"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Ben de Taksim’e çıktım

* KİM BUNLAR: Tebdili kıyafet yapıp Teşvikiye’den Taksim’e bir yürüyüş eyledim. Harbiye’ye ulaştığımda “slogan atmakta epey mahir” bir grup geçiyordu yanımdan... Ellerinde Che resimleri... Bir de baktım ki bizim “Çarşı Grubu” imiş. Maharetleri idmanlı oluşlarından kaynaklanıyormuş yani... Not: Fenerlileri de gördüm... Ama “üçüncü büyüğün taraftarları” yoktu ortalarda...

*  FRAKSİYONLAR ÇATIŞTI: Ve işte meydandayım... Bela beni çeker. İşte iki grup arasında münferit bir kavga... Sopalarla birbirlerine giriyorlar... “Neler oluyor” diye soranlara, 70’lerin her şeyi özetleyen o muhteşem ve açıklayıcı cümlesini fısıldıyorum: “Fraksiyonlar arası çatışma”. Nostalji... Ah canım nostalji.
*  EYVAH! TANIDILAR: Kalabalığa karışmak ne mümkün? Bir tarafta Memur-Sen, diğer tarafta “Kızıl cephe” grubu... Biraz uzakta davul çalan kızlar... Tam bu sırada densizin biri, hayli yüksek sesle “Sen Ahmet Hakan değil misin” diye bağırıyor... “Birader, topluluk içinde gösterme beni...” falan diye sıvışıyorum aralardan...
*  MARŞ SÖYLEMEK: Hani bir şarkı dinlersin ve uzun süre o şarkı takılır kalır ya dudaklarına... İraden dışı teslim olursun şarkıya... Meydanda meşhur “1 Mayıs Marşı” o kadar çok çalınıyor ki, iradem dışı teslim oluyorum marşa... “1 Mayıs... 1 Mayıs... İşçinin, emekçinin bayramı...”
*  KÜÇÜK BURJUVA ARZULARI: Bir ara içinde bulunduğum ortamla hiç de münasip kaçmayan “küçük burjuva arzuları” depreşti bende... “The Marmara’nın altındaki kafede bir kahve içip gelene geçene baksam... Hem biraz dinlenmiş olurum...” falan dedim... Kan ter içinde kendimi The Marmara’nın önüne kadar atmayı başardım. Fakat... Heyhat... Kafe kapı duvar olmuştu. Ancak bir daha yekindim ve kendimi AKM’nin yanındaki kafeye attım. “Amerikano”yu yudumlarken kulaklarım
uğul-duyordu: “Faşizme karşı omuz omuza...”

Döneğin özeleştiri vereni makbuldür

DÜN bu sütunlardan Hasan Cemal’e, “2002’de ne diyordun? Şimdi ne diyorsun?” diye takılmıştım ya...
Sevmeyenimiz çok olduğundan hemen tepkiler yağıverdi:
“Sen de dönek değil misin? Sen de fikirlerini değiştirmedin mi? Ne var bunda? Hasan Cemal de fikirlerini değiştirmiş olabilir...”
Doğrudur...
Ben fikirlerimi değiştiriyorsam, Hasan Cemal de fikirlerini değiştirebilir.
“Ben döneğim” diye kendimi açıklıyorsam, Hasan Cemal de “Ben döneğim” diye kendini açıklayabilir.
Kendime hak gördüğümü başkasına hak görmeyecek denli “yandaş tabiatlı” değilim.
* * *
Açıkçası: Ben dönekleri severim.
Bin yıl aynı tantanayı bıkmadan usanmadan söyleyenlerdense, fikirlerinde değişiklik yapabilme becerisini gösterenleri yeğlerim.
Ama dikkat! Burada bir incelik var...
Ben döneğin özeleştirisini verenini severim.
Yani çıkıp diyecek ki:
“Ben 2002’de böyle düşünüyordum... Şundan dolayı... Şimdi böyle düşünüyorum... Bundan dolayı...”
Bir dönek böyle yaparsa yeri başımın üstüdür.
Ama bunu yapmaya yeltenmeden, sinsice ve çaktırmadan yeni fikirlerinin şampiyonluğunu yapmaya kalkarsa...
İşte o noktada o döneği sigaya çeken bir Molla Kasım oluveririm.

Ayça, Çiller’i işletemedi

RADYOCU Ayça Şen’in Tansu Çiller’i telefonla işletmesi, baştan sona batık bir proje olmuştur.
Şu iki nedenden dolayı:
*  BİR: Tansu Çiller gibi elini eteğini âlemlerden çekmiş bir eski politikacıyı işletmek, radyoculuğun töresine sığmaz... İşleteceksen aktif politikanın içinden birini işleteceksin...
*  İKİ: Ayça Şen son derece başarılı bir “Amerikan Konsolosluğu görevlisi” tipi çizmesine karşın Tansu Çiller’i
faka bastıramamıştır... Çiller, bir parça tereddüt geçirse de, makaraya alındığını fark ettiğine dair işaretler vermiştir.

Vurun Arato’ya

YANDAŞLAR, hükümetin Anayasa değişiklik paketine karşı çıkan uzman Arato’nun üzerine çullanıyorlar.
Ancak daha etkili ve öldürücü bir darbe için şunları yapmalılar:
*  BİR: Arato’nun telefonlarını dinleyebilirler. *  İKİ: Ergenekon’un yurtdışı bağlantısı olduğunu iddia edebilirler... *  ÜÇ: Arato’nun boş vakitlerinde Fashion TV izlediğini yazabilirler... *  DÖRT: Arato’nun askerlik günlerini incelemeye alabilirler.

Bu yazın trendleri

*  PİKNİK: Çocukken pek severdim piknik etkinliğini... Ama sonra birdenbire piknik yapmak demode olmasın mı? “Hadi pikniğe gidelim” dediğimde arkaik bir öneride bulunuyormuşum muamelesi gördüm. Ama çok şükür, bu bahar “piknik” yeniden ve görkemli bir şekilde geri döndü.
*  ARABESK: İlk Ertuğrul Özkök mü yazmıştı, “İddia ediyorum: Arabesk geri dönecek” diye... Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Döndü... Hem de sert ve caza yatkın bir sesle... Işın Karaca’nın arabesk şarkıları seslendirdiği son albümünü dinlerken, “Bu yaz arabeske teslim olacağız” hükmünü verdim.
*  70’LER: Şimdiden haber veriyorum: Bu yaz 70’lerin anarşi bulaşmamış taraflarına da gideceğiz... Kendisine “Eskiye özlemin nazlı çiçeği” olmayı fazlasıyla yaraştıran Göksel sayesinde... Göksel son albümünde çocukluğumun en güzel şarkılarını, en güzel şekilde seslendirmiş.
*  EMİNE HANIM: Bu yaz “beyaz Türk kadınları”nın Emine Erdoğan’ı keşfettikleri yaz olacak... İlk ipuçları şimdiden verildi: Emine Hanım öncülüğünde Brüksel’e gittiler... İlk verdikleri demeçler şöyle: “Çok bilge bir kadın... Vakur bir insan... Sadeliğin timsali... Keşke daha önce tanısaydık...” İddia ediyorum: Bu şarkı burada bitmez.

X