"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Ben Beren’ciyim!

BEN hâlâ Beren Saat’in tarafındayım.

Sebebini de açıkçası tam bilmiyorum.

Bir duruşu var hoşuma gidiyor.


Komploların, sululukların, yalakalıkların, reklam kokan haberlerin içinde değil.


Dışarıda bir duruş...


Belki de bu, onda sevdiğim şey.


Gazetecilerle enseye tokat değil.


Al gülüm ver gülüm yapmıyor.


Kimseye eyvallahı, müdanası yok.


Böyle tipler pek sevilmez.


Ne yavşak, ne de aykırı...


Arkadan dolanıp puan almanın da peşinde değil.


İşini yapıyor.


Üstelik ciddiyetle yapıyor.


“Bu sahnede sevişme var, oynamam, yapmam, etmem, kurallarım var”
demiyor.


Ne gerekiyorsa yapıyor.


Genç, farklı bir yüz...


Türk sinemasına uzun yıllar hizmet edecek, edebilecek bir tip...


Ve üstelik iyi oyuncu...


Birtakım insanların onu yok etmeye çalışmasını anlamak mümkün değil yani.


O kadar üzerine gidiliyor ki...


Niye?


Gecenin Kanatları
filminin galasına gitmedi diye mi?


Herkes mecbur mu kurallara uymaya?


Benim gözümde marka değeri düşmedi (gerçi üstat Ali Saydam öyle yazmış, onu uyarmış) ona katılmıyorum, değerinden bir şey kaybetmedi.


Aksine, direniyor olması, teslim olmaması bende saygı uyandırıyor.


Ona yapılanlar yanlış, bu anlamda Mehmet Tez’e katılıyorum.


Yalnız Gece’nin Kanatları’nda itiraz ettiği şeye, neden Aşkı Memnu da eyvallah dediğini açıklasa fena olmaz...

 

Yeni gözdem Koton

 

BİLİYORSUNUZ Dubai’de yaşıyorum.


Buradaki alışveriş ölçüleri İstanbul’a uymuyor.


İklim ve hayat tarzından dolayı daha hafif, daha az giyiniliyor.


Kılık kıyafet önemli değil, saçın başın da...


Gece giysileri dışında kıyafete çok para da harcanmıyor...


Bu yüzden burada bu memlekette yaşaya yaşaya ölçülerim değişti.


Şimdi ucuz kıyafetler giyiyorum, Zara, H&M, Forever 21, Bershka...


Bazen Massimo Dutti bile pahalı geliyor.


“Altı üstü askılı bir elbise için o para değmez!”
diyorum.


Parayı, iyi çantaya ve iyi ayakkabıya harcamayı tercih ediyorum.


Geçenlerde İstanbul’da Network bile pahalı geldi, anlayın halimi!


E yaşlanıyorum ya, biraz da cimri oluyorum.


Bugüne kadar Koton’a da yüz vermiyordum, bugün bir bakayım dedim, Dubai’de bir sürü mağazası var, girdim, giriş o giriş, 4 tane siyah elbise aldım...


Üstelik son derece makul bir para verdim.


Acayip mutluyum.


Söz siyah kıyafetten açılmışken...


Nâlân
aradı: “Kızım, üç haftadır aynı şeyi giyiyorsun, Sanem’in röportajında da aynı siyah elbiseyi üzerinde görünce artık oha dedim!”


“Yoo üç haftadır aynı şeyi giymiyorum! O üç işi de aynı gün yaptım!”


“Sen yine yanında çanta taşı, aralarda üzerine değiştir, böyle olmuyor...”


Müjdeler olsun yeni siyah Koton elbiselerim var, çantama atacağım, her bir röportajı farklı bir elbiseyle yapacağım...

Tamam mı Nâlân?

 

Sadeleşelim, güzelleşelim


47 yaşındayım.


Evliyim ve 21 yaşında bir kızım var. 24 yıldır çok yoğun bir tempoyla çalışıyorum.


Kendini kanıtlamak adına geçen yıllar, şirket ortaklıkları, yöneticilikler, ödüller, hayal kırıklıkları, fazla öne çıkmanın çevremdekilerde yarattığı kıskançlıklar,
ayrılıklar, sevdiğim işi bırakmalar, yeniden toparlanmalar, gene çok çalışmalar, sektör derneklerinde çalışıp sektörün gelişimi için uğraşmalar, daha sonra daha soyut konularda Türkiye’de kalite bilincini yerleştirmek için çabalamalar, sonra KAGİDER’de kadınların ekonomik özgürlüklerinin onların bireysel özgürlüğünü kazandıracağını anlatmalar, teşvikler, ‘coaching’ler vesaire...


İşte netice de, 4 cümlede özetlenen 47 yıl...


Peki bu zaman zarfında kendim için ne yaptım?


Hep daha yüksek basamağa çıkmaya çalıştım. Para kazandım ve parayı daha yüksek basamağa tırmanmak için araç olarak kullandım ve sonunda para bir bağımlılık oldu, kaybedeceğim korkusuyla yaşar oldum.


Bu, bende paranoya yarattı.


47 yılın sonunda “Kendin için ne yaptın?” diye sorarsan, bir hiç, kocaman bir HİÇ.


Güçlü olacağım diye programlanmış beynimin bana kazandırdığı fazladan 50 kilo da cabası!


Son bir yıldır kendimle aşırı derecede uğraşıyorum ve “Eğer ki 10-20-30 yıl daha yaşayacaksam nasıl yaşamalıyım?”ı sorguluyorum.


Bu sorgulamalarımı yakın çevremdeki, dost, arkadaş, tanıdıklarla paylaştığımda görüyorum ki, onların da benimkiyle benzer bir hayallere var:


Sadeleşmek...


Daha basit bir yaşam sürmek...


Kaybetme korkularından arınmış bir hayat...


Bu insanların hepsi sade yaşam sürülecek bir yer arayışındalar...


Gerçek balıkçıların olduğu, tutulan balıkların hemen mangala atılıp taze taze yendiği... Sabahları, topluca sahilde yürüyüş yapıldığı sonra ortak bir mekânda hobilerle uğraşıldığı, sonra herkesin evine çekildiği, akşamüstü tekrar buluşulduğu... Felsefe, sosyoloji, politika vs. üzerine konuşulduğu... Haftada birkaç gün çevredeki okulların ziyaret edildiği, herkesin kendi bilgisi dahilinde öğrenciler ile sohbet edildiği... Bir hayat...


İşte bu noktada sizden yardım istemeye karar verdim. Eminim ki Türkiye’de bu yaşam biçimine geçmiş yüzlerce insan var. Onları bulup, yaşamlarını ve yaşadıkları yerleri yazsanız. Biz de bize örnek olabilecek insanları ve yaşam yerleri keşfetsek...      
(Selma A.)

PARMAK KALDIRIN

Hayaliniz çok hoşuma gitti Selma Hanım. Buradan ben de çağrı yapıyorum. Bu hayali gerçekleştirmiş birileri varsa, birkaç arkadaş bir yerlere yerleştinizse mesela, farklı bir hayat tarzına geçtiyseniz ve memnunsanız, parmak kaldırın, nasıl yaptığınızı, nasıl yaşadığınızı anlatın. Herkese duyuralım, örnek olsun. Biz de belki sizden feyzalırız, geleceğimizi planlarız...

X