Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ben yapmadım, o yaptıııııı!

İnsanın yetişemeyeceği kadar tarakta bezi olunca, en kötü şey eve geç gitmek oluyor.

Hani herkesin akşam yemeğini yediği, sonra da televizyonlardaki ana haber bültenlerini seyrettiği sıralarda, ben daha ya eve gitmek için köprü trafiğinde ya da başka yerlerde debeleniyor oluyorum.

Demek ki yine böyle saçmasapan trafikte debelendiğim günlerden birisinde, İstanbul polisinin büyük bir iştahla Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayanlara attığı ‘meydan dayağını’ ve ‘kick boks’ tekmelerini kaçırmışım...

Şimdi kendi çapında yazılar yazan bir ‘köşe kapan’ olarak, gündemi takip etmem ve bu kadar önemli bir konuyu kaçırmamam gerekir değil mi? Ama gündemi takip edememek benim suçum değil. Trafiğe takılıyorum ve ana haber bültenlerini kaçırıyorum. (Çok şey kaçırmıyorsun mu dediniz!!!) Demek ki zaman zaman benim gündemi takip edemeyip, yazılarda zırvalamam kimin suçu: Trafiğin suçu!

Zaten birkaç hafta sonra eve gittiğimde, seyrettiğim, seyretmeyi istediğim bir takım programları da seyredemiyor olacağım. ‘RTÜK amca’, ‘Bundan böyle bir seyirci olarak, senin seyredebileceğin programlara ben karar veririm’ dedi. (Ne var canım bunda, koskocaman Kandilli Rasathane Müdürü ‘deprem dede’ oluyor da, Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı ‘RTÜK amca’ olamaz mı?) Bütün uzaktan kumandalar çöpe! Yaşasın sansür! Yaşasın tek seslilik! İzlenme oranlarına göre bu programlar çok seyrediliyormuş, ne önemi var? Mühim olan, gelen ‘ihbarcı’ telefonları... Ki her daim Türkiye’de ‘ihbarcı’ olmak, niyeyse çok da kötü bir şeymiş gibi algılanmamıştır.

‘Toplumsal sorumluluk bilinciyle’, ‘reality show’ları ‘ihbar’ eden bu ‘duyarlı’ vatandaşlarımıza bir gün gidip, ‘F Tipi Cezaevleri ile ilgili bir imza kampanyası var, şu dilekçenin altını imzalar mısınız?’ deseniz, arkalarına bakmadan koşa koşa kaçar, hatta bir de suratınıza bakıp ‘Manyak mısın kardeşim sen, başımı belaya mı sokacaksın benim’ derler. O da ayrı bir mevzudur...

Ama şimdi eğri oturun, doğru konuşun, kim getirdi bu televizyonları bu hale? Kim suçlu? Tabii ki medya, değil mi! Yoksa olayın herhangi bir ‘kültür politikasıyla’ falan uzaktan ve yakından alakası yok!

Hem kim bu kadar ‘toplumsal sorunlara karşı duyarsız ve depolitize bir toplum’ haline getirdi bizi? Tabii ki ‘ihbarcı medya’... Allah’ın günü koy gazetelere cıbıldak kadın ve manken resimlerini... Yoksa ne alakası var bunun askeri müdahalelerle falan!

Hadi bırakın F Tipi’ni filan, bu ‘ihbarcı’ şahıslara ‘SSK Hastaneleri’nde çok kuyruk var, çıkın hakkınızı arayın’ deseniz bile boş! Onlar birden üç maymunun kör ve sağır olanını oynamaya başlarlar. Zaten SSK Hastaneleri’nde kuyruklar ve çekilen eziyetten de ‘ihbarcı medya’ suçlu!

Bu medya aslında Türkiye’de çok şeyden suçlu: Hızlı tren kazalarından, Emine Erdoğan’a Rusya gezisi sırasında verilen hediyelerden, küresel ısınmadan, İstanbul’da gerekli gereksiz, zamanlı zamansız yağan kardan, polisin attığı meydan dayağından, hatta bazı kişilerin sarı saçlarından!

Küçükken altından kalkamadığım bir yaramazlık yaptığımda, annem beni cezalandıracak diye korkar ve hemen kardeşimi göstererek ‘Ben yapmadım, o yaptı’ derdim. Çocukça bir bahane işte!

Ama benim çocukken, suçlu iken cezalandırılmaktan kaçmak için suçu kardeşime atmam pek masummuş meğer...

Pek de yerindeymiş demek ki!

Baksanıza koskocaman Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bile ‘yaramazlık’ yapınca ‘Ben yapmadım, ihbarcı medya yaptı’ diyor!
X