"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Berlusconi zeytinyağı verdi, ya biz...

G-8'lerin Cenova'daki buluşmalarının siyasal yönünü, sonuç bildirgesini, toplumsal çatışmalara yol açan olayları gazetelerde okudunuz.<br>

Herkesin bir ilgi alanı vardır. Ben de armağanlar üzerine düşündüm.

Berlusconi'nin konuklarına verdiği armağanları sıralayarak söze başlayalım...

Erkeklere Gucci kravat, eşlerine Gucci eşarp, Roma fresklerinden bir röprodüksiyon, bir de altı litre zeytinyağı verilmiş.

Diğerleri onların olsun, zeytinyağında gözüm kaldı. Şişesinin tasarımından asidine kadar çok merak ettim.

Zeytinyağı, bir ulusun gıda uygarlığındaki, yaşama biçimindeki simgesi olarak sunulmuştur sanırım.

Berlusconi, demek istiyor ki, bu ülke, İtalya, bir Akdeniz ülkesidir, zeytin ve zeytinyağı da Akdeniz'in sofradaki bayrağıdır.

Önce bu ülke bir Akdeniz ülkesidir ve zeytinyağı da bunun simgesidir demek istiyor.

Gıdanın, bir ulusun insanlarının belirleyici unsurlarından biri olduğu kanısındayım.

Çünkü insanın mutfağı ile kişiliği, uygarlığa bakışı arasında büyük paralellikler olduğunu kim inkár edebilir?

Aslında bir siyasetçinin değil, başka birinin de armağan seçiminin bir kişilik yansıması olduğunu söyleyebilirim.

Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar, insanlar armağan götürecekleri kişinin zevkinden çok kendi zevklerinin dairesi içinden çıkamazlar.

En azından ben böyle yapıyorum.

* * *

MERAK
ettim, biz konuk devlet büyüklerine ne armağan ediyoruz, diye.

Yemeğimizden sanatımıza kadar bizi yansıtan, bizim simgemiz olan neleri veriyoruz?

Ankara'daki muhabir arkadaşlar küçük bir araştırma yaptılar, depremden sonra armağan harcamalarının kısıtlandığını, en aza indirgendiğini söylediler.

Ben zevkle parayı hiçbir zaman karıştırmadım.

Armağan konusunda somut bir örnek anımsıyorlar.

Son AGİT toplantısından sonra verilenler:

AGİT amblemli deri çanta, bir seramik tabak, Türkiye'yi tanıtan kitaplar.

İsmail Cem de ‘‘Mevsimler’’ kitabını armağan ediyormuş, yabancı dostlarına.

Kişisel armağanlar her zaman daha değerlidir.

Türkiye üzerine kitaplar iyi bir seçim. Ama sıradan. Gerçekten biz İtalya değiliz, tanınmaya ihtiyacımız var.

Ancak bu kitaplar okunacak mı?

Konuk devlet başkanı yurduna dönünce, evinde, bürosunda bu ülkeyi anımsatacak kalıcı simge, bir armağan daha etkili değil mi?

Müzelerimizden alıp yapabileceğimiz çok şeyler var. Uzmanları önersin.

Peki sıra yemeğe gelince...

Ne vereceğiz?

Hemen cevabı yapıştıracaksınız: Türk lokumu. Alışık olmayan için pek bir şey ifade etmiyor.

Dürüm, lahmacun, acılı kebap demeyin, yabancı konukların sağlığıyla oynarsınız.

Fındığa ne dersiniz?

Cevizli sucuk. Onların da mideleri hassastır, bizim gibi değildir. Bizim midelerimiz için taş olsa öğütür sözü çok doğrudur.

Zeytinyağı veremeyiz, kopya çekmek gibi olur.

Bir kılıç, bir kalkan. Nerde oynayacaklar, korumaları görse savaş çıktı diye her yeri alarma geçirirler.

İncir, üzüm...

Bir arkadaşım önceden ipek halı, İznik çinisi armağan ettiğimizi söylüyordu. Bize ne? Benim meselem uygun bir gıda bulmak.

Keçiboynuzunun tadını ne bilsin batılı?

* * *

KALA
kala kuru baklava kaldı, armağan olarak.

Onlara ağır gelebilir.

Bize ne canım, biz armağan edelim de ister yesinler ister yemesinler.
X