‘Beş parasız’ eğitim

SANKİ öğrencinin “beden ve ruh sağlığı” açısından tek engel bir üniversite kampusundaki alkollü içki satan restoran.

Sanki ilim irfan önündeki tek engel Otto Restoran.
Alkol tüketimi özendirilecek bir hadise değil, eskilerin dediği gibi azı karar, çoğu zarar.
İsmet Berkan konuyu güzel bir şekilde özetledi geçtiğimiz günlerde yazdıklarıyla.
Kampusta alkol satışıyla bilimsel çalışmaların kalitesi arasında bir alaka olmadığını dünyadaki üniversiteleri örnek vererek kanıtlayanlar da oldu.
İşin bu kısmına hiç girmeyelim, tekrardan kaçınalım.
Ama öğrencinin asıl dertleri nedir, “ruh ve beden sağlığı” nicedir, onu anlamak için Milliyet’ten Ayşegül Kahvecioğlu’nun “Üniversitelerde 1 liralık dramlar” başlıklı haberine mutlaka bakalım...

* * *
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Murat Tuncer anlatıyor:
“Yemek fiyatlarını 2 TL’den 1 TL’ye düşürdükten sonra okulda yemek yiyen öğrenci sayısının birden 4 bin kadar arttığını gördük...”
Varın düşünün ne halde bazı öğrenciler.
Yemek için 2 lira vermemek uğruna 50 kuruşa poğaçayla günü geçirmeye çalışan, 3 gündür yemek yiyemediği için okulda açlıktan bayılan öğrencilerden bahsediyor arkadaşları.
Başkent Ankara’da kaldığı gecekonduyu ısıtamadığı için -yakacak odun parası yok- sıcak olur diye üniversite içindeki camide sabahlamak istediğini okul yönetimine ileten öğrencilerden bahsediyor hocaları.

* * *
İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet anlatıyor:
“Yemekhanemizde ‘kartlı sistem’ uygulanıyor. Yemek 11.00-11.15 gibi başlıyor; 14.00’te sona eriyor. Bir süre kartlı sistem kayıtlarını inceledikten sonra çok sayıda öğrencinin bir kere saat 11.00’de, bir kere de 14.00’te yemek aldıklarını tespit ettik. Yani öğrencinin öğlen yemeğinin ardından, akşam yemeğini de bu yolla temin etmeye çalıştığını öğrendik. Hemen öğün sayısını 3’e çıkardık...”
Öğrenciler aç, öğrenciler parasız.
“Parasız eğitim”den kasıt bu olsa gerek, ne acı...

* * *
Dicle Üniversitesi Genel Sekreteri Sabri Eyigün anlatıyor:
“Şehir merkezi okulumuza 6 kilometre uzaklıkta. 1 TL minibüs parası vermemek için 6 kilometre yolu her gün yayan gelen öğrencilerimiz var...”
Hakkâri Üniversitesi Rektörü İbrahim Belenli anlatıyor:
“Öğrencilerimize akşam saatlerinde 1 tas çorba veriyoruz. Her akşam yalnızca o çorba için 150 kadar öğrencimiz sıraya giriyor...”

* * *
Öğrenci dediğin genç insan. Derdini söyleyemez, arkadaşlarından utanır, aç kalır düşer bayılır yine de el açmak istemez.
Bu yeni değil, hep böyledir.
Gençler için, öğrenciler için samimiyetle bir şey yapmak istiyorsan eğer...
Üniversite kampusunda zaten çoğunun gidemeyeceği bardan barakadan önce uğraşman gereken sorunlar var.
Biber gazı sıkma, coplama, her sesini çıkaranı kargatulumba gözaltına alma, tutuklama.
“Poşu taktı” diyerek, “Vay parasız eğitim pankartı açtı” diye cezaevlerinde süründürme.
İyi hocalar, iyi okullar, iyi imkânlar sun; sonra uzak dur.
Karnını aç, ruhunu ezik bırakma.
Dövme çocukları.
Kilometrelerce yol yürütme.
Madem geleceğimizin teminatıdır bu çocuklar, nesil mühendisliği yapacağına eşit ve geniş imkânlar ver.
Hayat tarzına karışma, kılığına kıyafetine, türbanına, küpesine, sakalına piercing’ine bulaşma.
Yoksa açlıktan bayılan öğrencinin olduğu memlekette tek sorun oymuş gibi “Vay bira içiliyormuş oralarda” dersen, birileri de çıkar “Rokete atlayıp galaksinin her köşesini gezdik; görmediğimiz bir filin burnu mu kaldı?” diyebilir ve der...
O derece absürd olur...
Yazarın Tüm Yazıları