi hesabı kalmadı. Ama çok şükür başa çıkmayı becerdik.

Cumartesi sabahı titremeler içinde ve boğazımda şiddetli bir acı ile uyandığım zaman başıma geleni derhal anladım. Belimden yukarı doğru bir ağrı beni kasıp kavuruyor, bacaklarım sanki duyarlılıklarını yitirmişler gibi yanlara devriliyorlardı. Yapmam gereken şeyi çok iyi biliyordum.

Bütün gücümü kullanarak kalkacak, bir hastane ya da tıp merkezine giderek bir kalçadan Penadur, diğer kalçadan Pronapen 800 yaptıracaktım. Ertesi gün bir Pronapen daha ve mesele bitecekti.

Ama yapmadım. Üstelik gazeteyi arayıp doktor istemeyi bile aklıma getiremedim. Penisilin yaptırmaktan korkar olmuştum ve bu galiba yaşlandığıma delalet ediyordu.

Bunların yerine, son zamanlarda çıkan harika antibiyotiklerden birini getirttim ve iki adet Aspirin ile birlikte yuttuktan sonra ateşimin düşmesini bekledim. Nafileydi.

Akşamüstüne kadar ateşler içinde kıvrandım ve akşamüstü daha da beter bir şey yaparak yatağın karşısındaki televizyonu açtım. Karşıma Deniz Baykal çıktı.

* * *

Yüksek ateşli olduğum için karşıma çıkan görüntüyü ilk önce kâbus zannettim. Çünkü tarife sığmaz bir görüntüydü. Deniz Baykal, bir masanın ortasında oturuyor ve hayatında takınabileceği en abus çehreyi takınmış olarak bir şeyler söylüyordu. İki yanda ikisi kadın olan kurmayları Baykal'dan geri kalmayan çehreler takınmış olarak ayakta duruyorlardı.

Hazret sanki ihtilal bildirisi okuyordu. Ama okuduğu bildiri değil bir yerlerden estirildiğini zannettiğim basit bir muhtıradan ibaretti.

İki gün öncesine kadar seçim diye tutturan Baykal, şimdi hükümete asla temel olmayan, ekonomi ve demokrasi ile ilgisi bulunmayan konularda dayatıyordu.

Galiba o da bunu biliyordu ki pek rahatsız görünüyordu.













Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı