"Vahap Munyar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vahap Munyar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vahap Munyar

Ben asla arkamdan demir sokturmam

1970’li yılların başı, ABD’nin başkenti Washington...

Economic Development Institute’un 9 aylık programına katılan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) uzmanlarından Güngör Uras, dönemin Müsteşarı Turgut Özal’ı kaldığı otelden aradı:

- Gel, seni bekliyoruz Güngör...

Güngör Uras, hemen otelin yolunu tuttu. Odaya girdiğinde Turgut Özal, çizgili pijamasıyla yatağın üzerinde bağdaş kurmuş oturuyordu.

Odada ayrıca dönemin Merkez Bankası Başkanı Naim Talu ile Maliye Bakanlığı Müsteşarı Kemal Cantürk vardı... Takım elbise ve kravatlı Talu, elindeki Yeni Harman sigarasını yakmaya hazırlanırken, Cantürk de köşedeki koltuğa yerleşmişti.

Özal-Talu-Cantürk üçlüsünün Washington’a gidiş nedeni, Türkiye’de gündeme gelen devalüasyon konusunu Uluslararası Para Fonu’yla (IMF) da tartışmaktı. Önce Güngör Uras’a takıldılar:

- Anlat bakalım, burada neler yapıyorsun, bizi nereye götüreceksin?

Uras, o dönemlerde Türkiye’de zenginlerin de pek bilmediği, kendisinin de ilk kez Washington’da yaptırdığı cehck-up macerasını anlatmaya başladı:

- IMF ve Dünya Bankası mensupları ile bu kuruluşlarla temas için gelenlere özel bir sigorta sistemi var. Üstüne 15 dolar ödeme yapan, check-up yaptırabiliyor.

- Uzun sürüyor mu? Nelere bakıyorlar? Neler yapıyorlar?

- Kalpten ciğerlere, bağırsaklara kadar herşeye bakıyorlar. Yalnız, bir prostat kontrolü var ki, o çok kötü...

- Neden?

- Diğer muayeneler bittikten sonra doktor bana, “Arkanı dön ve eğil” dedi. Sonra arkamdan içeriye metal bir alet soktu. Buz gibi metali içimde hissettim. Bu aletle prostat kontrolü yapıyormuş. Bundan hiç memnun olmadım ama doktor erkeklerin her yıl bu kontrolden geçmesini öneriyor.

Özal, Uras’a yüklendi:

- Arkandan demir çubuk sokmalarına nasıl izin verdin?
    

Uras sürdürdü:

- Siz de IMF ve Dünya Bankası’yla temasa geldiğiniz için bu haktan yararlanabilirsiniz. 15’er dolar ödeyip, check-up yaptırabilirsiniz.

Özal, Talu’ya döndü:

- Naim Abi, hadi biz de yaptıralım...

Cantürk itiraz etti:

- Arkadan demir çubuk sokuyorlarmış...Ben arkamdan demir sokturmam...

IMF’yle görüşmeler tamamlandı, ekip Uras’ın check-up önerisine zaman ayıramadı. Uras da Ankara’ya döndükten bir süre sonra Kemal Cantürk kalp rahatsızlığı geçirdi.

Uras, hastanede ziyarete gittiğinde, Cantürk pişmanlığını dile getirdi:

- Acaba Washington’da check-up yaptırsaydık daha mı iyi olurdu?

Güngör Uras, bu öyküyü Doğan Kitap’tan çıkan “Bak, Ben Sana Anlatayım” adlı kitabında aktarmış. Öykünün sonuna şunu eklemiş:

- Turgut Özal ve Naim Talu, daha sonraki yıllarda prostat sorunuyla karşılaştı... Vakitsiz ölümlerine de prostat sorunu neden oldu? Hep düşünürüm, acaba o yıl Washington’da sağlık kontrolünden geçselerdi, hayat çizgileri daha farklı
olur muydu?

Kim bilir...

 

Sabancı yüzde 19 zam yapmışken onu yüzde 5indirime kim zorladı

 

1970 devalüasyon kararının açıklandığı gün, dönemin Merkez Bankası Başkanı Naim Talu’nun odası... Odada Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarı Turgut Özal, Maliye Müsteşarı Kemal Cantürk ve DPT para-banka-kredi uzmanı Güngör Uras var...

Ekonomi bürokratları birlikte yemek yerken, radyoda 13.00 haberleri başladı. Haberlerden biri şöyleydi:

· Adana Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Sakıp Sabancı, devalüasyonun maliyetleri rezil edeceğini belirterek, “Dokuma ürünlerine bu sabahtan geçerli olmak üzere yüzde 19 zam yaptık. Bossa, bugünden itibaren ürünlerini zamlı satacak” dedi.

Turgut Özal, bu haberi duyunca sinirlendi:

- Ben daha önce Sakıp Sabancı’nın kulağını bükmüştüm. “Devalüasyon oldu diye sakın zam yapmaya kalkmayın” demiştim. O da söz vermişti. Ben ona gösteririm.

Özal, Naim Talu’ya döndü:

- Merkez Bankası’ndan arkadaşlarınız Akbank’ı arasın, devalüasyon nedeniyle fiyat artışlarını önlemek için reeskont kredileri limitini düşüreceğini haber versin. Ayrıca, dokuma fabrikalarından gelecek senetlerin de bir süre reeskonta kabul edilmeyeceğini de bildirsin.

Özal, ardından Kemal Cantürk’e yöneldi:

- Kemal Bey, sen de teftiş heyetine söyle, Adana’daki dokumacıların hesapları için müfettişlerin yarından itibaren kente gideceklerini duyursunlar.

Sonra da Güngör Uras’a talimat verdi:

- Sen de 14 sayılı Türk Parasını Koruma Kanunu’na göre bir kararname yaz. “Devalüasyonu bahane edip fiyat artırımına gideceklerin ithalat lisansları ve döviz tahsisleri iptal olunacak” dersin.

Özal’ın isteklerinin hepsi ilgili yerlere duyuruldu, Güngör Uras da kararname taslağını Anadolu Ajansı’na iletti.

Saat 19.00’da aynı ekip yine Naim Talu’nun odasında buluştu. Haberlerde yine Sakıp Sabancı’nın açıklamaları vardı:

· Hüküme-timizin devalüasyon kararının başarıya ulaşmasına katkıda bulunmak üzere Adana’daki sanayiciler, fedakarlığı göze aldı. Devalüasyon maliyetleri etkilese de fiyatlara zam yapılmayacak. Yani, yüzde 19 zamdan vazgeçtik. Hatta hükümete destek vermek için fiyatlarımızı yüzde 5 ucuzlatıyoruz.

Bu öyküyü de yine Güngör Uras’ın “Bak, Ben Sana Anlatayım” kitabından aldım...

Hükümet ve bürokrasinin özel sektörü nasıl köşeye sıkıştırabildiğini çok güzel anlatıyor.

 

İş dünyasının da köşeye sıkışınca söylem ve eylem değiştirdiği görülüyor...

Üstelik bu

gelenek kesintisiz sürüyor...

 

Akfen çöker mi

 

ARKADAŞIMIZ Hülya Güler’in Akfen Holding’in patronu Hamdi Akın’ın geçen perşembe akşamı New York Borsası’nın “hata”yla yaşadığı çöküş sırasındaki duygularına bire bir tanık oldu, dünkü sayfamızda izlenimlerini “Uçağa halka açılma keyfiyle bindi, dönüşte ‘şişman parmak’la çöktü” başlığıyla yansıttık.

Akın, Akfen Holding’in yüzde 29’unu halka açmaya karar vermiş, 5-6-7 Mayıs’ta da talep toplama gerçekleşiyordu.

6 Mayıs akşamına kadar oluşan 4 katlık talep, Akın’ı sevindirmişti. Onun New York Borsası’nda yaşanan çöküşten etkilenmesi, talepte oluşabilecek olumsuzluk tedirginliğindendi.

Başlığımızı “Akfen ve Hamdi Akın çöktü” gibi algılayanlar olmuş. Oysa Akın’ın Akfen İnşaat’la yola çıkıp, ortaklarıyla 10 yılda TAV gibi bir markayı yarattığını, işletmesini aldığı Mersin Limanı’nda başarılara imza attığını, araç muayene istasyonlarını devralıp genişleten TÜV-TÜRK’te ortaklarıyla önemli gelişmelere imza atıp kısa süre önce devrettiği biliniyor...

Yani, halka açılmanın
ortasında gelen olumsuz haberler Hamdi Akın’ı üzdü diye bunu “Akfen çöktü” gibi algılamak mümkün mü?

 

İyi ki marka almışız, krizde çok işe yaradı

ECZACIBAŞI Holding CEO’su Erdal Karamercan, Yunanistan’ın yaşadığı krizin, Portekiz, İspanya, hatta İtalya’yı da zorladığını görünce ister istemez şöyle düşündü:

- Acaba Türkiye, global
krizi Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi
“teğet” mi geçti?

Olaya özellikle Yunanistan penceresinden bakılınca, bu soruya “evet” dememek mümkün değil... Ancak yüzde 14 düzeyindeki işsizlik insana kolay kolay, “kriz bizi teğet geçti” duygusunu vermiyor.

Karamercan’a 2010’un ilk aylarının nasıl geçtiğini sordum:

- Birçok sektörde işler iyi gidiyor. Bizde de durum öyle... Para da kazanıyoruz...

Bu noktada Eczacıbaşı Yapı Grubu’nun Vitra’yla damgasını vurduğu sektörde yaptığı marka satın almalarına değindi:

- Engers, Burgbad ve sonra da Villeroy&Boch... İyi ki dünyada önemli yeri olan bu markaları satın almışız... Krizde bu markaların bazı üretimlerini de ülkemize kaydırdık... Böylece katma değerimiz daha da yükseldi...

Karamercan’dan aldığım izlenime göre, Eczacıbaşı dışarıda “marka satın alma” planlarını tamamlamış değil... Önümüzdeki dönemde yeni sürprizler olacak gibi görünüyor...

 

 

X