Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bende damat kábusu var

Alpay'la ne zaman bir araya gelsek mutlaka benim soba yakmadaki beceriksizliğimi hatırlatır.

Çırağan Otel Kempinski'nin Gazebo'nda güzelim Boğaz'a karşı çaylarımızı içip efendi efendi sohbet ederken kızı Zeynep'in yanında da aynısını yaptı. Efendim, 1960'lı yılların sonları. Alpay ‘‘Norma’’ adlı şarkısıyla Türkiye'yi sallıyor ama, utangaçlığından yüzünü saklıyor. Onu İstanbul'a bir gelişinde rahmetli annemle oturduğumuz Fatih'teki sobalı baba evimde konuk etme hatasında bulundum. İstanbul, buz mu buz bir kışı yaşıyor. Sabah bir baktım ki Alpay küçük salondaki somyada battaniyeye sarılmış vaziyette oturuyor. Bana; ‘Çabuk sobayı yak’’ dedi. O işin ustası olan anamı uyandırmadan bir kutu kibrit alıp kendimi kanıtlamak istedim. Çıralar bitti, kibritler tükendi, sobada tık yok. Kan ter içindeyken Alpay'ın şu tarihi sözünü duydum: ‘‘Ulan adam tek kibritle ormanı yakıyor, sen bir sobayı yakamadın.’’ İşte bizim öykümüz böyle. Şimdi de ben onu anlatayım size.

Alpay Nazikioğlu, Ankara Hukuk mezunu olup soyadı gibi kibardır ve de Başkent'in bilekli delikanlılarından biri olarak sıkı dövüşlerle de tarihe adını yazdırmıştır. Alpay'ın yaşamı aşklarla, yalnızlıklarla, romantizmle, komikliklerle, kırık kalplerle doludur. Belki de bu yüzden son albümü ‘‘Tango & Latin’’deki yorumuyla tangonun romantizmi ile Latinin çoşkusunu bir tutkuya dönüştürmüş. Özetle ‘‘Norma’’dan ‘‘El Vaga Bundo’’ya kadar Alpay hálá 40 yıl önceki Alpay.

Kız çocuğu olmayan babalığı anlayamaz

Bende şu anda damat kabusu var. Kız çocuğu babası olmak çok başka bir duygu. Bir adam kız çocuğu babası olmadan babalığın ne olduğunu anlayamaz kolay kolay. Kız çocuğuyla babanın iletişimi çok başka. Zeynep üç yaşından beri benim arkadaşımdır, ona hiçbir zaman çocuk gibi davranmadım.

Fıkra gibi evlilik

İlk evliliğimi 19 yaşında yaptım, babamın bunun çok büyük bir salaklık olduğunu söylemesine rağmen. Evlenmeden önce bir yakın arkadaşımla babamın karşısına oturup o kızı sevdiğimi söyledim. Dinledi, dinledi; ‘‘Senin bu yaptığına bok olmadan kokmak derler. Şimdi kızın ailesine gidip bizim oğlumuz lisede okuyor, çok da iyi futbol oynuyor, inşallah üniversiteyi de okuyacak mı diyeceğiz’’ dedi. Ben de ‘‘Hemen evlenmek istemiyorum, sadece kızın ailesiyle tanışın ki sevişmemizi engellemesinler’’ dedim. Babam ayağa fırladı; ‘‘Ulan böyle bir pazarlık Agop'un kerhanesinde bile yapılmaz’’ deyip bizi kovdu. Ben allem ettim, kallem ettim, Hukuk'ta 3. sınıfa geçtiğim gün onu getirdim eve ve evlendik.

Dört kez evlendim

İlk evliliğim benim salaklığımdan dolayı sekiz sene sürdü, halbuki bir senede bitmesi gerekiyordu. İkinci evliliğim bir, üçüncü evliliğim iki sene sürdü. Halen süren dördüncü evliliğimin süresini söylemem, nazar değer. Hayatıma girmiş çıkmış bütün kadınları saygıyla anıyorum, hepsine teşekkür ediyorum. Ben ne erkek gibi kadından, ne kadın gibi erkekten hoşlanırım. Kadın ön plana çıkmamalı, empoze etmemeli, erkeğe hükmetmemeli. Çünkü erkeğin erkekliğinden kaynaklanan hükmetmek gibi bir salaklığı vardır. Kadın iki adım önde yürüyüp erkeği gagalamaya kalkarsa erkek çok incinir. Dişi eşek gördüğünde kravatını düzelten, her kadına sarkan zampara tipleri hiç sevmem. Ben kur yapmasını bile bilmem, bugüne kadar hiçbir kadına asılmadım, mağrurumdur. Beni hayatımda kimse refüze etmemiştir, zaten buna fırsat vermem.

Para kazanmayı öğrenemedim

Parayla pulla hiç ilgim olmadığı için hiçbir zaman ekonomik başarılar elde edemedim. Çorapçı dükkanı açtım battık, reklam ajansı kurduk, onu da bıraktım. Hayatta hiç kimseye rüşvet teklif etmedim, etme şansım da yok, onu becerebilecek bir yapıya sahip değilim. İki tane süper gece kulübü yaptım, biri Kulüp Alpay, öteki Karpiç. Bir ay öncesinden haftanın yedi günü rezervasyonlarının dolu olduğu bir kulüp. Benim görevim oranın ambiansını sağlamak, müşteri getirmek. Her gece 250 kişinin yemek yediği lüks bir yerde insan bir senede Karun olur, değil mi? Ben babadan kalma bir evi satarak canımı zor kurtardım o kulüpten. Aşçıbaşı koynunda bütün koyunla yakalandı, benim mali polis gibi oturacak halim yok ki. Karpiç olağanüstü bir yerdi, haftanın yedi günü otobüs gibi. Para kazandık ama bir şey olamadık. Böyle yerler aile, eş, dost mutfağı olmayacak, patron bile gitse kendi hesabını ödeyecek.

Yaşı olmayan insanlardanım

Şimdi gel de merak etme Alpay'ın yaşını, yıllara meydan okumasının sırrını.

- Bazı insanların yaşı yoktur dünyada, ben de onlardanım. Ben şu ana kadar 30 yaşımı geçmedim, orada mıhlanıp kaldım. Ben moda değilim, yaşıyorum. Hiçbir zaman yaptığım işlerle avunup geçmişte yaşamadım. Benim için bugün değerli, yarın ise çok daha değerli. Cenap Şahabettin'in bir sözü var; ‘‘Hatıralar ihtiyarlamış dimağların koltuk değneğidir’’ der. Ama benim öyle şarkılarım var ki, onlar benim için çok büyük değer taşıyor, bin sene sonra bile yaşayacaklar. Mesela ‘‘Ayrılık Rüzgarı’’ konçertodur, Bach ezgisi gibidir. Hayalimdeki Resim, Eylülde Gel ve Gitme de unutulmayacaklardan. Fabrika Kızı'nı ben söylemekten bıktım ama, istiyorlar söylüyorum. İşte bunun gibi albümler hálá vitrinde duruyorsa klasik oldum demektir.

Hayatımdaki en büyük salaklık

Bu adam yıllarca sakladı kendisini, hem de bildiğiniz gibi değil.

- Doğru, senin de tanık olduğun gibi ben ünlü olmamak için ne mümkünse yaptım, ama başarılı olamadım. Utangaç bir adam olduğum için şarkıcılık bana tuhaf geliyordu. ‘‘Norma’’ duyulduğunda ortalık altüst oldu, ama bir tek resmim bile çıkmamıştı. İlk konserimi düşündüğümde bunalıma giriyorum. Ne mikrofon tutmasını biliyorum, ne selam vermesini. 40 bin kişinin karşısında top oynamışım ama, hayatımda üç kişinin karşısında şarkı söylememişim. Bir gün motorlu trenle İstanbul'a gelirken yanımda oturan güzel bir kız ‘‘Ben Alpay'a tapıyorum’’ dedi. Ben de ‘‘Nesine tapıyorsun, salağın biri’’ dedim. Kız bozuldu, döndü arkasını. Kız da çok güzel, içim gitti ama, yapacağım bir şey yok. Haydarpaşa'da inince kendi kendime düşündüm ve hakikaten salak olduğuma karar verdim. Ne var, kendini tanıtsana be adam!.. O kız yaz boyu aklımdan çıkmadı. Aylar sonra yine aynı trenle Ankara'ya dönüyorum, baktım aynı kız karşımda. Beni görünce yüzünde güller açtı. Ondan özür dileyip kendimi tanıtmaya karar vermiştim ki, bana ‘‘Bütün yaz düşündüm, Alpay denen adamın salağın biri olduğuna karar verdim, haklısınız’’ demez mi? Beni yine kendimi tanıtamadım ve öylece ayrıldık. Bu olay hayatımın en büyük salaklıklarından biridir. Şimdi ise utanç duvarını yıkmış vaziyetteyim.

BİR ÇOCUKLUK ANISI

Sarı-kırmızı tüylü yeşil şapkayı sobada yaktım

- Annem babam çok demokrat insanlardı ama, bazı konularda öyle baskıları vardı ki beni bunalıma götürebilirdi. Her ikisi de çok şık insanlardı, beni de kendi zevklerine göre giydirirlerdi, ama bundan nefret ederdim. İlkokuldayken bir gün Avusturya'dan koca bir kutu geldi, içinden kenarı sarı kırmızı tüylü yeşil bir şapka çıktı. Babam şapkayı evirdi çevirdi, ‘‘Şunun şıklığına bak’’ deyip şak dedi kafama geçirdi. Ben berbat vaziyetteyim. Bu yetmedi, ailece Güven Park'a gidilip şıklığımı belgeleyen fotoğraflarım çekildi. Üzerimde askılı kısa pantolon, ayağımda skoç çoraplar ve kafamda o tüylü şapka. Eve döndüğümüzde kafamda şapkayı imha planları kurmaya başladım. Derken kimsenin evde olmadığı bir gün şapkayı sobaya atıp kurtuldum. Ortaokul hayatım ise başka bir álem. Son sınıfa gelmişiz, benden başka kısa pantolon giyen yok. Artık dişilere ilgi de başlamış, komşunun kızıyla flört ediyoruz. Üzerime çok şık pötikare ceketimi giyip içine beyaz gömleğimi şık kravatımı takmışım, altımda ise yanında üç düğmesi olan kısa pantolon var. Ben devamlı duvarın arkasındayım, önünü çıksam rezalet görünecek. Onun içindir ki, ben kızıma bugüne kadar hiçbir konuda en küçük baskı yapmadım. Ne şuraya gitme derim, ne şunu oku derim, ne de onu giy derim.
X