Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ben gitmeyeli Çarşı’ya bir haller olmuş

Satın aldığım bir şeyi, mağazaya geri götürüp değiştirmek oldum olası karnımı ağrıtır.

Bu konuda maalesef gayet travmatik bir geçmişim var. Sinirden ağlayarak, üstelik değiştirme konusunda başarılı da olamayarak mağaza terk ettiğim olmuştur. Eminim sizin de başınıza gelmiştir. İnsan kendini fena halde beceriksiz ve hakkı yenmiş hisseder.

Bu yüzden müşteri memnuniyetini ilke edinmiş, bu tip problemlerin yaşanmadığı, müşteriye değiştirme yaparken de müşteri gibi davranıldığı yerlerden alışveriş yapmayı tercih ederim. Çünkü bazı mağazalarda satın alırken paşalar gibi karşılanır, değiştirmek zorunda kaldığınızda ekşi suratların kahrını çekmek zorunda kalırsınız. Haftasonları, mağaza içi trafik yoğun oluyor diye değiştirme yapmayan yerler var.

İşte benim için Çarşı Mağazaları da gönül rahatlığıyla değiştirme yapabildiğim yerlerden biriydi. Geçen pazara kadar. Pazar günü Capitol’deki Çarşı mağazasından bir göz farı aldım. Artdeco diye yeni bir marka çıktı. Hani tek bir renk için koca seti almak zorunda kalırsınız ya, bu sorunu ortadan kaldırıyor. Mıknatıslı ve boş kutulardan alıyor, içini dilediğiniz renkte ürünle kendiniz dolduruyorsunuz. Yeşile bakan bir far aldım. Sonra da kahve içmek için yeni açılan cafelerden birine oturdum. Farkında mısınız bilmiyorum, Capitol bu aralar çok değişti. Uzay gemisi gibi 14 tane sinema salonu, yepyeni cafeleri ve mağazaları var. Şimdi daha bir modern de görünüyor.

İnsan yeni aldığı şeylere bıkmadan bakıp durur ya, ben de çıkarıp yeni farıma bir daha bakayım dedim. Eee, bu far kırık ama... Üstelik görmezden gelinecek gibi de değil. Bende değiştirme korkusu var ya, sıkça kandırmaya çalışırım kendimi, ‘Yok canım, değiştirmeye gerek yok, kimse dikkat etmez, böyle de kullanılır’ diye. Yani yeter ki bir terslik olmasın, sinirler bozulmasın.

Fakat dedim ya, boydan boya kırık far. İlk kullanışta dağılır gider, değiştirmek lazım. Hemen karnım ağrımaya başladı. Kahvemi bitirip, mağazaya geri döndüm.

İlk iş standa gittim. Sıra sıra dizili farlara bir daha baktım. En önde köşesi kırık başka bir far daha duruyor. Görevli kadın, ‘Niye değiştirmek istiyorsunuz farı?’ dedi. ‘Ee, kırııık’tan daha mantıklı bir cevap bulamadım. Bu sefer en ‘Sen beni kandırmak kolay mı sanıyorsun’ haliyle, ‘Alırken bakmadınız mı’ dedi. ‘Aklıma gelmedi, bakmadım.’ Oradan değiştirme yapmak mümkün değilmiş, iade bölümüne gidip, değiştirme fişi almak lazımmış. Bir kat aşağıdaki yere gittim. Oradaki görevli de sordu alırken bakmadınız mı diye. ‘Yok, bakmadım işte, salağım ben, kırık mal satmazsınız sandım.’ Karnımdaki ağrı artmaya başladı, belli büyüyecek mesele. Bir saniye diye gitti, beş dakika sonra döndü: ‘Bakın hanfendi, açıkça söyleyeyim, biz kırık ürün koymayız standa’. Orada nevrim döndü işte. Daha demin gözümle gördüm, yavruağzı farın köşesindeki kırığı. Söyledim de görevliye, gözümle gördüm dedim. Siz biraz bekleyin burada deyip, bir daha kayboldu, beş-altı dakika boyunca. Aklımı kaçıracağım, 13 milyonluk şey için harcanan zamana bak. Görevli geri döndü ve ‘Lütfen benimle standa gelip, kırık bir far gösterebilir misiniz’ dedi. ‘Hay hay’ deyip, düştüm önüne. Tekrar bir kat yukarı çıkıldı. Gözüm kapalı uzattım elimi, yavruağzı farın durduğu yere, ama yok, gitmiş. ‘Gördüm, buradaydı’ dedim ve başladım tüm farları tek tek kontrol etmeye. Sinirden ellerim titriyor, bulamazsam yalan söyledim, iftira ettim sayacaklar, 13 milyonluk far için. Eskisini fırlatıp atayım, üzerinde ter ter tepineyim, sonra da çıkıp gideyim istiyorum.

Buldum! Sonunda köşesi kırık bir far daha buldum. Görevli farı alıp yine gitti ve birkaç dakika sonra buyrun size değiştirme fişi hazırlayayım dedi. Bir daha indik alt kata, sonra kasa için bir daha yukarı. Çıktıktan sonra aynı cafeye gittim. Ama bu sefer melissa çayı söyledim, rahatlayayım diye.
X