"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Benim küçük çay dükkánım

PARİS’in Monge meydanında bir çay dükkánı var. Adı "Maison des trois thes". Bu dükkánı bayramda keşfettim.<br><br>Önündeki yüksek vitrinde sadece Çin çay kültürüne ait eşyalar var.

Girmek için kapıdaki küçük zile basıyorsunuz.

İlk adımı attığınızda, kendinizi bir dükkándan çok, her bir taraftan "Şşşştt" seslerinin geldiği bir kütüphanede hissediyorsunuz.

Uzun bankonun arkasında sadece bir kadın ve bir erkek çalışıyor.

Eşimi ve beni mesafeli bir nezaketle karşılayan erkek, daha ilk anda size, bir satıcı değil, gerçek bir uzman olduğunu hissettiriyor.

Biraz snop, biraz küçümseyici bir tarzla.

* * *

İlk dersimi, ne istediğimi söylediğim an alıyorum.

"Sizde Lapsang Souchong çayı var mı" diye soruyorum.

Yüzüne, "Herhalde yanlış bir yere geldiniz" hissi veren bir ifade yerleşiyor.

Bu ifadeyi size şöyle tarif edebilirim.

Eğer, "Pretty Woman" filmini görmüşseniz, orada bir sahne var.

Fahişe rolünü oynayan Julia Roberts çok pahalı bir mağazaya giriyor.

İşte o mağazadaki kadın satıcının ona bakarken takındığı ifadenin aynısı.

"Hayır biz Lapsang Souchong satmıyoruz" diyor.

Hemen arkasından ikinci darbe geliyor. Hem de daha küçümser bir ifadeyle.

"O füme çayda ağır bir aroma vardır. Biz aromalı çay satmayız."

Ben dersimi almış bir şekilde geri çekilirken, yüzüne bu defa sevecen bir ifade geliyor.

"Ama size gerçek bir füme çay önerebilirim."

Bu sevgi dolu ifadeden cesaret alarak "O nedir" diye soruyorum.

İşaret parmağını Philippe Starck estetiğine uygun biçimde, hafif yukarı doğru kaldırarak, "İki dakika müsaadenizi isteyebilir miyim" diyerek, alt kattaki depoya doğru gidiyor.

* * *

Biraz sonra elinde silindir şeklinde, yeşil bir kutuyla geliyor.

Silindirin içinden alüminyum folyoya benzeyen bir kese çıkarıyor.

Elindeki küçük küreği bunun içine daldırıp çıkarıyor ve yine aynı nazik hareketlerle bana doğru uzatıyor.

Hafif bir füme koku.

Bu "Lapsang Souchong" değil.

Ama gel de reddet.

"Hayır ben ille de Lapsang Souchong istiyorum" desem, o anda büyük bir iğrenmeyle bütün ilişkilerini kesecek.

Herhalde gerçek uzmanlık bu diye düşünüyorum.

Çaresiz alacağız.

"150 gram lütfen" diyorum.

Bu defa o ilk küçümsemeye bir de hayret ifadesi katılıyor.

Elindeki küçük bir kitabı bana uzatıyor ve fiyatını gösteriyor:

"60 gramı 40 Euro..."

Yani, çayı öyle istediğim gramda alamam. 60 gramın katları olacak.

Bu defa ben hayretler içindeyim.

Benim son yıllarda en sevdiğim çay olan Lapsang Souchong’un neredeyse 10 katı.

* * *

Artık geri dönüş mümkün değil.

Çay karizmamızı bir uzman satıcıya çizdirtemeyiz.

120 gram alıp çıkıyoruz.

Bundan bir gün sonra Galeries Lafayette’in yiyecek bölümünde gezerken, çay bölümüne rastlıyorum.

Hemen "Lapsang Souchong var mı" diyorum.

Sempatik bir genç kadın, "Tabii var" deyip yine silindir şeklinde kutudan küçük kürekle aldığı çayı bana uzatıyor.

Evet tam istediğim Lapsang Souchong. Ağır, isli ve aromalı.

İyice cesaret bulup, 60’ın katlarına boş veriyorum.

"150 gram lütfen" diyorum. Hiç itiraz etmeden tartıp veriyor.

Ne kadar diyorum:

"75 gramı 4.5 Euro" diyor.

* * *

Çay özellikle akşamları hayatımın çok önemli bir parçası.

Lapsang Souchong, ünlü dedektif Sherlock Holmes’un çayıdır.

İki dünya savaşı arasında çok gözde bir çaydı.

Çin’in çok küçük bir bölgesinde üretilir.

İçenler çok ağır olduğunu düşünür ama aslında hafif bir çaydır. Üstelik içindeki tein maddesi de azdır.

Bu çayı size de tavsiye edebilir miyim?

Ne yazık ki, tattırdığım herkes benimle aynı fikirde değil.

Hatta derin bir Lapsang Souchong yalnızlığı içinde olduğumu bile söyleyebilirim.

Oysa ben tam bir Lapsang Souchong bağımlısıyım...

Küçük Çin dükkánlarında bana hayretle bakan uzman satıcılara rağmen, ben Lapsang Souchong’u seviyorum.
X