Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Beni geneleve satacaklardı, kaçtım

Meryem ile ilgili tüm ayrıntıları yazmak için bekledik çünkü tehditler geliyordu. Şimdi ise artık güvende olduğu için yazmanın zamanı geldi.

Yetiş Ayşe nedeniyle bana gelen pek çok epostayı da benzer nedenlerle yayınlamıyorum. Arka planda gerekli işlemleri, yardımları ekibimle birlikte yapıyor ama sizlere duyurmuyorum bazı durumlarda.

 

Bazen yazılanların fazla özel olması bazen de güvenlik nedeniyle sessiz kalmayı tercih ediyorum. Bir elin verdiğini öbür el duymamalı diyorum.

 

Ancak bu durumların dışında hem örnek teşkil etmesi hem de siz okur dostlarımın yardım edebilmesi için yayınlamayı tercih ediyorum.

 

Meryem olayında da en başta manşet olmayı hak edecek nitelikte bir olay sözkonusu olmasına rağmen gelen tehditler nedeniyle Meryem’in durumu güvence altına alınmadan ayrıntılara girmemeyi tercih ettim.

 

Dün Meryem beni arayıp; “Abla her şeyi anlatmak istiyorum” dediğinde zamanın geldiğini anladım. Hemen atlayıp gittim Meryem’in bulunduğu sığınma evine.

 

Karşılıklı ağlaşarak zor da olsa söyleştik, dertleştik Meryem’le. Başına gelenleri Allah kimsenin yavrusuna vermesin. Ağlamaktan resmen gözlerim şişti dinlerken.

 

Meryem’in gerçek isminin Meryem olmadığını daha önce belirtmiştim. Yine güvenlik nedeniyle şu an nerede olduğunu da yazmam mümkün değil anlayışınıza sığınıyorum. Röportajda geçen isim ve yerlerin dışında her şeyi tüm açıklığıyla aşağıda okuyacaksınız.

 

BEN HİÇ ÇOCUK OLMADIM

Beni geneleve satacaklardı, kaçtım

 

Ayşe: Nasıl bir çocukluk geçirdin? Nasıl bir ailen vardı?

 

Meryem: Ablam ben hiç çocuk olmadım ki. Kendimi bildim bileli çalışıyorum ben. Okula bile doğru dürüst göndermediler beni. Muhtarın zoruyla ilkokula gittim. İlkokuldan sonra da okutmadılar beni çok istememe rağmen. Bizim oralarda kızlar okutulmaz hiç. 15’ini bitirdin mi evlendirirler zaten, yoksa evde kaldın diye adın çıkar.

 

Ayşe: Çocukluğuna dair aklına gelen ilk görüntü ne?

 

Meryem: Anamın bana yünden ördüğü bir bebeğim vardı. Tek oyuncağım da oydu, onsuz uyumazdım geceleri. Bir akşam babalığım bebeğin üstüne çay dökünce ağlamaya başladım. O da sinirlenip sobaya attı bebeğimi; “Bir daha oyun yok. Koca kız oldun, yakında kendi bebeğini seversin” dedi.

 

Ayşe: Kaç yaşındaydın o sırada?

Meryem: 10


Ayşe: Peki gerçek baban nasıldı? O da kötü davranır mıydı sana?

 

Meryem: Yok, babam melek gibiydi. Çok severdi beni. Omzuna alır gezdirirdi. Sonra bir gün baban öldü dediler. 7 yaşımdaydım öldüğünde.

 

Ayşe: Sonra annen tekrar evlendi tabi. Bu ikinci evliliği anlatır mısın biraz?

Meryem: Bizim oralarda dul kadına iyi gözle bakılmaz. Onun için hemen evlendirmek istediler annemi. Komşu köyden bir talip çıktı dediler. Onun da karısı doğum yaparken ölmüş 3 çocuğuyla ortada kalmış. Apar topar evlendirdiler anamı, hep beraber babalığımın köyüne taşındık.

 

Ayşe: Kaç kardeştiniz?

 

Meryem: 4, iki ablam bir de benden küçük erkek kardeşim var. Babalığımın da 3 çocuğu vardı ama onlar bizden büyüktü.                                     

 

Ayşe: Peki yeni evine kolay alışabildin mi?                                                          

 

Meryem: Kolay olmadı tabi. Köyden taşınıp başka köye göçünce okulum değişti, arkadaşlarım orda kaldı. Ama okumayı çok seviyordum, onun için sorun etmedim hiç. Okuldan eve gelince anama da yardım ediyordum.

 

Ayşe: Babalığının sana karşı tavırlarındaki değişiklik ne zaman başladı?

 

Meryem: İlkokulu bitirdiğim zaman “Artık okumayacaksın; tarlada yardım edeceksin, ev işlerini yapacaksın. Ben kimseyi beslemek zorunda değilim” dedi. Çok ağladım ama başka şansım yoktu, boyun eğdim.

 

Bir gün anamlar tarladayken ben evde çamaşır yıkamak için kalmıştım. O gün babalığım gelip yanımda üstündekileri çıkarttı, “Al bunları da yıka” dedi.

 

Ayşe: Üstündekilerin hepsini mi çıkarttı? Çıplak mı kaldı yani?

 

Meryem: (Meryem burada ağlamaya başladı, biraz sakinleşmesini bekledik) Evet. Gömleğini, pantolonunu, çamaşırlarını her şeyi çıkarttı anadan üryan kaldı. Korktum kaçtım.

 

Ayşe: Annene anlatmadın mı? O ne yaptı?

 

Meryem: Ağladığımı görünce sordu, anlattım. Ama inanmadı ki bana. Baban o senin, öyle şey olmaz dedi. Bir de üstüne dayak yedim anamdan.

 

Ayşe: Sonra?

 

Meryem: Sonra ben babalığımla yalnız kalmamaya çalıştım. O odaya girdi mi ben kaçtım hep. Ama o her fırsatta beni köşeye sıkıştırmaya devam etti. Çok ağladım ama anam hiç dinlemedi beni.

“İftira etme babalığına” dedi başka şey demedi. En sonunda benden kurtulmak için beni 40 yaşında bir adamla evlendirdiler. Ben 16 yaşımdaydım. Kocamın 3 de çocuğu vardı. Üvey babadan kurtulurum, kendi evim olur, rahat ederim sandım, boynumu büktüm. Zaten bana kimse sormadı ki ister misin diye.

 

Ayşe: Peki rahat ettin mi evlenince?

Meryem: (Meryem burada gene ağlamaya başladı, tabi ben de başladım.)

İlk gece benden kan gelmeyince kocam ve kaynanamdan dayak yedim. Beni kapının önüne attılar, avazları çıktığı kadar bağırarak.Konu komşuya rezil oldum ilk günden. Bizim oralar ufak yer, adın çıkmaya görsün bir kez.

 

Sonra ertesi gün sabah erkenden hastaneye gittik, doktor kocamla kaynanama bakire olduğumu, bazen esnek olabileceğini, kan gelmeyeceğini söyledi. Sağolsun halime acıdı doktor; uzun uzun dil döküp, ikna etti onları.

 

Neyse en sonunda tamam dediler, beni aldılar. Söylene söylene eve geri gittik. Ama dayak ve küfürler bitmedi. Her seferinde bunu başıma kaktılar durdular.

 

Evde kaynana, kayınbaba, kocamın 3 erkek kardeşi, 3 de küçük çocuk vardı. Sonra benim de 4 çocuğum oldu.

 

Bütün işi tek başıma yaptım; tarlada çalıştım eve geldim; yemekti, çamaşırdı bütün işi tek başıma yaptım. Yine de kimseye yaranamadım ablam.

 

Ama en kötüsü evde sürekli bağırış çağırış vardı. Terlikler, çatallar, tabaklar havada uçuşurdu hep. Herkes herkese bağırırdı, en çok da bana. Günah keçisi bendim, ne olsa bana bağıracak bir şey bulurdu kocam. Kaynanam da ondan geri durmazdı ya.

 

Kocam evde oturur bütün gün çalışmaz. Sabahın köründe içmeye başlardı.

 “Bu çay neden demli değil?” diye kaynar çaydanlığı üzerime atar,üzerimde sigaralar söndürür, belindeki kemerle döverdi.

 

Kaynanam desen bütün gün bağırır çağırır oklavayla sırtıma vurur. Nerden aldık seni başımıza bir şeyi beceremiyorsun der.

Bense sustum, içime attım hep. Hepsine çocuklarım için katlandım.

 

Ayşe: Peki neden böyle davranıyorlardı?

Meryem: Zaten bizim orada bunlara cirtakozlar derler ablam.

 

Ayşe: Cirtakoz mu, o ne demek?

 

Meryem: Deli demek ablam, sülalesi böyle bunların da ben nereden bilebilirdim. Düşmüşüm delilerin arasına, sustum ben de. Bizde ancak kefenle dönersin baba evine ablam. Hoş babalığımın evine dönsem ne fark edecekti ki?

 

Ayşe: Dayağa, hakaretlere katlandın peki, bardağı taşıran ne oldu, neden kaçtın?

Meryem: Kocam üzerime bir de kuma getirdi. Onunla da hiç anlaşamadık. Bütün işi ben yapmama rağmen kocam da onu el üstünde tuttu, onun sözüyle dayak attı bana. Tabi o kız oğlan kız geldi ya, kıymetli oldu.

 

Kocam her gece rakı içip, önünde dans etmemizi istemeye başladı. Daha çok kumam dans ediyordu gerçi, ben onlara hizmet ediyordum. O daha taze ya.

 

Ayşe: Taze mi? Daha sen kaç yaşındasın ki Meryem?

 

Meryem: 29 oldum ablam. O daha 17sindeydi geldiğinde. Bazen arkadaşları da eve geliyordu. Sigaraya sarıp ot gibi pis kokulu bir şeyler de içiyorlardı.

 

Bir gece gene içki sofrası kuruldu. Sonra kocam sarhoş oldu, sızdı. Arkadaşı da fırsat bilip evin arkasındaki ahırda bana tecavüz etti bıçak zoruyla.

 

Kocama anlatamadım bile dayak korkusuna ama kumam anlatmış. Kocam da öğrenince arkadaşına kızacağına beni suçladı. Kuyruk sallamışsındır dedi. Kumam da benden kurtulmak için yalan söyledi, kendi rızamla birlikte olmuşum gibi anlattı kocama.

 

Ayşe: Bu kadar zalim olabilir mi bir insan? İftira etmek bu kadar kolay mı çocuklarının anasına?

 

Meryem: Kolaymış ablam. Zaten ben neyim ki, satılacak bir mal.

Kocam beni Adana’daki geneleve satacağını söyledi. O beni gözden çıkarınca evdekiler de beni rahat bırakmadı ablacım, kayınbabam da tarlaya gittiğimizde sıkıştırmaya başladı, “sen nasılsa o yolun yolcususun” diyerek.

En son elimdeki bıçakla zor kurtuldum elinden. Bacağına sapladım bıçağı ama sağlık ocağına dar attım kendimi. Zorlanmaktan her yerim parçalanmış ablam. (Meryem gene ağlamaya başladı. Tabi ben de, ne diyeceğimi bilemedim kelimeler düğümlendi boğazımda)

 

Ayşe: Devam edebilecek misin?

 

Meryem: Ederim ablam. Öğrensin artık herkes. Başkasının başı yanmasın. Sonra doktor haber vermiş; jandarma geldi, rapor tuttu. Baktım geri dönsem neden jandarmaya gittin diye gene bana saldıracaklar ben de dayanamadım daha fazla ablacım, kaçmaya karar verdim.

 

Ayşe: Nasıl kaçtın?                                 

 

Meryem: Anamın evine dönemezdim, babalığımdan kaçmışım zaten. Yengemi aradım, abimin hanımını. Onun yardımıyla, kolumdaki tek bileziğimi de bozdurup kaçtım. O da biraz para verdi yol için.

 

Bizim köyden birinin yanına sığındım. Sağ olsun babalık etti bana.

Zaten sana o mektubu yazmama da o yardım etti. Allah ondan da senden de razı olsun ablacım.

Beni geneleve satacaklardı, kaçtım

 

Ayşe: Memnun musun şimdi buradan? Neler yapıyorsun?

 

Meryem: Memnun olmam mı ablam? Yatacak yerim var, sıcak yemek önümde, bir de yavrularım yanımda olaydı. (Meryem’in yine gözleri doldu yavrularım derken)

 

Ayşe: Merak etme yavrularını da inşallah alacaksın yanına. Hepsi hallolacak.

 

Meryem: Nasıl alayım ablam? Beni bulurlarsa yaşatmazlar, çok korkuyorum. Bizim oralarda boşanma falan olmaz, baba ocağına ancak kefenle dönülür.

 

Ayşe: Ben yanındayım artık. Koruma altındasın burada kimse kılına dokunamaz senin. Yakında sana bir iş de bulacağız, kendi ayakların üzerinde durmaya başlayacaksın.

 

Hukuki işlemler de başladı en kısa zamanda kavuşacaksın inşallah yavrularına. Sana bunları yapanların da yanına kar kalmayacak hiç biri merak etme.

 

Meryem: Yavrularım için çalışırım ablacım, ne iş olsa yaparım. Tarlada çalıştım ben, ev işi, biçki-dikiş bilirim ne dersen yaparım ablacım yeter ki çocuklarım kurtulsun.

 

Kızım orda kalırsa benim gibi olur sonu, en azından onu kurtarabilsem, oğlanlar nasılsa kurtarır kendini.

 

Üvey anaya kalırsa kızımı da harcarlar. Sadece dayak olsa inan katlanırdım ablam, insan çocuklarının anasına yapar mı bunu?

Ölsem de kurtulsam.

 

Ayşe: Sen daha önce de intihar etmeye teşebbüs ettiğini yazmıştın bana yazdığın mektupta, hala intihar etmek istiyor musun?

 

Meryem: Ablam ben ölmek istedim doğru. Olanlar aklıma geldikçe lanet ettim yaşadıklarıma. Benim ne kötü bir kaderim varmış böyle, anamdan doğmasaymışım keşke dedim. Ama sonra aklıma çocuklarım geldi, yapamadım.

 

Bir seferinde fare zehiri içtim, midemi yıkadılar hastanede. Ölmeyi de beceremedim zaten. Ama korkma artık ölmek istemiyorum. Sayende ablacım, artık huzurluyum burada. Allah senden razı olsun.

 

Şimdi örgü örüyorum, boncuklardan takı yapmayı öğretiyorlar bana, onları da satıp para kazanacağız. Çok güzel şeyler öğreniyorum. Hayatımda ilk defa çok mutluyum. Bir de çocuklarım yanımda olaydı.

 

Ayşe: Olacak sen hiç merak etme, en kısa zamanda kavuşacaksın yavrularına sana söz veriyorum. Avukatımla gereken işlemleri başlattık, sürprizlere hazırlıklı ol.

Not: Okumamış olanlar için Meryem’in bana gönderdiği mektup

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=16583510&yazarid=344&tarih=2010-12-21

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI