Benim popülerliğim kırılgan

Hürriyet Haber
02.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme: 02.07.2001 - 00:01


<ı>Zeynep GÖĞÜŞ

Fransızlar'ın, kendini ‘‘uluslararası büyük sorunlara ilgi duyanların olmazsa olmaz dergisi’’ olarak tanıtan Politique Internationale, ilk kez bir Türk siyasetçiye sayfalarını açtı. Bugüne dek Bush'tan Castro'ya, Tony Blair'den Berlusconi'ye, Mandela'dan Schroder'e, büyük devlet adamlarıyla yapılan röportajlara yer veren ünlü dergi, bu ay serbest gazeteci Zeynep Göğüş'ten bir röportaj istedi. Röportaj yapılmasını talep ettikleri kişi ise Kemal Derviş'ti.

SUNUŞ

Kemal Derviş >kuşkusuz Türkiye'nin en popüler insanı. Cumhuriyet'in Mustafa Kemal tarafından kurulduğundan bu yana gördüğü en ağır ekonomik krizini yenmeye çalışması için Başbakan Bülent Ecevit tarafından göreve çağrılan 52 yaşındaki bu entelektüel ekonomist, Dünya Bankası Yardımcılığı'nı bırakıp 2001 Martı'nda Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı oldu.

2000 yılı başında IMF ile bir stand-by anlaşması imzalamış olan Türkiye, Kasım 2000 ve Şubat 2001'de ardarda iki mali krizle sarsıldı. Aciliyet karşısında tepki gösteren hükümet, izlenen enflasyon karşıtı politikanın ana enstrümanı olan kur çapası yöntemini terketti. Türk Lirası derhal düşüşe geçti ve yaklaşık yüzde 40 oranında değer kaybetti.

Kemal Derviş göreve atanmasından birkaç hafta sonra geçmişteki uygulamalardan radikal bir vazgeçiş olan yeniden yapılanma programını başlattı: Kayıpları 20 milyar doları bulan devlet bankaları kapatılacak, vergi oranları düşürülecek, özelleştirmeye hız verilecek, kamu borçları ve bütçe açığı küçültülecekti. Hedef, istikrarlı bir büyümeyi yakalayıp verimliliği arttırmaktı. Uygulanan bu kemer sıkma tedavisi Türkler'in canını acıtacak, ama en fazla canı acıyacak olan popülizm ve yolsuzluk üzerine kurulu bir sistemin çözülmesiyle birlikte elindeki güç araçlarını kaybetmekten korkan siyasi zümre olacak.

Türk siyasetinin karizmatik yeni şahsiyeti Kemal Derviş aynı anda hem piyasa ekonomisine hem de devletin güçlü olması gereğine inanıyor. Demokratik solda olduğunu söyleyen, ama hiçbir siyasi partiye üye olmayan, nev'i şahsına münhasır bu bakan, her halükarda pekçok Türk için umudu temsil ediyor: Bu umut, ülkeyi bulunduğu çıkmazdan çıkarma umudu.

Son kamuoyu yoklamalarına bakarsak yarın seçim olsa Türkler'in yüzde 52'si size oy verecek. Henüz birkaç ay öncesine kadar kimsenin tanımadığı Amerika'dan gelen bu adama duyulan hayranlığı nasıl açıklıyorsunuz?

- Gerçekten de böyle olmasının esrarengiz bir yanı var. Ben bunu krizin ağırlığına bağlıyorum. Kriz 2000 Kasımı'nda başladı ve Şubat'ta ani bir hızlanma yaşandı. Pekçok kişi işini kaybetti. Ekonomi 2001 yılının başından itibaren durgunluk döneminde, çok sayıda fabrikanın kapısına kilit asıldı, şirketler borçlarını ödeyemez durumdalar. Durum ne kadar kritikse bu durumdan çıkma arzusu da o denli güçlü. Ortaya ekonomik bir program koyabilmemiz, bu programın hem Türkiye'de hem de Türkiye dışında iyi karşılanması, faiz oranlarının düşmesi ve nihayet ekonomik faaliyetin bir miktar açılması ve IMF'den yardım almayı başarmamız... Bütün bunlar Türkler'in yeniden güven duymasına katkıda bulundu. Halk yeniden yapılanma programını benim kişiliğimde onayladı.

Krize sorumlu aramak gerekseydi kimi gösterirdiniz?

- Belirli kişileri itham edemeyiz. Krizin öyle birdenbire ortaya çıkmadığı, 90'ların başından itibaren başını uzattığı meydanda. İktidarda olan hükümeti krizin doğrudan sorumlusu olarak gösteremeyiz. Krize yol açan şey, popülist sistem ve siyaset ile ekonomik çevrelerin aşırı derecede içiçe olmasıdır. Türkiye on yılda çok yüksek bir dış borç sahibi oldu. Birbirini izleyen bütün hükümetler bu yapıya kendi taşlarını eklediler.

SUÇLAMAK KOLAYDIR

Karşıtlarınız sizi Amerika tarafından gönderilen özel bir temsilci olmakla suçluyorlar. Bu suçlamanın halk nezdindeki popülerliğinizi azaltma riski yok mu?

- Evet, popülerliğim çok kırılgan! Türkiye'de olsun başka yerlerde olsun, ekonomik fedakarlıkta bulunmak acı verir, özellikle de acil olarak gerçekleştiğinde. Ve bazı siyasetçiler için dış dünyayı suçlamak kolaydır. Bununla birlikte her şey açık: Halkın büyük bölümünün desteğiyle uygulamakta olduğumuz bu program bir hükümet programıdır. Bu programı Türkiye'de ve Türk yetkililer tarafından hazırlanmıştır. Ama dış desteğe ihtiyacımız var. Muhataplarımızın bize karşı büyük anlayış gösterdiklerini ve mali açıdan cömert davrandıklarını söylemeliyim. Bu programın bütünlüğü var, ayağı yere basıyor ve uygulandığı taktirde Türkiye'ye bu badireyi atlatacaktır.

Türkler’in güvenini nasıl kazandınız?

- Dünya Bankası'nda çalışırken Güney Amerika'dan Asya'ya kadar pekçok Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı ile dostluğum oldu. Onlara bu göreve atanacağımı söylediğimde ağız birliği edip hepsi de bana şunu söylediler: ‘‘Doğru ve cesaretli kararlar almak elbette önemli, ama bunun kadar önemli olan bir başka şey de neyi neden yaptığını halka anlatmak. Halkla temasta olmak ve kapalı kapılar ardında çalıştığın izlenimini vermemen gerek...’’ Bu tavsiyelere uymaya çalıştım. İzah etmeye, dinlemeye, sorulara ve eleştirilere cevap vermeye vakit ayırıyorum.

Türkiye'nin bölgesel ağırlığı olmasaydı programınız dışta bu denli sıcak karşılanır mıydı?

- Türkiye'nin Doğu Akdeniz, Güneydoğu Avrupa, Karadeniz ve Ortadoğu'nun kavşak noktasında anahtar bir stratejik konumda bulunduğunu herkes biliyor. Aynı zamanda hem Amerika, hem de Avrupa için çok önemli bir ülke. Böyle olması bazı şeyleri elbette kolaylaştırıyor. Fakat diğer taraftan da kimse başarı şansı olmayan projelere para vermez.

ÖNCE GÜÇLÜ DEVLET

Pragmatik bir iktisatçı olarak kendiniz yakın hissettiğiniz ekonomik model hangisi?

- Temelde piyasa ekonomisine inanıyorum. Büyümenin itici gücünün her şekliyle özel teşebbüs olması gerektiğini düşünüyorum; ama sadece büyük sermaye değil, aynı zamanda küçük boy şirketler, tasarruflar, toplumun bu tasarruflarını yatırıma yönlendirme arzusu. Fakat piyasa ekonomisinin iyi koşullarda işlemesi için güçlü bir devlet gerekir. Özetle, piyasa ekonomisi çerçevesinde modern bir devlet anlayışının, bir başka deyişle de sosyal demokrasi ile liberalizmin sentezinden yanayım.

Bu güçlü devlet hangi özelliklere sahip?

Saygı duyulan, yüksek kalitede kadroları olan, kararlarını baskı gruplarının etkisi altında kalmadan ve şunun bunun kısa vadeli çıkarlarını düşünmeksizin objektif hesaplara dayanarak alan bir devlet. Vergi toplayan, ülke içinde ve sınırlarında güvenliği sağlayan, servetin bir miktarını fakirlere dağıtacak kadar yeterli kaynağı olan ve sosyal açıdan devrede olan bir devlet.

4-5 yıl sonra Euro'ya geçebiliriz

Türkiye'nin AB adaylığı karşısında Almanya'nın tereddüt etmesine ne diyorsunuz?

Avrupa'daki Türk göçünü en fazla alan ülke olması yüzünden Almanya'nın belirttiği çekinceleri anlamak mümkün. Fakat böyle olması Almanya'nın sık sık bizim tarafımızda yer almasını engellemiyor. Ekonomik programda Berlin bize net bir destek verdi. Giderek daha fazla sayıda Türk kökenli Alman vatandaşı olacak. Zorluklarına rağmen bir süreç başlamıştır ve kişisel olarak benim bu sürecin sonucuna dair hiçbir kuşkum yok. Türkiye'nin ufku Avrupa'dır. Bu arada ülkemin Avrupa Birliği'ne tam üye olmasının da öncesinde en kısa sürede Euro bölgesine dahil olmasını istiyorum.Bunun süresini tam olarak söylemek zor. Muhtemelen dört beş yıl sonra. Avrupa Birliği'ne tam üye olmadan önce Euro'ya bağlı sabit bir kur uygulamamız ve hatta Euro'yu kabul etmemiz olmayacak iş değil.

Türkiye 50'li, 60'lı yılların Japonyası gibi

Tarihi anlamak için iktisatçı olduğunuzu söylüyorsunuz...

İlk gençlik yıllarımda tarih kitapları okurdum. Fransız İhtilali, Rönesans, Amerika'nın keşfiyle büyülenmiştim. Daha yakınımızda, sömürgeciliğe karşı verilen savaş da en sevdiğim konulardandı. Okudukça da ekonomik güçlerin tarihi süreçte önemini farkediyordum. Eski tutkuma olan ilgimi sürdürürken iktisat okumaya böyle başladım. 60'lı yıllardaydık ve tabii ki Marksist yaklaşımdan bir miktar etkilenmiştim.

Amatör tarihçi olarak, Türkiye'nin geçirmekte olduğu ekonomik ve siyasi krizi nasıl açıklarsınız?

Her evrim, ister sosyal olsun, ister ekonomik, ister siyasi, farklı boyutları içerir. Türkiye'nin büyük çaplı bir yenilenmeye ihtiyacı var. Nüfusu genç, olağanüstü dinamizme sahip bir ülke. Bana 50'lerin, 60'ların Japonya'sını hatırlatıyor. İnsanların yatırım yapmak istedikleri, herkesin hep daha hızlı gitmek istediği bir ülke. Çok hızlı gidince de bazen kazaya uğranıyor. Türkiye'nin eksiği bu enerji fazlasını yönlendirecek yasal çerçeve ile denetim ve düzenleme araçları.

YARIN: TÜRKİYE KÜRESELLEŞMEYE HAZIR

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı