Gündem Haberleri

    "Ben hala solcuyum"

    Gülşah ERKAYA - hurriyet.com.tr
    15.12.2009 - 11:25 | Son Güncelleme:

    CHP'den sürpriz bir şekilde DP'ye geçiş yapan eski başkan Celal Doğan transferi anlattı.

    Demokrat Parti’ye geçişi sola ihanet olarak değerlendirilen Celal Doğan’dan transfer savunması: DP’yi sivil siyaseti benimsediği için tercih ettim. Ben hala solcuyum ve 68 kuşağındanım. Türkiye’de demokrasi olsaydı Menderes asılmazdı, Türkiye’de demokrasi olsaydı Deniz Gezmiş ve arkadaşları da asılmazdı.
     
    Doğan,  Demokratik açılımın düşünce olarak doğru olduğunu fakat yanlış yönetildiğini belirterek, “5 ay önce mi Kürt halkıyla Türk halkı birbirine yakındı, şimdi mi daha yakın. Projenin özünde bir yanlışlık yok. Projenin yanlışlığı yönetim biçiminden kaynaklanıyor. ‘Kim Türkiye’de anaların ağlamasını ister’ sloganı çok güzel. Ama anaları ağlatmayalım derken daha çok ağlatacak noktaya taşırsak bunun bedeli çok ağır olur” dedi.

    Siyaseti Gaziantep’teki CHP oylarıyla yapmayı düşünmediğini belirten Celal Doğan, “CHP’nin Gaziantep’teki 2 milletvekillik oyu var zaten. CHP ile bir husumet besleyerek, onların oyunu çekerek bir siyaset yapmayı düşünmüyorum. CHP tabanına çok büyük bir saygım var. Ama Gaziantep’te CHP’nin yüzde 22’ye düşmüş oyu ile siyaset yapmak doğru değil zaten. Hedefimde CHP’nin Gaziantep oyları yok. Ben Türkiye’nin geneline bakarak siyaset yapıyorum” dedi.

    - Sizinle yaptığımız en son röportajda ‘Bir kızı bin kişi ister bir kişi alır’ demiştiniz. Neden Demokrat Parti?

    Demokrat Parti’yi tercih etmemin gerekçesini şöyle izah edeyim;
    1950’de DP seçime giriyor ve 14 Mayıs 1950’de seçimi kazanıyor. Seçimi kazandıklarında bakıyorsunuz ortaya çıkan manzara sadece bir sandıkla ortaya çıkan iktidar değişimi değil. Hatta daha enteresanı o dönem asker İnönü paşayı ziyarete geliyor ve diyor ki “Siz iktidarı teslim ederseniz, hala rejim oturmadı. Böyle Türkiye geriye gidebilir. Eğer uygun bulursanız müdahale edelim. Siz iktidarı devretmeyin” diyorlar. İsmet paşanın lafı şu, “Benim en büyük eserim bu iktidarı devretmek olacaktır” diyor. 14 Mayısa baktığınızda DP iktidara geldiğinde söz sahibi kim oluyor, Köylüler, işçiler, dar gelirliler, esnaf, yoksullar. Yani o güne kadar toplumun geri itilmiş kesimi söz sahibi oluyor. Biz buna siyasi tarihte “Beyaz ihtilal” diyoruz. Türkiye’de cumhuriyet 80 küsur yıldır yaşıyor. Demokrasimiz zaman zaman müdahaleye maruz kaldı. En son 12 Eylül’de Kenan Evren faşizmi geldi. Kime karşı geldi? Sivil anlayışa karşı geldi. Yıllardır hep şunu savundum. Bizim birinci asli görevimiz demokrasiyi yaşatmaktır. Demokrasi karşısında CHP’nin yapısı belli. Başındaki kadronun iktidar olmanın ötesinde sivilleşmeyen bir yapısı var. Sivil siyasi anlayışın demokrasiyi yeşerteceği ve genişleteceği kanaatinde olan bir insanım. O nedenle demokrasi ocağı yeniden tütmeye başladığı zaman Yunus Emre gibi “bu ocağa biraz odun taşıyalım” anlayışıyla bu partiye girdim.
    Bana hiç kimse “Celal Doğan, Demirel dönemindeki gibi AP’nin, Özal dönemindeki gibi ANAP’ın hazır yüksek oyu var. Bakan, milletvekili olmayı seçtin, koltuk peşindesin” deme hakkına sahip değiller. Çünkü o eski oylar yok şu anda.
    Çünkü şu anda bu dediğim ocak yavaş yavaş tütmeye başladı ama henüz alev yanmaya başlamamış. Ben bu ocağa odun taşıyarak kendi gücümle bir şeyler katmaya çalışıyorum. Bana hiç kimse “Celal Doğan koltuk düşündü, hazır bir yere kondu” deme hakkına sahip değil. Ben yapılmakta olan bir binaya tuğla taşımak için gittim ve şimdi oradayım. Sivil olduğu için gittim. Geçmişte sivil anlayışın sahibi olmuşlar. Benim tercih ettiğim demokratik anlayışa sahip olduğu için oradayım.

    - DP ortanın sağı bir parti olarak görülüyor. Siz de kendini sürekli yenileyen, sosyal demokrat ruhlu bir siyasetçisiniz.

    Ben hala solcuyum ve 68 kuşağındanım. Hep şunu söylüyorum, “Türkiyede demokrasi olsaydı Menderes asılmazdı, Türkiye’de demokrasi olsaydı Deniz Gezmiş ve arkadaşları da asılmazdı. Bu nedenle ilk önce Türkiye’de demokrasiyi inşa etmek gerekir. Ne geçmişimden en ufak utancım var ne de pişmanlığım var. Ne de geleceği inşa konusunda en ufak bir tereddüdüm var. Eğer fark ettiyseniz Anavatan’la Doğruyol’un birleşme kurultayında ne merkez sağ ne de merkez sol lafı edilmemiştir. Tamamen merkez lafı edilmiştir. Bugün DP’nin kurulduğu nokta merkez anlayışı ifade etmektedir. Merkez sağda bir parti değil.
    Türkiye’de radikal oyları gerek sağda gerek solda ne kadar artarsa demokrasinin yaşama ömrü o kadar azalır. Demokrasi merkezin makuliyeti üzerine inşa edilmiş bir yapının eseridir. Demokrasiyi kalıcı ve sürekli kılmanın yolu merkezin güçlü olmasından geçer. Bizde bu anlamda merkezin güçlü olması için çalışıyoruz.

    - Gaziantepli bir siyasetçisiniz. Gaziantep yıllardır solun kalesi olarak görüldü. Seçimlerde radikal diyebileceğimiz bir parti yüksek oy aldı. Bunu tehlike olarak mı gördüğünüz için mi geri döndünüz?

    Sadece Türkiye’de değil bütün demokrasilerde radikal yapı bir tehlikedir. Radikal anlayışın egemen olduğu ülkelerde ya erken seçimlerle yenileye yenileye merkezi oturtabilirsiniz. Veya rejimin yaşamasını elden kaçırabilirsiniz. Onun için bizim görevimiz sivil siyasi rejimi bütün koşullarda ne olursa olsun yaşatmaktır. Onunla ilgili merkezi inşa etmeye çalışıyoruz. Gaziantep’e gelince her şey ortada zaten. Anlatmaya gerek yok, manzara ortada. Rakamlar gerçeği ortaya koyuyor. Ben Antep’te 15 yıl belediye başkanlığı yaptım. Benim olduğum dönemdeki aldığım oylar ortada.

    - Vatandaş oy verecek parti seçeneğinin olmasından yakınırdı. Şimdi sağdan veya soldan kararsız seçmenin de oyuna talip olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

    Bundan önceki seçimlerde vatandaş ‘ne yapalım, kime oy verelim’ diye seçenek olmadığından şikayet ederlerdi. Ortada geçmişten Adalet Partisi’nin yaptıkları var. Anavatan Partisi’nin yaptıkları var. Ve bunu yapanların kadrolar ortada. Bu kadroların da Türkiye’yi bir maceraya sürüklemediğine dair temiz sicilleri var. O nedenle Türkiye’de vatandaşın seçenek arama konusunda ki mazeretlerini azalttığımızı düşünüyorum. Kral Heroklates’e, ‘Rahip kral baban ölüyor senin rahip kral olman gerekiyor’ demişler. O da ‘ Ben bu sıfatı almam kardeşime verin’ demiş. Neden almıyorsun bu sıfatı diye sorduklarında şu cevabı vermiş; ‘Yeteneksiz ve beceriksiz kadrolarla devleti yöneteceğime, çocuklarla oyun oynamayı tercih ederim’ demiş. Türkiye’de yetenekli insanlar var. O nedenle biz çocuklarla oyun oynamak yerine devleti yönetmeye talip oluyoruz.

    - DP Siyaset Planlama Kurulundasınız. Gaziantep’e yönelik projeleriniz var mı?

    Partinin önemli iki organı var. Biri Genel İdari Kurulu diğeri de Siyaset Planlama diye bir kadrosu var. O kadroda iki tane genel başkan, eski bir başbakan, iki tane eski bakan, iki tane de öğretim görevlisi var. Onlar bizim sekretaryamızı yapıyorlar. DP’nin siyasetini belirleme görevini yapıp Genel İdare Kuruluna onaylatan bir mercidir.
    Biraz önce de söylediğim gibi biz henüz ocağı yakmaya gayret ediyoruz. Şu an itibariyle illere göre ayrı bir strateji ve program belirlemedik. Bu, zamanla oturacaktır.

    - Siyasette dönem dönem partilerden ziyade kişiler ön plana çıkar. Sizin isminiz de CHP ile özdeşleşti. CHP’lilerden oy beklentiniz var mı?

    Siyaseti hiçbir şekilde Gaziantep’teki CHP oylarıyla yapmayı düşünmedim. CHP’nin Gaziantep’teki 2 milletvekillik oyu var zaten. CHP ile bir husumet besleyerek, onların oyunu çekerek bir siyaset yapmayı düşünmüyorum. Benim geçmişte hizmetim olan bir parti. Onurlu ve Türkiye’nin kurtuluşunda emeği olan bir partidir. O nedenle CHP’nin şahsıyla hiçbir sorunum olmadı olamaz da. CHP tabanına çok büyük bir saygım var. Ama Gaziantep’te CHP’nin yüzde 22’ye düşmüş oyu ile siyaset yapmak doğru değil zaten. Asıl önemli olan büyük düşünmek siyasettir. Hedefimde CHP’nin Gaziantep oyları yok. Ben Türkiye’nin geneline bakarak siyaset yapıyorum.

    - Olası bir seçimde adaylığınızı Gaziantep’ten mi düşünüyorsunuz?

    Bunun için daha zaman var. Ben belki de aday olmayabilirim de. Bunlar şart değil. Türkiye’de gidişattan memnun olsaydık zaten oturur, keyif yapardım. Ben siyasetin dışında da üniversitelere, konferanslara, maçlara gidiyordum, rahatıma bakıyordum yani. Gidişattan mutlu olsaydım evimde otururdum ve olan biteni dışarıdan seyrederdim. Türkiye’nin gidişatını iyi görmediğim için, yönetimlerin eksiklerini gördüğüm için siyaset yapmaya yeniden talip oldum. Bakıyoruz vatandaşın durumuna. Sizin esnaf olarak durumunuz bundan 5 sene önce daha mı iyiydi? İşçiye de emekliye de soruyorum. Çiftçinin durumu 5 yıl öncesinden daha mı iyi? Dönüp geliyorum Antep sanayicisine ‘Senin şu andaki karın 5 yıl öncesinden daha mı iyi? Türkiye’deki Türk ve Kürt halkının birbirine olan bağlılığı, saygısı ve sevgisi 5 yıl öncesinden daha mı iyiydi daha mı kötü? Bunların cevabı müspet olsaydı hiçbirimizin siyaset yapmasına gerek kalmazdı.

    - Kısa bir süre oldu ama gittiğiniz yerlerde bir heyecan, bir umut hissediyor musunuz?

    Manisa’da bir mitinge gittim. Bir de Maraş’a gittim. Görmenizi isterdim oradaki insanların heyecanını. Henüz seçim falan olmadığı halde gittiğimiz her yerde büyük ilgi var. Gaziantep’teki bayramlaşmayı gördünüz. Kaynaşmanın ölçüsü halkın teveccühüdür. İlerideki ölçüsü de sandıktır. Sandık bunları belirler. Onun için ben şu andaki manzaradan mutluyum. Gördüğüm kadarıyla Türkiye bir korku cumhuriyeti haline gelmiş. Başını kaldıranın başı ezilecek gibi bir evham var. Korkmaya gerek yok. İktidarlar bazen zulme dönebilir. Ama zulüm var diye de doğruları söylemekten en azından aydınların geri kalması doğru değil. Bildiğimiz doğruları söyleyeceğiz.

    - AK Partinin Kürt açılımı olarak başladığı ve Demokratik açılıma çevirdiği DPT’nin kapatılmasına kadar uzanan süreçte geldiği yer belirsiz gibi görünüyor.

    Belirsiz tabi. Önce Kürt açılımı, sonra Demokratik açılım ve birlik ve beraberlik projesi diye ortaya attıkları projenin sonuçlarına bakalım. 5 ay önce mi Kürt halkıyla Türk halkı birbirine yakındı, şimdi mi daha yakın. Projenin özünde bir yanlışlık yok. Projenin yanlışlığı yönetim biçiminden kaynaklanıyor. ‘Kim Türkiye’de anaların ağlamasını ister’ sloganı çok güzel. Ama anaları ağlatmayalım derken daha çok ağlatacak noktaya taşırsak bunun bedeli çok ağır olur. Daha önce ortada bir parti vardı. Şimdi o parti de kapatıldı. Şimdi o parti Sine-i millete dönerse insanların söz söyleyeceği meşru bir platformun dışında sokaklar daha çok karışırsa ne olacak. Beklentiyi çok yüksek koyuyorsunuz. Bu ülkede çok önemli iki makam birisi başbakan birisi cumhurbaşkanı çıkıp diyor ki, “Çok iyi şeyler olacak”. Ülkedeki bütün insanlar pür dikkat kesiliyor. Bir an önce sanki Türkiye’ye büyük huzur gelecekmiş gibi bir mesaj algılıyorsunuz. İnsanlar ölmeyecek, analar ağlamayacak, bir daha şehit olmayacak, şehitlerin acısını dindireceğiz, “Dönüp dolaşıp biz sizin fikrinizi almaya geldik” diyorlar. Senin fikrin var mı? Fikrini söyledin. Ne söyledin? Birkaç tane idari değişiklik söyledin. Birkaç tane de televizyon, üniversite gibi birkaç proje söyledin. Sonra da hep şuna aldandın;  Dünya konjoktörü gereği PKK’nın tasfiye edilmesi gündemde. PKK tasfiye edildiği zaman da Kürt meselesi bitecek. PKK tasfiyesi başka bir şeydir. Bugün PKK tasfiye edilmek zorundadır. Niye çünkü ABD Irak’tan çekilecek. Orada 2 yıl sonra 5-6 milyon Kürt ve 10-12 milyon Arap halk karşı karşıya gelecek. Bizden Kuzey Irak’taki Kürt İslam Bölgesinin güvenliğinin sağlanması şartıyla PKK’nın tasfiye edilmesi şart koşuluyor.
    Türkiye bu oyunun içinde nasıl davranacağının hesabını iyi yapmak zorunda.

    - Partinize sizin gibi hem ismiyle hem de siyasi birikimi ile katkı sağlayabilecek başka önemli isimler de katılacak mı? İsim alabilir miyiz.

    Çok isim var. Yakında göreceksiniz. Ama şimdi isim vermem doğru olmaz. Sadece gerçekten çok birikimli, donanımlı ve sevilen isimler olduğunu söyleyeyim...

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı