Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Beni de köşkten aradılar!..

Bu aralar pek sardım ben bu “köşkten aranma” sözüne... Önce Sezen Aksu Köşk’ten aranmış, gazetelerde manşet “Köşk’ten arandı” diye...

Birkaç gün sonrasında yine bir manşet, “Hülya Avşar da Köşk’ten arandı”Komik gelmiyor mu sizlere de?Hani sanki büyük bir ödül bu. Akıllı uslu vatandaş ol, yapılanları sen de destekle, sonra otur bekle, her çalan telefonda heyecan yap dur, “Acaba arayan Köşk mü?” diye?

 

Tabi bu işin esprisi. Biz milletçe senelerdir susup oturduk. Nasreddin Hoca misali, bu sefer “Ya tutarsa” diye ümitlendik, bekledik, hala da bir ümit beklemekteyiz. Ama bu kadar sabra rağmen, bir kişi de kalkıp Köşk’ten ya da başka bir yerden arayıp, “Aferinbenim güzel vatandaşım.” demedi bizlere.

 

Biz de elbette telefonlar almadık değil, aldık tabi ki...Bankalar sık sık aradılar bizleri “Ne zaman kapatacaksın bu borcunu?” diye. İşyerimizden de aradılar bazen, "Kusura bakma seni işten çıkartıyoruz. Malum kriz var,pazartesi gelmene gerek yok” diye.

 

Her ne kadar hiçbir zaman ne babam ne amcam ne de aileden birisi Köşk’ten aranmamış olsa da, benim bir köşke dair anılarım var.Hatta, bir köşkte yaşamışlığım bile var.

 

Ben küçükken kışları Göztepe’de otururduk. O zamanlar bir “yazlık” olayı vardı. İyi kötü, birçok insan yazlık sahibiydi. Bugünkü kadar lükse girmezdi. Senin yoksa bile, illa ki eşin dostun ya da aileden birinin bir yazlığı bulunurdu.

 

Bir yaz babam dedi ki, “Haydi bakalım size sürprizim var. Bir yazlık ev kiraladım, toplayın pılı pırtıyı gidiyoruz. Evin içi kendinden eşyalı, siz giyeceklerinizi alın yeter.”

 

Tabi iki kardeş uçtuk havalara haliyle. Doluştuk bizim meşhur turuncu Vosvos’a… Önce bir sağ, sonra bir sol… Ana caddeyi de geçtikten sonra ilk ışıklardan bir sağ daha yapınca, babam kocaman bir köşkün önünde arabayı durdurdu. “İşte geldik” dedi.

 

“Nasıl yani?” dedik. “Bizim yazlık ev, kışlık evin neredeyse bir üst sokağında. Bavula falan da gerek yokmuş ki zaten. Sabah kalk git eve, giyin, iki dakika sonra zaten yazlık evdesin..”

 

Aldı mı beni bir dert, “okullar açılınca millet benle dalga geçecek” diye. İlk hafta herkes birbirine sorar durur ya, “Eee yazın nereye gittin?”diye. Ne diyeceğim ben şimdi? “Göztepe’deki kışlık evimizden çıktık yola, Caddebostan’daki yazlık evimize gittik” mi?

 

Neyse, her ne kadar bizim evin civarlardan kurtulamamış olsak da, köşkün bahçesindeki kediler sayesinde yediğim kuduz iğnelerini de saymazsak, yine de o yaz güzel geçmişti.. (Aklınıza öyle muazzam bir köşkte getirmeyin sakın. Nasıl bir yerdi diye merak ederseniz de, aynı “Sapık” filmindeki meşhur köşkü gözünüzün önüne getirin. Sakın, “Vay anasını ne para varmış köşk kiralamışlar” falan da demeyin. Kirası yaklaşık olarak, bugün üç kişilik bir ailenin Bodrum’a sadece gidiş uçak biletine eş değermiş. Annem söyledi.)/images/100/0x0/55eb617af018fbb8f8bd6a35

 

Gelelim yazının başlığının mana ve ehemmiyetine..

 

Geçenlerde üç beş hanım arkadaş dedik ki, “Hafta sonu çocukları da alalım, manzarası güzel bahçeli bir yerde iftara gidelim.” Genelliklenereye gideceğimize, toplu halde nerede kazık yiyeceğimize ve yemekten sonra nerede zehirleneceğimize bizim Figen karar verir. “Tamamdır” dedi, “Siz bana bırakın yeri. Ben halleder sizlere de haber veririm.”

 

Ertesi gün evde tamirden yeni gelen “cici laptopumu” bu sefer kuru bezlerle temizlerken, yardımcım İvanka elinde telefonla geldi.. (Türkçesi de süperdir maşallah. Şu ülkede onu dilinden anlayan tek kişi benim)

 

“Anşa, seni istiilerrrrr. Nece diyo adamben anliyemedim. Köşükten miymiş keşekten mi?”

 

“Köşük mü? Köşk olmasın?”

 

“Da, da. Sansım öle. Al da konuş.”

 

(Hay Allah, pek de hazırlıksız yakalandım. Bak şimdi. Ay niye aradılar acaba? Son yazımı mı okudular? Onu mu beğendiler?)

 

Kaptım telefonu İvanka’dan…

 

“Buyurun efendim, ben Ayşe Aral. Kiminle şettirmekteyim?”

 

“Ayşe Hanım, ben Hasan Koçanbaşı (arada parazit)………Zzzzzzzzköşkten. Sizi Ahmet…. Zzzz(parazit) Bey’e bağlıyorum… Ayşe Hanım, arada çok parazit var. Siz kapayın ben tekrardan arayayım..”

 

“Ay durun kapamayın. Ya aramazsanız tekrardan?”

 

Tekrar telefon,“Ayşe Hanım, tekrar rahatsız ediyorum. Ben köşkten Hasan Koçanbaşı. Sizi şefimiz Ahmet Bey’e bağlıyorum. Bir saniye lütfen..”

 

(Allah ,Allah. Şef mi? Nasıl yani? Haaaa anladım bu bir şifre. Eee haklılar tabi haliyle”)

 

“Alo, Ayşe Hanım, iyi günler. Saygılar sunarım efendim.”

 

 “Ay ne demek efendim. Esas ben saygılarımı sunarım. Sayın şefim, ay pardon sayın …….Ay!….. Buyurun efendim, emirlerinize amadeyim..”

 

“Estağfurullah Ayşe Hanımo da ne demek? Kusura bakmayın sizi de rahatsız ettim.”

 

“Şeref duydum efendim. Rahatsızlık da ne demek?”

 

“Sağ olun hanımefendi. Çok kibarsınız. Figen Hanım’a ulaşamayınca sizi aramak zorunda kaldık”

 

“Figen Hanım’a ulaşamayınca mı?.. Efendim ben durumu pek anlayamadım?....”

 

“Şimdi şöyle Ayşe Hanım. Figen Hanım rezervasyon sayısını net söylememiş, sizi ararım demişti. Kendisine ulaşamadık, sizin numaranızı da ne olur olmaz diye vermişti. Büyük bir yoğunluk yaşıyoruz burada biz. Kesin sayıyı sizden alabilir miyim?”

 /images/100/0x0/55eb617af018fbb8f8bd6a37

“Pardon ama siz nereden arıyorsunuz beyefendi?”

 

“Ayşe Hanım ben Pembe Köşk lokantasından arıyorum. Adım Ahmet. Buranın şef garsonuyum….”

Telefonu kapattıktan sonra, içimden önce Figen”e sonra kendime ve Ahmet Bey’e pek bir güldüm, sonra kaptım ahizeyi, bu sefer ben aradım Ahmet Bey’i. Dedim ki, "siz bizim rezervasyonu iptal edin, haftaya pazara bize tüm lokantayı kapatıverin, halkça geliyoruz biz sizin saraya...

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI