"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Benim çocuğum obez

Uzunca bir süredir, kedimi gören üzerine atlıyor.<br><br><B>- Aman da ne şekermiş bu!<br><br>- Ne kadar tontonmuş!<br><br></B>Böyle seviyorlar kedimi...

Ve ben bundan nefret ediyorum.

Bütün şişmanlık imaları önce onun, sonra benim moralimi bozuyor.

Ayrıca benim suçluluk duymama neden oluyor.

Sanki kedimin sağlıyla ilgilenmiyormuşum gibi.

Bu gerçeği olduğu gibi kabullenebilmem mümkün olmadığından bir Pazar sabahı hep birlikte Animalia'ya taşınıyoruz.

* * *

Hep birlikte?

Evet.

Zafer, ben ve bizim oğlan.

Son zamanlarda Zafer ve bizim oğlanın arası bir iyi ki, sormayın gitsin. Sinir oluyorum, 6 yıllık oğlum bir süredir iyi davranıyor diye, beni sattı, kendini Zafer'in kucağına attı. Çünkü Zafer'le bizim aramız sizin bildiğiniz, benim daha önce yazdığım gibi, biraz limoni.

Ekşimtrak yani.

Peki Zafer benden intikamını nasıl alıyor?

Kedimi, kendi safhına çekerek.

Yemek veriyor, ilgi gösteriyor, şefkat yapıyor.

Ve ben gazeteden eve geç geldiğimde, onları, televizyon karşısında koyun koyuna yatarken buluyorum.

İkisi de nispet yapar gibi bana bakıyorlar.

- Sen kasetini çöz, biz sana mani olmayalım diyorlar.

Kocam, kedimi, benim sevme biçimimle seviyor.

Alçak!

Benim kelimelerimle...

Zeytinle oynamak bizim keşfettiğimiz bir oyundu mesela.

Zafer onu da aldı elimden.

Atıyor zeytini bizim oğlanın önüne, yerlerde yuvarlanıyorlar birlikte.

* * *

Bir Pazar sabahı hep birlikte Animalia'ya taşınıyoruz.

Evden çıkmaya alışık olmadığından kutusuna girmeyi reddediyor önce, zorla sokuyoruz, yol boyunca poposunu dönüp, oturuyor.

Kızıyor bize.

Küsüyor bize.

Ve o kadar üzgün ki, gözlerini bizden kaçırıyor.

Oysa biz onun iyiliğini istiyoruz, check-up'a götürmeye çalışıyoruz.

Doktorunun adı Belinda.

Bizim oğlan doğru tartıya...

Çünkü ilk göze çarpan fazla kiloları.

Nitekim 9 kilo 800 gr. çıkıyor.

Bir seviniyoruz, bir seviniyoruz!

Babam geçen geldiğinde ‘‘Koyuna dönmüş bu!’’ demişti, çünkü dışarıdan 20 kiloymuş gibi gözüküyordu, öyle değilmiş. Topu topu 3 kilo fazlası varmış. Kimin yok ki? Ama kazın ayağı öyle değilmiş! O 3 kilo fazla dediğin, onun üçte biriymiş. Şimdi bir canlandırın bakalım, üçte birinizden kurtulmak isteseniz, neler olur. Ne kadar zorlu bir rejim yapmak zorunda kalırsınız. Durum vahimmiş yani. Ama aşılabilirmiş.

Doktoru da bizim oğlanı eline aldığında, (kucağına demek istiyorum, ele avuca sığma yaşı geçti de!) ‘‘Tonton’’ diye seviyor.

Biraz sinirlendiğimi itiraf etmeliyim.

Bizim oğlan, tonton değil ki.

Obez.

Yani hasta, tedavi edilebilir.

Zayıflayacak, incecik olacak.

Bana da küçükken ‘‘Kemiği kalın’’ derlerdi de gıcık olurdum, ne kadar zayıflasan da kemiğim kalın kalacak çünkü. Çözümü yok. Tontonluk da böyle bir şey. Yerleşmiş, kemikleşmiş bir durumun tasviri yani. Ama bizim oğlan tonton değil. Bir zayıflasın, siz ondan sonra görün onu.

Tığ gibi olacak, inşallah!

* * *

Bu ‘‘Tonton’’luk meselesinde biraz da benim suçum var.

6 yıl oldu bir isim koyamadım.

Annelerin çocuklarına seslendiğini gibi abuk sabuk nidalarla çağırıyorum ya da seviyorum onu. Komik biliyorum ama ‘‘Oğluş’’ aşağıya, ‘‘Oğluş’’ yukarıya. Ama hastaneye gittiğimde adını sorduklarında o karta, ‘‘Oğluş’’ yazmaya utanıyorum.

Alınır diye.

Ergen oldu artık, onu incitirim.

Rencide ederim diye.

‘‘Adı yok’’ demeyi ya da ‘‘Kedi’’ demeyi tercih ediyorum.

Bu sefer de şöyle bir sorun çıkıyor, herkes istediği sıfatı yakıştırıyor kedime. Mesela evdeki yardımcım Leman, onu ilk gördüğü günden beri ‘‘Boncuk’’ diyor.

O da hiç itiraz etmiyor.

Ama nasıl söylesem, ‘‘Tonton’’ dendiğinde biraz bozuluyor.

* * *

Doktor Belinda (ne güzel isim değil mi?), kedimin moralinin daha da bozulacağını söylüyor.

Çünkü kedilerin tepkisi, zayıflatma uğruna, onun kökü, bunun sapı yedirilen kocaların tepkilerinden farklı oluyormuş. Ispanak kökü, kereviz sapı yedirmekle iş bitmiyormuş. Aynıca o obez mamaları lezzetsiz şeylermiş.

Hemen uyarılıyoruz:

- Size küsecek. Gözlerini kaçırmak bir yana suratınıza nefretle bakacak! Ağlayacak. Yalvaracak. Tepki gösterecek. Hatta tavır koyacak...

Kedilerin tavır koyması, evin çeşitli yerlerine koydukları başka şeyler biçiminde gerçekleşiyormuş.

Ne yapalım katlanacağız.

Bir tane oğlumuz var!

* * *

Size bir sey söyleyeyim mi?

İnsan öyle bir yaratık ki, sevdiğin biriyle ilgili bir aksilik ya da başka bir şeyle karşı karşıya kaldığında şalterinizi indirebiliyorsunuz.

Şöyle farz edin, siz TEM otoyolundasınız her şey son hızla devam ediyor, ama siz durmuşsunuz.

Geçerken korna çalanlar...

Küfredenler...

Bağıranlar, çağıranlar ‘‘Yürü be kadın!’’ diye uyaranlar...

Umrunuzda bile değil!

Hayat sizin için sadece ve sadece kucağınızdaki kediyle devam ediyor. Bütün sevginizi verdiğiniz, bütün sabrınızı aldığı biri ilişki içinde birlikte, sadece hayat değil, zamana karşı yuvarlanıp gidiyorsunuz. Zaman, sizin için onun sağlığından başka hiç bir şey ifade etmiyor.

O an için.

Şimdi ‘‘o an’’ bitti.

Kedim iyi.

Savulun geliyorum!
X