Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ben buyum

Geçen gün yazdığım “Evet, buyurun benim” başlıklı yazımın üzerine sizlerden pek çok eposta aldım. Çoğunuz bana destek vermişsiniz.

Farklı olmanın güzelliğini anlatmışsınız. Hatta Einstein gibi dâhilerin okul sıralarındayken bu farklılık yüzünden zorluklar çektiğini, okuldan bile atılma noktasına geldiklerini hatırlatanlarınız, delilikle dâhilik arasında ince bir çizgi olduğunu söyleyenleriniz gururumu pek okşadı doğrusu. Sağ olun var olun benim canım okur dostlarım.
Normal insanların yaptıklarını yapmamak, bazı kurallara uymamak, biraz asi olmak, sürüden ayrılmak gerek şu kiralık dünyanın tadını çıkartabilmek için.
Deliliğimi ilan edince okur dostlarım da teker teker “ben de deliyim”, “o da bir şey mi ben senden daha deliyim” diye eposta bombardımanına tuttular beni. Ne demişler hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada bulurmuş. Ben de avukat dostum Merve Gürcan’dan gelen epostayı sizlerle paylaşmayı uygun buldum.
Ayşeciğim merhaba,
Ben de senin gibi kurallara uymayı sevmeyenlerdenim biliyorsun. Bana göre hayat sadece siyahlardan ya da sadece beyazlardan oluşmuyor, bol bol griler de var. Beni siyahlara ya da beyazlara mahkûm etmek isteyenlere şiddetle karşı çıkıyorum. Kimse keyfimin kâhyası olmaya heveslenmesin. Aşağıda sana bununla ilgili yazdığım bir yazıyı yolluyorum.
Delilik güzeldir, sen de sakın değişme. Asıl ben akıllıyım diyenlerden korkarım ben her zaman.

KEYFİMİN KÂHYASI

3 yaşındaki çocukla lego oynarken çocuk olmayı da, 80 yaşındaki ihtiyar delikanlının benimle çapkınca flört etmesini de eğlenceli buluyorum.

Yatağının üzerinde minicik bir örümcek gördüğünde korkan kadının 8.kat penceresinin pervazında korkusuz bir dağcı edasıyla cam silmesini izlemeyi seviyorum.

Oruçluyken bikinimle havuzda serinlemeye bayılıyorum. Sizinkini bilemem ama ne havuz suyu ne de deniz suyu orucumu bozar benim.
Alkolsüz geçen Ramazan’dan sonra bayramda kahvenin yanında nane likörü ikram edilmesini de seviyorum, lokumla çok yakıştırıyorum birbirlerine.

Şıkır şıkır elbiselerle senfoni orkestrasını huşu içinde dinlemek kadar, İstiklal’de bir rock barda bağıra çağıra şarkı söyleyip dans etmeyi de seviyorum.

Saros’un sessiz kimsesizliğinde çadırımdan yıldızları ve ateş böceklerini izlerken de, Bodrum’un 5 yıldızlı otellerinde olduğu kadar kendimi evimde hissedebiliyorum.

Okuduğum kadar yazmayı, dinlediğim kadar anlatmayı, hediye aldığım kadar vermeyi, sevdiğim kadar sevilmeyi seviyorum.

Gülmeyi de, kahkahalardan gözümden akan yaşları da seviyorum.

Sahaftan okunmuş kitapları almayı da yepyeni ambalajları yırtmayı sevdiğim kadar seviyorum.

Mesai saatinde ipek eldivendeki demir yumruk olup, akşam evde annemin kızı olup şımarıyorum.
Günübirlik Sinop’a, Antalya’ya tek başıma gidip, konser dönüşü birinin beni evime bırakmasını bekliyorum.

Işıkla karanlığın tezadını, siyah ceketin kenarındaki beyaz biyeleri çok şık buluyorum.
Salı pazarında da, lüks bir alışveriş merkezinde de saatler harcayabilirim.
Hayatın bana sunduğu tüm bu tezatlıklardan keyif alıyorum.

Anladım ki ben sadece dengesizlikleri, huzursuzlukları, belirsizlikleri sevmiyorum.
Yüzüme gülüp arkamdan konuşanları sevmediğim kadar, telefon etmesi umulan sevgili aramadığında hissedilen gelgitleri, acabaları yaşamayı da kararsızlık anlarını da sevmiyorum.

Ben yaşamayı seviyorum.
Birilerinin bana kurallar dayatmasına izin vermeden, aklıma estiği gibi o anki ruh halim neyi istiyorsa onu yapıyorum. Kimse kâhyalık için başvurmaya zahmet etmesin, keyfime kâhya tutmaya niyetim yok, kendi işimi kendim hallederim ben ama köprü trafiğinde arabayı şoför kullanabilir her işi de kendim yapmak zorunda değilim di mi?
Av.Merve Gürcan
http://www.mervegurcan.com/2010/09/keyfimin-kahyasi.html

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI