"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ben diyorum ki köşesi

Buradaki ‘ben’e aldanmayın. O ‘ben’, sizsiniz... Haftanın bir günü, bu köşe sizin düşüncelerinizi yansıtacak. Ama her konuda. Böyle bir talebim var.

‘Ben diyorum ki köşesi’ hazırlayalım birlikte. Bazen ciddi, bazen geyik konular tartışalım. Ama... Sizden bir ricam olacak. Gözünüzü seveyim, benim mail kutuma basın bülteni filan yollamayın. Aklınıza gelen her şeyi oraya gönderirseniz, ayıklamak acayip vakit alıyor. Yerimden kalkıyorum, Hasan Abi’nin oraya çay almaya gidiyorum, döndüğümde 150 tane daha mail gelmiş oluyor. Bana da acıyın. Bana acımazsanız Cem’e acıyın. Günde ortalama bin mail’in hangisi deli saçması, hangisi değil, ayırmak mümkün olmuyor. İnsan saçını başını yoluyor. Bazen okunması gereken şeyler de güme gidiyor. Oysa, ben aramızdaki interaktif ilişkiye çok önem veriyorum. Bundan böyle aarman@hurriyet.com.tr’ye sadece görüş gönderirseniz, böyle bir mekanizmayı yürütmemiz daha kolay olur. Size bir güzellik daha yapabiliriz, bendiyorumki@hurriyet.com.tr’yi de hizmetinize sunabiliriz. Lütfen beni pişman etmeyiniz...

HAMİŞ: Siz farkında değilsiniz ama bugün Gamze Özçelik ve Ata üzerine ‘Ben diyorum ki’ dediniz, buyrun burdan okuyun...

Cumartesi konuşmaları

YOKSA, DİKKATLER BAŞKA YERE Mİ ÇEKİLMEKTEDİR?

Gamze Özçelik’in kişilik haklarına kesinlikle saldırıda bulunulmuştur. Bu konuda herhalde hiç kimsenin kuşkusu yoktur. Ancak, gazetenizde üst üste 1. sayfada çıkan haberler, ne yazık ki Gamze Özçelik’in kişilik haklarını korumaktan çok uzak ve magazinseldir. Bu tür haberler kanımca ona daha da zarar vermektedir. Okurlarınız bu olayın ilk gün haber olmasına itiraz etmemektedir. Onların itirazı, Kürt-Türk savaşının körüklendiği, Rum baskısıyla AB müzakerelerinin tehlikeye girdiği, sözde Ermeni soykırımı iddialarının birer birer Batı ülkelerince kabul edildiği bir ortamda bunların manşetlerde verilmeyip, Gamze Özçelik olayının günlerce üst üste manşet yapılmasıdır. Acaba dikkatler özellikle mi başka yere çekilmektedir? (Prof. Dr. Giray B.)

<ı>- Hayır efendim, dikkatler başka yere filan çekilmiyor. Belki de her şey, bu paranoya yüzünden oluyor. İnsanlar, Gamze konusunda haber talep etmeseler, gazeteler bu haberlere yer vermezler. Deli mi bunlar? Tamam, gazetelerin hangi haberi verip vermeyeceğini o gazetenin politikasını belirleyenler karar veriyor. Ama onlar da bunu, okurların talepleri doğrultusunda belirliyor. Yani bir haberi verdiklerinde, gazetenin satın alınmayacağını bilirlerse, o haberi koymazlar. Çünkü enayi değiller. Anlatabiliyor muyum?

TAZİYE YAZISI YAZMA AMA BU KADAR ACIMASIZ DA OLMA

Yurtdışında yaşıyorum. Ne o kadını ne de oğlunu tanıyorum. Evimde Türk televizyonu yok. Türkiye’yle bağım sadece internet üzerinden okuduğum Hürriyet Gazetesi. Anladığım kadarıyla, ortada 24 yaşında ölen genç bir adam var. Ölümü kabul edilemeyecek cinsten: Uyuşturucu. Ve bir anne var. Şokta olan bir anne. Oğlunun ölümünü kabul edemeyen bir anne. Oğlunun ölüm şeklinden utanç duyan bir anne. Diğer yanda, ölümle kafası ‘stop’ etmiş bu kadına, ciddi bir şekilde ‘Ona birilerinin gerçekten dur demesi gerekiyor!’ diyen başka bir anne var. O da siz oluyorsunuz! Sizden taziye yazmanızı beklemiyordum ama bu kadar acımasız bir tepki de beklemiyordum. (Aydan K.)

<ı>- Bence siz fikir beyan etmeyin. Hakkınız yok. Çünkü burada yaşanan toplumsal havadan haberiniz yok. O havayı solumuyorsunuz. Siz, Semra Hanım fenomenini bilmiyorsunuz. Haftalarca süren o programı izlememişsiniz, tartışmaları dinlememişsiniz. Beyan edeceğiniz fikir, eksiktir. Bildiğiniz konularda, hakim olduğunuz konularda fikirleriniz daha değerlidir. Tamam mı? O konularda ortaya çıkın.

UMARIM GAMZE’NİN ANNESİ BUNLARI YAPIYORDUR

<ı>Ben Gamze Özçelik olayına duygusal yaklaşıyorum galiba. Belki de 5 yaşında bir kız çocuğu annesi olduğum içindir. Şu anda Gamze’yle bir odada yalnız kalsam, başını omzuma koyup, annesiymiş gibi, saçını okşamak, ‘Geçecek, üzülme sen’ demek ve ağlamasına izin vermek isterdim. Umarım, annesi yapıyordur bunları. Allah yardımcısı olsun... (Sezgin N.)

- İşte empati budur. İnsanların bunu yapmaları gerekiyor. Birileri suçlamadan, yargılamadan önce kendilerini onun yerine koymaları gerekiyor. Sizi yapmışsınız. Alkışlıyorum.

KANAL D DİZİLERİNE REYTİNG SAĞLAMAK İÇİN

<ı>Gazetenizin Gamze Özçelik olayını bu kadar önemsemesinin nedeni, bir insana yapılan haksızlığa karşı mücadele kaygısı mı? Yoksa Kanal D dizilerine reyting sağlama arzusu mu? Bence Adanalı ve TAC’li bir gazeteci olarak, biraz daha dürüst davranabilirsiniz. (Dr. Özgür Y.)

- Düşüncenizi çok haince buluyorum. Ve paranoyak. Siz demek ki, hayatınızın her döneminde bu kadar hesap yapıyorsunuz. Yazık. Çünkü başka türlü bu fikre ulaşabilmeniz mümkün değil. Bu gazetenin yöneticileri takdir edersiniz ki, sadece Kanal D’yi parlatmak için burada bulunmuyorlar. Sadece kendi grubunun çıkanlarına yer veren bir gazete olsaydı Hürriyet, onu ilk önce halk yargılardı, değil mi ama? Zaten Hürriyet de Hürriyet olamazdı...

HERKESİN BAŞINA GELMEZ EFENDİM!

Herkes kendi atmosferine uygun yorumlar yapmakta, doğal olarak. Siz, bahsi geçen hanımefendiyi daha iyi anlayabilirsiniz. Benim için zor. Doğalar, hamurlar farklı. ‘Herkesin başına gelebilir’ sözü de, bu işlerin içindeki topluluk için geçerli olsa gerek. Bir ahlak tanımı yapmak anlamsız. Ama şunu bilin: Güzel ve yerinde olan şeyler, kimseyi rezil edemez, arkasında durabilirsiniz. (Utku)

<ı>- Tuzağa düşürülmek doğal değil mi? Olmayacak bir şey mi? Burada söz konusu olan bu. Bence burnu büyüklük ediyorsunuz. Bir gün siz de tuzağa düşürülebilirsiniz. Hayat bu, her şey insanlar için. Birileri size de kazık atabilir. ‘Evleneceğim’ deyip tecavüz edip bırakanların ülkesinde yaşıyoruz, unutmayın...

BİZ GAMZELER GİBİ, TUĞBALAR GİBİ DEĞİLİZ

25 yaşındayım. Bekarım. Biz Gamzeler gibi, Tuğbalar gibi değiliz. Bizim evleneceğimiz insanla görüşmemiz olması gerektiği gibi. Yani dinimizin emrettiği gibi. Allah’ın yasak ettiklerinden seve seve kaçarak. Ne ben ne de arkadaşlarım ‘Sevgiliyiz’ diyerek erkeklerle cinsel ilişkiye giriyoruz. Neden bizleri -eline erkek eli değmeden namusuyla bekleyip, yuva kurma hayalleri olan onca genç kızı- hiç düşünmeden Gamze Özçelik’le bir kefeye koyup, tartıyorsunuz? Bu görüntülerin yayınlamasını kınıyorum, iğrenç bir şey. Ama korkarım yakında ‘Gamze, sen bizim her şeyimizsin!’ sloganları atılacak. O kadar da değil. ‘Gösterilen mağdurdur’ diyorsunuz. İyi ama Gamze Özçelik’in hiç mi hatası yok? (Ege D.)

<ı>- Kullandığınız fiil beni çok rahatsız etti: Cinsel ilişki kurmak. Bizler ona ‘sevişmek’ demeyi tercih ediyoruz. Sevgililer, cinsel ilişki kurmaz, sevişir. Sevişmek, aşkla olan bir şeydir. İnsanın içinden gelir. Ne var ki, sizin evleneceğiniz insanla görüşmeleriniz ‘olması gerektiği gibi’ olduğu için, bu tür şeylere kafa yormamanız doğal. Aşka ve sekse bakışınızdan dolayı sizi eleştirmiyorum, yargılamıyorum, çünkü buna hakkım olmadığını düşünüyorum. O sizin düşünceniz, inancınız. Ama sizin de ben ve benim gibi ‘aşkı olması gerektiği gibi yaşayanlara’ aynı saygıyı göstermenizi istiyorum. Yani ‘Biz ahlaklıyız, siz orospusunuz!’ muamelesi çekemezsiniz. Gamze’nin başına gelenlere, ‘İşte erkeklerle evlenmeden sevişirsen böyle olur’ mantığıyla yaklaşmanızı ise... Ne diyeyim... Elmalarla armutların karıştırılması olarak değerlendiriyorum. Allah hepimize akıl fikir versin... Amin.

BİR ANNENİN EVLAT ACISIYLA UĞRAŞMAYIN

Bir annenin evlat acısıyla uğraşıp durmayın. Onun bu ruh hali içerisinde söylediği sözleri malzeme olarak kullanmayın. Siz güya bir de anne olmuştunuz, değil mi? Biyolojik anne durumları olmasın? Yahu, ben anne olmayan bir kadınım, o kadını sizden daha iyi anlıyorum. (E. T.)

<ı>- Valla, söyleyebileceğim bir şey yok size. Umarım, çocuğunuza Semra Hanım’ın davrandığı gibi davranmazsınız... Benim anneliğim de bana kalsın lütfen. Onu da siz şekillendirmeye kalkmayın.

MEDYAYI YATAK ODASINA SOKAN GAZETECİ

İnsanların özel hayatlarına dair şeylerin, rızaları olmaksızın gösterilemeyeceğini söylemişsiniz. Nedense, bunu sizin söylemeniz biraz tuhaf geldi. Sevgiliniz, kocanız ve benzeri kişilerin içinde olduğu konuları anlatırken, siz onlardan izin alıyor musunuz? Özel hayatın ifşası, sadece görüntülü olunca mı suç oluyor? Medyayı yatak odasına sokanlardan biri de siz değil misiniz? Bu tarzın Türkiye’deki yaratıcısı sayılmaz mısınız? (Timur)

<ı>- Timur’cum, kafa atmadan bir dinler misin canım? Soru 1: Sevgiliniz, kocanız ve benzeri kişilerin içinde olduğu konuları anlatırken onlardan izin alıyor musunuz. Cevap 1: Evet. Üstelik, bırak akrabalarımı, ben dost bile olmadığım insanlar hakkında yazdığım yazıları bile yayınlamadan okuyorum. Rızasız iş yapmadığımı anlatmaya çalışıyorum. Senin haberin yok galiba, röportajları gazeteye basmadan, telefonla röportajı yaptığı kişiye okuyan bir başka deli de yok. Sen yine de nasıl istiyorsan öyle düşün. Öptüm canım.

Günün Mail’i

AŞIK OLACAĞIN ZAMANI BEN SANA SÖYLERİM!

Benim asıl içimi acıtan, gözden kaçan ya da henüz yeterince medyatik olmadığı için pek de ilgilenilmeyen küçük bir erkek çocuğu: Ata’nın kardeşi Anıl. Bu delikanlının, o annenin elinde nasıl yoğrulduğunu düşünmek bile istemiyorum. Ata’nın durumu ortada. 24 yaşında bir delikanlı, anneye nasıl bu kadar bağımlı olur, inanın anlamıyorum. 15 yaşında bir oğlum, 13 yaşında bir kızım ve 3,5 yaşında bir oğlum daha var. Çocuklarımın bana çok bağımlı olup, kendi kişiliklerini bulamamaları en büyük korkum. Onları hayata hazırlarken, hemen her konuda kendi kararlarını verebilecek özgüveni yakalayabilmeleri için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Öte tarafta bir anne, 24 yaşındaki oğluna, ‘Aşık olacağın zamanı ben sana söylerim!’ diyor ve biz bunu büyük bir zevkle televizyondan izleyip, alkışlıyoruz. Bence bu annenin kesinlikle psikolojik bir desteğe, hatta tedaviye ihtiyacı var. Yaşadığı şok yüzünden çok net okunabiliyor ama ya öncesi? Toplum olarak bütün bunlarda bizim hiç mi payımız yok acaba? Tek suçlu medya mı? Günlerce dört duvar arasındaki bu insanları ağzımızın suyu akarak seyreden biz değil miydik? Semra Hanım’ın hastalıklı ruh halini espri konusu yapıp, komedi programlarında yayınlayan da bizlerdik. Ama yeter artık. Söylenecek tek şey, öncelikli olarak bu annenin, daha sonra da toplum olarak hepimizin ciddi bir tedaviden geçmemiz gerektiği. Belki o zaman küçük Anıl ve toplumdaki yüzlerce benzeri, yeni bir Ata olmaktan kurtulurlar. (Oya Deniz Ç.)

<ı> - Sizi tebrik ediyorum. Sizinkini günün mail’i seçiyorum. Ama Anıl için yapabilecek bir şey var mı, bilmiyorum. Her çocuk kendi gerçeğiyle büyüyor. Ve... Evet... Esas olarak bu toplum hasta... Yüzde 100 katılıyorum. O yüzden bütün bunlar oluyor. Bu toplum bir türlü evrilemiyor. Altyapı sağlam olmadığı için, sorunlar aşılamıyor, toplum gelişemiyor. Kadın, türban takmadan sokağa çıkamıyor. Çünkü kocası, babası ona baskı uyguluyor. Baskı uygulamak ne kelime dövüyor, gebertiyor. O ise dininin gereklerini yerine getirdiği için türban taktığını zannediyor. Birileri ona dayattığı için, hissettiği halde sevdiği adama dokunamıyor, o kendini ahlaklı zannediyor. Böyle bir toplumda ne olur...
X