"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ben bu satırları yazarken Oğulcan beyin ameliyatında

BUGÜN o gün.<br><br>Oğulcan’ın Vatan Hastanesi’nde Profesör Orhan Barlas tarafından ameliyat edileceği gün.

Ben bu satırları yazarken ameliyat halen devam ediyor.
İlk aşamada, kafasındaki “shunt”lar değişiyor.
Çünkü biri 4 aylıkken takılmış, diğeri iki buçuk yaşındayken. Eskidiği için artık fonksiyon görmüyor. 17 senedir değişmeyen ve artık işlevini görmeyen “shunt”lar yüzden beynindeki su çok fazla yoğunlaşmış.
Belki de Oğulcan’ın saldırganlığı bu yüzden./images/100/0x0/55ea1da2f018fbb8f86c31a5
Değişirse, bir nebze rahatlayabilir.
Önümüzdeki günlerde gelişmelere göre karar verilecek, belki de bir beyin ameliyatı daha geçirmesi gerekecek.
Orhan Barlas benim kahramanım, tüm bu ameliyatı ücretsiz yapıyor.
Ve zorlu ameliyatlardan söz ediyoruz.
Hayati riski var.
Ama bugün, kötü şeyleri aklımızdan geçirmek istemediğimiz bir gün.
Vatan Hastanesi’ne ve oradaki yürekli ekibe binlerce teşekkür, “shunt”ları temin eden Bıçakçılar firmasına da...
¡
Pek çok kez yazdım.
Bir kere daha:
Oğulcan, Tijen’in oğlu, doğum sırasında hastane mikrobu kapıyor, ardından 5 kere beyin ameliyatı oluyor ama faydasız. Ne işitebiliyor, ne konuşabiliyor, dolayısıyla kendini ifade edemiyor. O zaman da sinirleniyor, ortalığı yakıp yıkıyor. Yüzde 100 engelli. Annesi, bütün hayatını ona vakfediyor. Yıllar içinde, bu anne-oğulun pek çok kere haberini yaptım. Artık benim için “haber” değiller, “Neyiniz?” diye sorulunca, “Akrabam” diyorum, çünkü öyle hissediyorum. Tijen benim için bu ülkedeki bütün engelli çocukların annelerini temsil ediyor. Onun çaresizliği, diğerlerinin de çaresizliği benim için. Artık onların ne büyük sıkıntılar, ne büyük acılar yaşadığını biliyorum. Hepsine yardım edemem, destek olamam. Ama birine dahi, bir nebze bile olsa yardımcı olabilmek, diğerleri için de bir adım, böyle düşünüyorum.
Benim için Tijen, heykeli dikilecek kadın.
Bir oğlu daha var. Eşi Tayfun Güden ise yıllar önce evden ayrıldı, bugün o da hastanedeydi.
Karı-kocanın neden ayrıldığını bilemem, tartışacağımız gün de bugün değil.
Sadece erkeklerin, kadınlar kadar güçlü olamadığını biliyorum.
Bugün kimseyi suçlama günü değil.
Bildiğim, bütün o yıllar içinde Tijen’in bütün sorumluluğu tek başına üstlendiği, üstelik doğru dürüst bir geliri de yok, gerçekten insanın aklını kaçıracağı bir hayat yaşadı.
Oğulcan’la evde hapis hayatı.
Pek çok hekim destek olmak istedi ama mümkün olmadı, onu evden çıkarıp bir hastaneye götürmek bile insanüstü bir gayret gerektiriyordu. Hele tomografiye filan sokmak, felaket zordu.
Çok güçlü.
Tekme atıyor, ısırıyor, kendini yerden yere atıyor, kafasını duvarlara vuruyor.
¡
Hastaneye gelene kadar Oğulcan sakin.
Ne zaman ki araba, Aksaray’daki hastanenin önünde duruyor işte o zaman Oğulcan çıldırıyor.
Evet yüzde 100 engelli ama hissediyor.
Hastanelerden hoşlanmıyor.
4 kişi zor zaptediyor.
4 kere nöbet geçiriyor.
Acil’den içeri alınıyor.
Odada, ben onu gördüğümde elleri, kolları yatağa bağlıydı.
Orhan Barlas’la aramızda geçen konuşmaları aynen yayınlıyorum.
Huzurlarınızda bırakın gazeteciliği filan, bir anne olarak tekrar tekrar hocaya teşekkür ediyorum.
İnşallah ameliyat iyi geçer, ben de size Oğulcan’ın iyi haberlerini veririm.
Bunun için dua ediyorum.
Hayatta öyle anlar geliyor, sadece iyi hekimlerden ve dualardan medet umuyoruz.
İşte bugün de, o günlerden biri...

Barlas hoca anlatıyor
/images/100/0x0/55ea1da2f018fbb8f86c31a7
Kafatasının içinde beyin-omurilik sıvısı var. Beyin bir nevi onun içinde yüzüyor. Onun da kendine özgü bir dolaşımı var. Oğulcan vakasında bu dolaşım yolları tıkanmış, doğum sırasında geçirdiği şeyler yüzünden. Bunun tedavisi şekli de, “shunt” denilen bir çeşit direnaj sistemi.
Oğulcan’ın beyninin üst ve arka tarafında iki tane “shunt” var. Ama fonksiyonlarını kaybetmişler, çalışmıyorlar. Şu anda da çok su biriktiği için, basınç yükselmiş. Saldırganlığı bu yüzden, ama “Yüzde 100 sebebi budur da” diyemeyiz. Bu “shunt” değiştirme ameliyatını yapıyoruz ama düzelmeyebilir. Böyle bir ihtimal de var. İşte o zaman, saldırganlığın önüne geçebilmek için “frontal lop” ameliyatları gerekebilir.
“Shunt” değiştirme ameliyatından sonra sistemin suyu boşaltamaması ve beynin tekrar toparlanması haftalar alabilir. Bekleyip göreceğiz. Sonuç olumlu olursa ne âlâ, olmazsa “frontal lop” ameliyatlarına başvurmak zorunda kalacağız. Bu sözünü ettiğim ameliyat daha karışık. Cesaret isteyen ameliyat da o.
TİJEN SORUYOR
Hocam o ameliyattan sonra saksıda bitki gibi mi oluyor?”
Hoca yanıtlıyor:
“Frontal lop ameliyatları aslında yeni bir şey değil. 30’lardan 40’lardan beri uygulanıyor. Alın loplarının, (ki muhakeme, akıl düşünme, ileriyi düşünme faaliyetlerini gerçekleştirdiğimiz alan), arka tarafla ilişkisini tamamen koparırsanız dediğiniz şey olabilir. Bu ayırma işlemini tam değil de kısmi olarak yaparsanız, istediğiniz davranışı ortadan kaldırıp, istediğinizi bırakmak mümkün olabilir. Oğulcan vakasında benim sözünü ettiğim de bu, kısmi lobotomi ameliyatı...

Dışı kadın, içi küçük kız çocuğu

Ayşe merhaba. Bugünkü yazın beni mahvetti. Babam öleli 25 yıl oldu. İnsan kocaman bir yetişkin, çelik gibi bir anne, başarılı bir işkadını olsa bile, babasının küçük prensesi olamadıysa, ölüm sebebiyle ondan ayrılmak zorunda kaldıysa, bu koyuyor. Büyüdükçe de daha fazla. 35 yaşındayım, kazık kadar kadınım, ama ne zaman babasıyla küçük bir kız çocuğu görsem, içim cız ediyor. O boşluk hiç dolmuyor herhalde. Güzel bir yazıydı. Bizim gibi dışı kadın, içi küçük kız çocuklarının yüreğine dokunan bir yazı. İyi ki varsın. (Fulya.)

Teşekkür ederim, başka ne nedir bilmiyorum. Ben de seninle aynı duyguları yaşıyorum. Dışı kadın, içi çocuk.

Küçük prenses

Fatih Tanverdi’yle ilgili yazınızı okudum, benim de gözlerim dolu dolu oldu. Hayır, ben babamı kaybetmedim. Şu an hayatta, ilişkimiz de gayet iyi. Ama psikanaliz sürecinden geçen bir klinik psikolog olarak, dünkü analiz seansımda, prenses kelimesine bağlı o kadar duygum açığa çıktı ki. Direkt ağlıyorum bu kelimeyi duyunca. Bebeklik-çocukluk döneminde anne-babayla kurulan bağ, yakınlık o kadar incelikli bir konu ki. Sanırım her küçük kız, anne-babasının prensesi, gözbebeği olmak istiyor, daha doğrusu “görülmek” istiyor. Erken dönemlere ait, karnın doyurulması, temel ihtiyaçların karşılanması dışında bu tür önemli şeyler de var hepimizin gelecekteki hayatını şekillendiren. Paylaşmak istedim. (Klinik psikolog A.K.)

Klinik psikologların bile bu tür şeyler yaşaması beni şaşırttı. Çok da hoşuma gitti. İnşallah çocuklarımız aynı şeyleri yaşamazlar. Teşekkür ediyorum.

HAMİŞ: Bugün daha önemli şeyler olduğu için röportajcılığımı sorgulayan sivri zekâlıya cevabım cumartesi gününe kaldı.
X