"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Ben öğretmenden yanayım

YİRMİ beş yıldır eğitim hizmetinde bulunan bir öğretmenin yakınmasına katılıyorum. Televizyonda görmüştüm Öğretmenler Günü’yle ilgili hazırlanan programlardan birinde.

Diyordu ki, “Eskiden öğrencilerim Öğretmenler Günü’nde, bayramlarda gelirler, elimi öperler, bir kart, bir mektup gönderirlerdi, hiç olmadı telefon ederlerdi. Artık kolaya kaçar oldular, şimdi bu işi SMS’le hallediyorlar, hatırlanmak güzel elbette ama SMS diğerlerinin yerini tutmuyor ki”.

Çok doğru.

SMS, hoşlanmadığım bir icat. İstemediğim, beklemediğim birçok yerden gereksiz mesajlar geliyor. Mümkün olsa önleyeceğim.

Bence de, teknolojinin bu kolaylıkları bizi çoğu zaman baştan savmacılığa götürüyor.

Gerçekten de yüz yüze konuşmayı, kutlamayı, sevinmeyi, ağlamayı unutacak mıyız? SMS’ten ne kahkaha duyulur ne de gözyaşı hissedilir.

Büyük şair Gülten Akın’ın, olağanüstü güzellikteki İlkyaz şiirinden birkaç dize durumu özetliyor:

“Ah, kimselerin vakti yok

Durup ince şeyleri anlamaya”

Benim de SMS ve bilgisayar aracılığıyla gelen kutlamalara yanıt vermek içimden gelmiyor. Kaçımızın geliyor ki?

Milyonlarca kişinin bayramını bir tuşla kutluyorsunuz. Hatta çoğu kalıp halde gelen, sakızlardan çıkan manilere benzeyen bayram tebrikleri ne kadar samimi gelebilir ki?

O kutlama e-postaları, SMS’ler, bir sevginin, bir saygının, bir yakınlığın sıcaklığını taşımıyor. Ortak sevgi beni hiçbir zaman etkilemedi.

Birçok kimse televizyonlarda konuşurken, “Nerede eski bayramlar” diye yakınırlar. Doğrusu ben bu sözü hiç kullanmadım, böyle de bir özlem duymadım.

Ancak dikkat ediyorum, bayram tebriklerine gitmeyenler, tebrik kartı yazmayanlar, bayramı bir seyahat fırsatı görenler en çok bu yakınmayı yapanlar. Onlara diyeceğim ki, nerede eski bayramlar demeyin, kart gönderin, mektup yazın, ziyaret edin, el öpün, öptürün.

* * *

DÜNYA değiştikçe, hayatın temposu hızlandıkça, insanların belli gelenekleri yeniden gözden geçirme zorunluluğu doğuyor. Ayrıca ben sevginin, saygının belirli günlerde gösterilmesinden yana biri değilim. Çok sevdiklerime, sevgimi-saygımı göstermek için neden bayramı bekleyeyim ki?

Her zaman aradığım insanları ille de bayramın sınırlı günlerinde aramak bir saygı ve sevgi ispatı mı?

Geçenlerde kırtasiyeci bir hanım dostum, kırtasiyedeki değişimi anlatırken, tebrik kartlarının -buraya kutlama kelimesi yakışmıyor- yok olmasını, kırtasiyecilikte bir alışkanlığın, bir rengin, bir zevkin kaybolduğunun nedeni olarak göstermişti.

Ben bayram tebriki derim, hususidir. Tebrik için çok güzel kâğıtlar var, düğün davetiyeleri için, özel mektuplar için kullanılan, hatırlar mısınız? Bayram tebriki yazanlardan değildim belki ama kırtasiyecilerden bu kartları mutlaka alırdım. Gelen tebrik kartlarını da yıllarca sakladığım olmuştur. Her kurum, çalışanlarına önemine ve mevkiine göre matbu kart dağıtırdı, yardımcılar, asistanlar bunu yazmaktan helak olurlardı. Ben kimsenin helakına sebep olmadım.

O kartların güzelliğini savunuyorum, yoksa tebrik yazmayı değil.

Siyasetten ticarete kadar, önemli kişilere tebrik gönderenleri tanıdım.

Onlara gelen cevapta, “bilmukabele” sözü kullanılırdı. Bunun anlamı önce siz kutladınız demekti.

Bu işlerin nasıl vakit aldığını bilirim, vakit harcamadım. Ama bayram tebrikinin önemini bilenlerdenim. Eski bayramları “Ne güzeldi” diye hatırlayıp en basit tebriki bile sürdürmeyenler, SMS’lerle eski günleri getiremezler, benden söylemesi.

* * *

BAYRAMINIZI kutluyorum. Güzellik, sağlık ve refah her gününüzü bayram kılsın.

 

 

X