Gündem Haberleri

    Ben İstanbul'u hakettim

    Hürriyet Haber
    17.03.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    20 YILLIK POLİTİKACI

    1953 yılında Konya'nın Ereğli ilçesinde dünyaya gelen Ali Talip Özdemir, 1977'de Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'nden makina yüksek mühendisi olarak mezun oldu. 12 Eylül sonrasında askeri yönetim tarafından Konya Ereğli'yi belediye başkanı olarak atandı ve 1984 seçimlerinde aynı yerde belediye başkanı seçildi. 1987 seçimlerinde Konya Milletvekili, 1991'de Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı oldu. 1992'de ara yerel seçimlerde Bakırköy Belediye Başkanı oldu iki dönem bu görevini sürdürdü. 1995 seçimlerinde İstanbul milletvekili oldu. ANAP ve DYP'den oluşan 53. Hükümette Basın ve Enformasyondan sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptı.

    Hayat serüveninize 12 çocuklu bir ailenin üyesi olarak başladınız. Babanız Sümerbank'ta işçiydi. Çocuk Ali Talip Özdemir neler çekti?

    Ben Konya Ereğlisi'nde doğdum sıkıntılı bir aile yaşantımız vardı. Bunu da her fırsatta söylüyorum. Ayıp da değil. Onun için bu dargelirli vatandaşın sıkıntısını özümsemek benim için önemli. Bir belediye başkanının sosyal devlet anlayışını içine sindirmesi gerekmektedir. İstanbul'da gelir dağılımının yüzde 80'ini nüfusun yüzde 20'si paylaşıyor. Gelirin yüzde 20'sini ise geriye kalan yüzde seksen vatandaş paylaşmak zorunda kalıyor. O dönem içinde ben evin ikinci küçüğüydüm. Benden sonra ise şimdi binbaşı olan kardeşim doğdu. O zamanlar aşevinden yemeği ben alırdım.

    Aşevinden yemek mi alırdınız?

    Evet. Ben terzi ve berber çıraklığı yaparak büyüdüm. Yüksüğü elime bağlamışlardı. Bir ay boyunca elimde bağlı kalan yüksüğün yeri şişmişti. Üniversiteye geldiğim zaman kalacak yerim yoktu. İşyerinin temizliğini yaparak orada geceleri kaldım ama çok da başarılı bir makine mühendisliği tahsilim oldu. Yüksek mühendis oldum ve aynı memlekette belediye başkanı oldum.

    Yengeç burcuyum, duygusalım

    O günlerden hiç unutamadığınız yüreğinizi yaralayan bir anınız var mı?

    Ailemiz çok kalabalıktı ve annem beni öğlenleri yemek yemem için babamın çalıştığı fabrikaya gönderirdi, aradan biri eksilsin diye. Bir gün fabrikanın kapısında bekçi olan Ali Amca beni içeri almamıştı. Oturup fabrikanın kapısında dakikalarca ağladım. Yıllar geçti ve ben o fabrikada dokuma şefi olarak, işletme mühendisi olarak işe başladım. Ali Amca hala o fabrikanın kapısında bekçiydi ve o beni içeri almadığı kapının önünde durup bana selam veriyordu.

    Neden politikaya atıldınız?

    Ben insanları çok seviyorum. Yengeç burcuyum ve duygusal bir yapım var, çok çabuk üzülüyorum. İşte beni politikada kamçılayan bu oldu. İki dönem Konya Ereğli belediye başkanlığı yaptım. Parlamentoya geldim. Çevre komisyonu başkanlığı yaptım. Devlet bakanı, Bakırköy belediye başkanı ve çevre bakanı oldum. Marmara ve Boğazlar Belediyeler Birliği Başkanlığı yaptım. O sırada bir çevre envanteri hazırladık.

    Yani İstanbul'a iyi hazırlandınız.

    O dönemde bir İstanbul perspektifi çizmeye çalıştım. Gördüm ki bugüne kadar hiç kimse İstanbul'un çevre envanterini hazırlamamış. Çevre bakanlığına sordum, onlarda yoktu ve ben hazırladım. Sonra tekrar Bakırköy belediye başkanlığına aday oldum ve yüzde 50 oyla seçildim aynı yere. Bakırköy tam bir mozayiktir. Orada her kesim ve inançtan vatandaş vardır. Alevisi, Sünnisi, Ermeni, Süryani, Rum yani her gruptan, her iki kişiden biri bize oy verdi. Bu fevkalade önemlidir. Çünkü aynı yerde tekrar belediye başkanı olursanız yıpranırsınız. Seçilmiş olmam başarının teyidi anlamına gelmektedir. Sonra milletvekili seçildim ve devlet bakanı oldum. Sonra kendi isteğimle İstanbul'a belediye başkan adayı oldum.

    Çalmadım, böyle bir huyum yok

    ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, bu seçimlerin hukuken olmasa da fiilen iki turlu olacağını söylüyor; vatandaşın iki kere düşünerek oy pusulasına damga vurmasını istiyor. Bu seçimler, sizin için olduğu kadar Türkiye için de çok önemli hale geldi.

    Geçmişte değişik başkanlar görev yaptı. Bütün bunları toparladığımızda, bir beş yıl daha kumar oynama hakkımızın olmadığını bilmeli İstanbullular. Şimdi diyorum ki: Ben çalıştım, işte tecrübem de ortada. Şimdi Ali Talip olarak İstanbul'un bütününe talibim. Bu işi yapabileceğime inanıyorum. Ben isteseydim milletvekili seçilebilirdim. Ama zor olanı tercih ettim. 20 yıldır politikadayım ve hiç akçeli işlere başvurmadım. Çalmadım yani. Böyle bir huyum ve prensibim yok. Bunu yapanların da politikacı değil hırsız olduğuna inanıyorum.

    Kamuoyuna açıkladığınız beş projeniz var. Bana üçü çok ilginç geldi. Biri 1 milyon 800 bin İstanbullu'yu sigortalı yapmak, ikincisi günün belirli saatlerinde otobüslerden ücret almamak ve belediyenin ürettiği ekmeğin fiyatını 20 bin liraya indirmek. Çok iyi niyetli projeler ama o kadar kişiyi sigortalı yapmak imkansız gibi. Hele ki sosyal sigorta sisteminin çökmekte olduğu bir ülkede. Bu projeler bana çok popülist geldi.

    İstanbul'da sosyal denge o kadar bozuk ki, siz istediğiniz kadar başarılı belediye başkanı olun; ortalık karışıksa, adalet yoksa şehremini (belediye başkanı) sıfatıyla nasıl rahat dolaşabilirsiniz? Belediye başkanının işi asfalt dökmek, yol yapmak değil vatandaşına sahip çıkmaktır. Bunun için Halk Ekmek elimizde büyük bir olanaktır. Ekmek 40 bin liradan satılıyor. Bunu yarı fiyatına indirecek ve fabrikaların kapasitesini iki kat artıracağız. Hepsinin kaynağı var. Belediye otobüslerini sabah akşam bedava yapmamız, trafiği de rahatlatacaktır. İTÜ'nün yaptığı araştırmaya göre bu uygulama, yüzde 8 trafik yoğunluğunu azaltacaktır. Ayrıca 1 milyon 800 bin vatandaş İstanbul'da sahipsiz durumda. Hastane kuyruklarında çile çekmekte, ilacını alamamakta tedavi olamamaktadır. Bu vatandaşları sigortalı yapmanın bedeli 100 milyon dolar. Belediyenin sağlık bütçesi de o kadar. Bu kaynağı olduğu gibi bu yöne kanalize ettik mi sorun bitecek demektir. Sigorta şirketiyle konuştuk, onlar bize her vatandaşı 50 dolara sigortalabileceklerini söylediler. Ayrıca belediyeden hastane yeri isteyen girişimciler var. Ben onlara ‘‘Her yıl örneğin bin kişiyi ücretsiz olarak tedavi edecekseniz ben size bedava hastane yeri veriyorum’’ diyeceğim.

    Önce tüp geçit gerekir

    Köprü mü, tüp geçit mi tartışmasında siz tüp geçitten yana tavrınızı koydunuz.

    Evet ama köprü de yapılabilir. Örneğin 2025 yılında böyle bir ihtiyaç doğarsa buna hayır diyemezsiniz.

    O kadar uzağa gitmeye gerek yok örneğin İstanbullular'a ‘‘2005 yılına kadar Boğaz'a yeni bir köprü yaptırmayacağım’’ diye bir söz verebilir misiniz?

    Tabii ki veririm. Önce tüp geçidi yapıp insanları rahatlatmak gerekir. Bütün mimarlar, mühendisler ve planlamacılar oturmuş tüp geçit demiş, bir bakan da ortaya çıkarak köprü diye tutturmuş. Bunu neye göre yapıyorsun kardeşim. Zaten imar planında da köprü yok.

    Siz 12 Eylül sonrasında askerler tarafından Ereğli'ye belediye başkanı olarak atandınız, sonra da seçildiniz. Darbelere bakışınız nedir?

    O dönemde ben sıradan bir vatandaştım ve beni uygun gördüler. Tabii ben demokrasiden yanayım. 12 Eylül'ün şartları çok farklıydı.

    Allah göstermesin tekrar aynı şartlar ortaya çıksa ve böyle bir teklif alsanız atanmayı kabul eder misiniz?

    Hayır, asla. Şimdi onun için mücadele veriyoruz. ANAP asker müdahale etmesin diye yıpranma pahasına DSP ile bir araya geldi.

    Tekrar İstanbul'a dönelim. Tarihi yarımada için bir projeniz var mı?

    En büyük hedefimiz tarihi yarımadayı trafiğe kapatmak olacaktır. Zarif ve oraya yakışan bir toplu taşım programı uygulayacağız. Bir de otopark sorununu yeraltında çözeceğiz. Sadettin Tantan'ın, Unesco ve Avrupa Birliği ile başlattığı projeleri sürdüreceğiz çünkü tarihi yarımadanın sorunlarını Sayın Tantan'ın başlattığı projeler çözecektir.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı