"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Ben dürüstüm, herkes hırsız

<B>PROF.</B> <B>Erdoğan Alkin</B>'in sabahın köründe gözaltına alındığını öğrendiğim an, yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırladım.

1973 yılında Paris'te öğrenciyim.

Türkiye, 12 Mart ikliminde yaşıyor.

Öğrenci Birliği'nde yönetim kurulu üyeliği yapıyorum.

Öğrenci Birliği'ne sık sık gelen şair, çevirmen bir arkadaşımız var.

Kalın gözlüklerinin arkasında hep şüpheci gözlerle bizi süzüyor.

İşte o arkadaş bir gün, alçak bir sesle kulağıma eğilerek, ‘‘Çok önemli bir mesele var. Seninle mutlaka konuşmam lazım’’ dedi.

DİKKAT ET

Quartier Latin
'de bir kahvede buluştuk.

Daha kahvemiz gelmeden bir savcı edasıyla konuşmaya başladı:

‘‘Bak, çevrende üç tür insan var. Birincisi polisler. İkincisi polise yardım edenler. Bir de üçüncü bir grup insan var. Onlar da istemeden polise yardım edenler.’’

Kalın gözlüklü arkadaşım, böylece Paris'teki bütün öğrenci topluluğunu üç ayrı kategoriye ayırdı.

Peki ben hangi kategorideydim:

‘‘Sen’’ dedi ve devam etti:

‘‘Sen iyi niyetli bir çocuksun. İstemeden polise yardım ediyorsun. O yüzden seni dostça uyarıyorum.’’

Hayatımda ilk defa polise yardım etmekle suçlanıyordum.

Bugün olsa, ‘‘Her vatandaşın görevi polise yardım etmektir’’ deyip, sıyırırdım. Ama dönem 12 Mart ve hepimiz sıkı birer ‘‘faşizm polisi’’ düşmanıyız.

Ancak o gün bile, bu arkadaşımın ‘‘paranoyası’’ beni şaşırtmıştı.

‘‘Bu adam herhalde hasta’’ diye düşünmüştüm.

Türkiye giderek, arkadaşımın bu haline dönüyor.

Prof. Alkin, tanınmış bir bilim adamı.

Ne bir yere kaçacağı var, ne de başka bir şey yapacağı.

Keza öteki bankacı ve yönetim kurulu üyeleri.

Bu insanlara, ‘‘İfadenizi almak için sizi şu saatte bekliyoruz’’ deseler, avukatlarını da yanlarına alıp, o saatte oraya gelirler.

SABAH ZİYARETİ

Bunları sabah saat 6'da evlerinden alıp götürmenin bir anlamı var mı?

Bununla neyi kanıtlamak istiyoruz?

Devletin gücünü mü, adaleti mi?

Türkiye giderek, Fransız İhtilali'nden sonra yaşanan ‘‘sosyal linç’’ psikolojisinin esiri oluyor.

HAZİN ÖRNEKLER

Hukuku bir yana bırakıp, ‘‘şahsi yargıları’’, ‘‘kişisel öfke ve intikam duygularını’’ adaletin yerine koymaya başlıyoruz.

Ne yazık ki kimse de buna karşı çıkamıyor.

Çünkü intikamcı iklim, buna karşı çıkan insanların sırtına da anında ‘‘hortumcu dostu’’ yaftasını yapıştırıveriyor.

Ama benim gibi her gazeteyi okuyan bir insan bu psikolojinin müesseselerde ve kişilerde yarattığı hazin etkileri de görüyor.

Birinci sayfasından herkese ‘‘hortumcu’’ diye bağıran bir gazete, iç sayfalarında aynı linç eyleminden mustarip olan kendisine yakın, kendi gazetesine yardım etmiş bir insana ‘‘mağduriyet ağıtları’’ yakabiliyor.

Daha mahkûm olmadan sırtına ‘‘hortumcu’’ etiketi yapıştırılan insana kızıyorsanız, bir tekme de siz atıyorsunuz.

Ama aynı durumdaki insan sizin yakınınızsa, hiç çekinmeden ona ‘‘mağdur’’ diyebiliyorsunuz.

Oysa tekmelediğiniz insan da, elinden tutup ayağa kaldırmaya çalıştığınız insan da aynı durumda.

Ve bu duygular içinde, yüzlerce insanın ‘‘Gulag Takımadaları’’na gönderilmesine sessiz kalıyoruz.

İnanılmaz bir oportünizm özellikle basın mesleğini kemirmeye başlıyor.

Hemen herkes kendisinin ‘‘dürüst’’ olduğunu kanıtlamak için, kendi dışındaki herkese ‘‘hırsız’’ etiketini yapıştırıveriyor.

Korkaklığın ve alçaklığın böylesine bir benzerini hayatım boyunca hiç görmedim.

Önceki sabah saat 6'da evinden alınıp götürülen o insanları gören binlerce yetişmiş insanın aklından geçeni okuyabiliyorum.

KİMSE GÖREV ALMAYACAK

Hemen hepsi, ilk fırsatta görev aldıkları yönetim kurullarından istifa etmeyi düşeneceklerdir.

Bu gidişle şirketlerde yönetim kurullarına insan bulmada zorluk çekilecektir.

Çünkü kimsenin şüphesi olmasın ki, bu ‘‘çok hukukluluk’’, bu linç psikolojisi, bir gün herkesi bir yerinden yakalayacaktır.

Nitekim yakalamaya başladı bile...
X