Gündem Haberleri

    Beni üzen eski fotoğraflar

    Hürriyet Haber
    16.12.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Çocuğumuz yok. Bu fotoğraflar kimlere kalacak? Bir gün kocam Doğan'ın aklına çok parlak bir fikir geldi. ‘‘Mirasımızı yeğenlerimize bırakacağız. Bir vasiyetname hazırlayalım, her altı ayda bir bizim albümlere baktıkları takdirde mirastan pay alabilsinler’’ diye gaddarca bir öneri sürdü ortaya. Bir hayli güldük. Çocuğu olmayanlar: Daha parlak bir fikriniz varsa bildirin. Ezeli beri eskiye püsküye meraklı rahmetli annemle beraber bit pazarlarını ve kötenecileri dolaşırdık. Bu tür dükkanlarda -ki bunlara dükkan demeğe bin şahit lazım- bütün eski zannedilen ve hakikaten eski olan eşyalar karmakarışık birbirinin üzerine yığılı bir şekilde, toz ve pislik içinde sergilenirdi. Aralarından eski bir şeyler bulup çıkarmak için iyice dikkatli bakmak ve uzun uzun vakit harcamak gerekirdi. Çok nadir de olsa bazı ilginç ve eski parçalar yakalamak mümkündü. Hem de çok ehven fiatlara. O zamanlar İstanbul'da bugünkü gibi bilinçli antikacılık yapan esnaf tek tüktü, okumuş yazmış bit pazarcılar yoktu. Bu tür dükkanlarda çok eğlenirdim. İNCİ KOLYELİ HANIMKimsenin görmediği bir eşyayı yakalamak, zor da olsa, anneme ve bana çok haz verirdi. Ama bütün bu eğlenceli araştırmanın içinde bizi üzen yegane eşya yerlerde sürünen fotoğraflardı. Annemle hep düşünürdük kimbilir kimlerin fotoğraflarıydı, bu yerlerde sürünenler? Fesli ve sakallı bir paşa baba, tek sıra inci kolyesi boynunda, yumuşak gözlerle size bakan hoş bir hanım türünden fotoğraflar yerlere saçılmıştı. Ne diye varisleri bunlara sahip çıkmamıştı?O günden beri fotoğraf çektirmekten nefret etmekteyim. Aksi gibi annem ve babam biz çocukken Ankara'da her altı ayda bir eve fotoğrafçı Rıdvan Bey'i çağırırlardı. Tripod'unun üzerine körüklü fotoğraf makinesini kurar ve üstüne örttüğü siyah örtünün altına girerek bizlerin fotoğraflarını, ‘‘Kutuya bakın, şimdi kuş çıkacak’’ diyerek çekerdi. Saatler süren bu işlem hem biz çocukları çok eğlendirir hem de o günlerde düzenli ve asude olan hayatımızı renklendirirdi. Hayatta her işi yapmaya çalıştım. İyi kötü hepsini de becerdim ama sevemediğimden olacak ki iki işi beceremedim. Birisi örgü örmek, diğeri ise fotoğraf çekmektir. Benim tam aksime kocam Doğan, hem çok iyi fotoğraf çeker, hem de fotoğraf çektirmeye meraklıdır. Dolayısı ile evimizde bir dolap dolusu fotoğraf albümler içinde sıralanmış olarak saklıdır. Ben eski fotoğraflara bakınca ölmüşlerimi görüp hüzünleniyorum. Hálá kendimi genç zannetiğimden olacak, yaşlandığımı farkedip sinirleniyorum. Gittiğimiz seyahatleri anımsayıp tekrar oralara gitmek hırsına kapılıyorum. Moda değişmiş ve şimdi komik gelen kılıklardaki fotoğraflara bakıp kendinizle alay ediyorsunuz. Ben bu modayı nasıl takip etmişim diye gülüyorsunuz. Velhasıl fotoğraflara bakmaktan hiç hoşlanmıyorum. Atmaya da kıyamıyorum. Bazıları bayağı belgesel. Hep ne yapacağımı düşünüyorum. Geçenlerde Suna'nın kocası İnan, annesini daha önce kaybettiğinden babası öldüğü zaman fotoğrafları nasıl yaktığını anlattı. Halbuki İnan'ın babası Ali Numan Kıraç Bey, Atatürk'ün Amerika'ya ilk yolladığı ziraat mühendislerindendi ve Eskişehir'deki Atatürk çiftliğini kurmuştu. Atatürk'le çekilmiş pek çok fotoğrafı varmış. Bayağı belgesel olan bu fotoğraflara yazık olmuş.Annem Sadberk Hanım öldüğünde pek çok kişiye fotoğraflarını verdik ve elimizde adeta fazla fotoğrafı kalmadı, halbuki şimdi çok lazım oluyor. İşin acıklı tarafı belgesel olmaları yüzünden bazen de para vererek fotoğraf satın almaktayım. Sadberk Hanım Müzesi'ne satmak için kıyafet getirenlerden rica ediyoruz. Bu giysilerle çekilmiş fotoğraflar varsa bir kopyasını da bize verin diye. Belgeli eşyanın değeri oldukça fazladır. FOTOĞRAFA BAKAN PAY ALSINÇocuğumuz yok. Bu fotoğraflar kimlere kalacak? Hep Doğan'la bu konuyu gündeme getirip çare aramaya çalışırız. Acaba bizim fotoğraflarımız da bit pazarlarında yerlerde mi sürünecek? Veyahutta kartpostal müzayedelerinde mi satılacak? Canım, kim alır bizim fotoğraflarımızı... Bir gün Doğan'ın aklına çok parlak bir fikir geldi. Bana dedi ki, ‘‘Mirasımızı yeğenlerimize bırakacağız. Dolayısı ile bir vasiyetname hazırlayalım ve her altı ayda bir bizim albümlere baktıkları takdirde mirastan pay alabilsinler’’ diye gaddarca bir öneri sürdü ortaya. Bu öneriyle bir hayli güldük ve eğlendik. Çocuğu olmayanlar: Daha parlak bir fikriniz varsa bize bildirin. Ama çok şükür, teknoloji çok ilerledi. Ve bu yeni teknoloji ile kararımızı verdik. Bütün fotoğrafları bilgisayarda bir CD'ye kopyalayacağız, belki bizler öldükten sonra bir yayın için lazım olur düşüncesiyle. Ve CD'leri Koç Holding'in arşivine depolayacağız. Ondan sonra bu fotoğrafları ortadan kaldıracağız. Müslümanlıkta bir deyim vardır: ‘‘Yarın ölecekmiş gibi hazırlan, hiç ölmeyecekmiş gibi hazırlan.’’ Biz de bu deyime uyarak bazı hazırlıklar ve çalışmalar yapıyoruz. Herkese iyi bayramlar, çocuğunuz varsa fotoğrafınızı çektirin, bu bayramdan bir hatıra olsun.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı