Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Ben ne mal olduğumu biliyorum

    Gülden AYDIN
    19 Ocak 2002 - 23:55Son Güncelleme : 19 Ocak 2002 - 23:55

    Müzik Yazarı Orhan Kahyaoğlu, Bülent Ortaçgil'in kitabını yazdı. Türk pop geleneğinin dışında ve ötesinde bir yerin temsilcisi olduğunu düşündüğü Ortaçgil'in bu ayrıcalığını kanıtlamak için albüm albüm, şarkı şarkı inceledi.

    Bununla da kalmadı, Türk pop ve popüler müziğinin panoramasını çizdi. Ortaya, ‘‘Bülent Ortaçgil/Ayrı Düşmüşüz Yanyana’’ çıktı. Çiviyazıları Yayınları'ndan çıkan kitap, pazartesi günü kitapçılarda. Ortaçgil'le kitap ve elbette şarkıları üzerine konuştuk. Anladım ki Ortaçgil, tam da şarkıları gibi. Kentli, küçük burjuva duyarlıkları şarkılarıyla dürten, rahatsız eden ‘‘tehlikeli’’ bir adam!

    Kitabınız yazıldı. Nasıl hissettiniz kendinizi?

    - Başıma ilk defa geldi. Kahramanının ben olduğum bir kitabı okumak tuhaf. Heyecanla okuduğumu düşünmeyin. Biyografimle ilgili bölümleri, maddi hatalar olmasın diye okudum. Onu bile rahat okuyamadığımı itiraf ediyorum. Kitap Orhan'ı bağlar. Oturup biyografimi yazmadı. Beni Türk Müziği içinde bir yere oturtmaya çalıştı.

    Rahatsız, huzursuz şarkılar söylüyorsunuz?

    - Küçük burjuva ailenin iyi eğitim almış, Batı kültürünü özümsemiş, Türkiye'nin görece en iyi okullarında, en uzun tahsilini yapmış, onların şarkısını yazan adamım.

    70 kuşağı ile onlara taban tabana zıt çocukları, sizin şarkılarınızda buluşuyor. Nasıl oluyor?

    - Çünkü Türkiye'de popüler müzik denildiğinde dudak bükülüyor. Belli dönemlere, yaşlara hitap eden müzik olarak görüldüğü için ciddiye alınmıyor. Yanlış da değil. 70'lerde beni dinleyenler, hayatları değiştikçe beni takip etmedi. Benimle Oynar mısın'ı biliyor ama ondan sonra ne yaptığımı bilmiyor. Ortaçgil'i şimdi sizler değil, gençler dinliyor. Bu nedenle gençlerle diyaloğum sizlerle olduğundan daha farklı. Ben sizin için bir dönemin anılarında bir köşede taş olarak varım.

    Alpay ya da Neco gibi nostaljik olmadınız ki. Taptaze kaldınız?

    - Alpay, Neco kendi şarkılarını yazıp söylemiyorlar. Onlar iyi yorumcu, iyi şarkıcı. Benim gibi kendi şarkısını yazıp da bir şeyler anlatan fazla örnek yok.

    SOĞUK BİR İNSANIM

    Bağrımıza bir türlü basamadığımız, pıtraklı yapınız da hep var?

    - Var, var. Soğuk bir insanım aslında. Sevgim, aşkım, insanlara iyi niyetim ne kadar büyükse, nefretim de o kadar büyüktür. Bağrınıza basın istemiyorum. Pop idolu olamam, rahatsız olurum. Anlatabildim mi?

    Yapınızdan mı, duruşunuzdan mı kaynaklanıyor?

    - Yapımla da ilgili ama esas duruştan kaynaklanıyor. Örneğin bir TV programı yaptıktan sonra dışarı çıkmamayı tercih ediyorum. Suratım bilinsin, ünlü adam olayım, insanlar takdir etsin de bağırlarına bassınlarda değilim. Aksine yok olmak istiyorum. Maddi varlığımla değil, şarkılarımla birebir ilişki kursunlar ki aralarında rahat dolaşabileyim. Bu dünyanın konumu, istediğimin tersine çalışıyor. İnsanlar beni pohpohluyor. Ben bunları söylüyorken alıp da idol yaparsanız, beni anlamamış demek. Şarkılarımla iletişim kuranlar yarı saygı, yarı sevgiyle bakıyor; dokunmak istemiyor bana. Karşılaştığımda hayalindeki adam da olmayabilirim. İdol olabilirdim ama kişilik olarak rahatsız olurdum. Çünkü bunu kaldıracak adam değilim.

    Hayatı bir oyun, kendinizi oyuncu nitelemeniz samimi mi, öyle misiniz?

    - Oyun, çok aşikar bir imge. Benim çok gerçekçi taraflarım var. Dünya bir oyun değil. Çok gerçek. Ama şarkılarımda bu temayı kullandım.

    ...Mış gibi yapanları mı eleştiriyorsunuz?

    - Kendi acizliklerimi anlatarak özelden genele giden yolu seçtim. Eleştirdiğiniz şeyleri yaparken görüyorsunuz kendinizi. Mükemmelci değilim. Rahat kabulleniyorum.

    Ariflik, bilgelikten mi bu yaptığınız?

    - Bir psikiyatra gitsem, beni didiklese hiç de hoşuma gitmeyecek şeyler söyler. Bilge, hoca değilim. Ne mal olduğumu biliyorum.

    Şarkılarınızı da isteyen sevsin, dinlesin tavrında söylediniz hep?

    - Çok doğru. Şarkılarımı dışarı doğru değil, içeri doğru söylerim. Ama çoğu şarkıcının almadığı iltifatlar aldım. Hayatlarında şarkılarımın ciddi bir yeri olduğunu söylediler. Kalıcılık bu. 20 yaşındakilere yeni gibi geliyor. Samimi olanı, içe işleyeni anlıyorlar.

    70'li yıllarda Türk popunda folk ögeleri popülerken siz bakmadınız bile?

    - Bir şeyi yapmam gerekir diye yapmam. Hoşa giden, kabul gören şey yapma gerekliliği duymadım. Orhan Pamuk'u bile iki yıl önce okudum. Çok popüler olanı, okumayayım inadıyla okumadım. Hayatımı sırf müzikten kazanan biri olsaydım, bu büyük lafları edemezdim size. Benimle Oynar mısın'ın çıkışı bile bir şanstı. 1974'te Ali Kocatepe yapalım demeseydi olmazdı. Plak 5 bin sattı. Hayat sizi çok zorluyor. O zaman maymun gibi oynayabilirsiniz. Bu nedenle '74-'90 arasında albümüm yok.

    Parayla aranız iyi olmadı, ekonomik sıkıntılar da çektiniz?

    - Bütün geçmişim ekonomik sıkıntıyla dolu. Son birkaç yıldır biraz rahatladım. Daha fazla konser veriyorum. Albümlerin telifleri çalışıyor, Akademi İstanbul'da Grup Müziği dersi veriyorum. Her çarşamba Jazz Bar'da söylüyorum. Eğer alçakgönüllü bir hayata eyvallah diyorsanız, yetiyor.

    HİÇBİR ZAMAN 30 BİNDEN ÇOK SATMADI

    Ortaçgil, şarkılarında en çok tüketim ilişkilerinde sıkışıp kalmış, bireyselliğini geliştirmeye çalışan insanın hallerini konu ediyor.

    İkili ilişkiler ve özellikle aşk, birçok şarkısının ana teması. Ama kutsanmayan, çelişkili, o denli de samimi aşklar bunlar.

    Bir TV söyleşi-müzik programında o günün pop müziğine nasıl baktığı sorulmuştu. Ortaçgil'in yanıtı ‘‘Bakıyorum ama uzaktan’’ olmuştu. Ortaçgil, kendini pop ortamından tamamen dışlayan, günümüz popunu lanetleyen bir adam olmadı. Ama bu ortamın gürültüsüne de hiç kaptırmadı kendini.

    Firmaların taleplerine göre yönlendirmedi çalışmalarını. Klip projesine karşı çıktı. Belki bu tavrı yüzünden albümlerinin satışı hiçbir zaman 30 bini aşmadı.

    Kendisiyle ciddi biçimde alay ediyor

    Kitapta yer yer Ortaçgil'in yaşamı konu oldu. Ama daha çok sanat tavrı ve felsefesini ele aldım. Pop müziğimizin tarihinin ana kesitlerine, akımlarına yer verdim. Genel siyasal perspektif ve müzik algısını, serüvenini de anlattım ki Ortaçgil'in müziğinin farklılığı öne çıksın. Bülent Ortaçgil'in müziğiyle 25 yıl önce tanıştım; Benimle Oynar mısın albümüyle. Radyo ve TV'de dinlediğim pop çizgilerinin çok ötesindeydi. Albümün en çekici yanı, büyülü ironik sözlerdi. Sonraki yıllarda yeni kuşak tarafından da dinleneceğini kestirememiştim. 1980'li yıllarda baktım, albümü dinleyen birçok insan var. İşin ilginci, 2002'ye geldiğimizde de durum aynı. Ortaçgil hep rahatsızlığın, huzursuzluğun şarkılarını yazdı. Onu, dünyadaki protest müzikle aynı kategoride düşünenler de oldu. Kategori dışınalığına rağmen toplumun yaşama biçimi, değer yargıları ve ahlak kriterlerini sorgulayan, eleştiren şarkılar yaptı. Kentte yaşayan, çoktan kentli olmuş insanların çelişkilerini ortamlarıyla, mekanlarıyla, duyarlıklarıyla şarkılarına taşıdı. Hem de temiz, anlaşılır Türkçeyle. Yaşadığı kentin izini sürdü, başka kentlerin değil. Şarkılarındaki sıcaklık, sadelik bundan. Ortaçgil'in Anglosakson müzik ortamındaki şarkı yazarlarından bir ayrıcalığı da yaşadığı kent insanının duyarlığını, özel bir humor ve ironiyi şarkılarına taşıması. Kendisiyle ciddi biçimde alay ediyor.

    BAZI ŞEYLER KİTLESEL OLMAMALI

    Gençliğimden beri bazı şeylerin kitlesel hale dönüşmemesi gerektiğine inanırım. En sevilen müzisyen olsaydım Türkiye'nin konumundan şüphe ederdim. Dolayısıyla konunum doğru. Daha az, seçmece insanın beğenisine sunuyorum.

    KENDİYLE BARIŞIK DİNCİ ÜÇKAĞITÇI MARKSİST’TEN DAHA GÜVENİLİRDİR

    Varoluşçu edebiyatla büyüdüm. Bu nedenle kendimi hiçbir akıma ikna edemedim. Bir insanın savunduğu fikirler ne kadar önemli olursa olsun, öyle yaşamadığı sürece hiçbir önemi yok. Kendisiyle barışık dinci, üçkağıtçı marksistten daha güvenilir. 20 yaşında da böyle düşünüyordum.
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı