Gündem Haberleri

    Belki şehre bir bienal gelir bir güzel kamusal alan olur

    Deniz İNCEOĞLU / dinceoglu@hurriyet.com.tr
    07.09.2013 - 01:54 | Son Güncelleme:

    İKSV’nin Koç Holding sponsorluğunda düzenlediği 13. İstanbul Bienali 14 Eylül’de açılıyor. ‘Anne, ben barbar mıyım?’ başlığıyla 88 sanatçı ‘kamusallık’ kavramını sorgulayacak.

    Küratör Fulya Erdemci

    Serserilerin haydutların ve devrimcilerin dili

    Anne, ben barbar mıyım?’, sanat ve edebiyat ilişkisini merkezine alıyor. ‘Barbar’ terimiyle, ‘öteki’leri anlamak için öğrenmemiz gereken veya ‘gelecek dünya’yı anlamlandırabilmek için keşfetmek zorunda olduğumuz yeni ve bilinmedik dillere işaret ediyor. Barbar, Eski Yunanca’da ‘politis’, yani ‘kentli-vatandaş’ kelimesinin zıttıdır. Başka bir açıdan da toplum-dışı, kanun-dışı, sistemi kıran veya değiştirmeyi hedefleyenlerin dilidir: Münzevilerin, serserilerin, haydutların, anarşistlerin, devrimci, şair ya da sanatçıların... Bu sergi, hemen gerçekleşecek bir değişimin aygıtı değil, düşünceyi açan bir süreç ve her şeyin ötesinde, ‘barbar’ tarafından imlenen yeni öznellikleri deneyimlemenin bir yolu olarak anlaşılabilir.

    İstanbul’daki kentsel kamusal mekânlara ve özellikle de dizginsiz kentsel dönüşüme bakarak kentsel kamusal mekânlara müdahale eden projeler gerçekleştirmeyi planlamıştık. Ama Gezi’den sonra vatandaşlarının özgür ifadelerine izin vermeyen aynı otoritenin izniyle sokaklarda sanat projeleri gerçekleştirmenin ne demek olduğunu sorguladığımızda, kamusal alan sorunsalını irdeleyen bu projeleri bu koşullarda gerçekleştirmenin onların varlık nedenleriyle çelişebileceğine, ‘gerçekleştirilmemelerinin’ daha güçlü bir politik öneri olacağına kanaat getirip sergiyi iç mekânlara taşıdık. Varlığı yoklukla imleyerek, Gezi direnişiyle açılan özgürlük alanında ortaya çıkan yaratıcı eylemlerin ve kamusal forumların altını çizerek desteklemeyi amaçladık. Bu durum mekân konusunda önemli bir soruna yol açtı ama ARTER ve SALT Beyoğlu gibi sanat kurumlarıyla ve 5533 gibi bir sanatçı inisiyatifiyle kısa sürede işbirlikleri geliştirerek, bu sorunun üstesinden geldik. Kavramsal çerçeveyle örtüşen kamusallık yaratmak için bienali ücretsiz yaptık.

    Dağ başında trafik
    Maider Lopez (İspanya-38)

    Maider Lopez bienaldeki ‘Ataskoa (2005)’te, dağ yamacındaki trafik tıkanıklığıyla izleyiciye otomobil kullanmakla ilgili kafa yorduruyor.

    Ticaret merkezine karşı direniş
    Bertille Bak (Fransa-30)

    Bertille Bak, belgesel tarzındaki yedi dakikalık ‘Koruyucu Acil Durum Işık Sistemi (2010)’ eserinde, Tayland’ın başkenti Bangkok’un Din Daeng mahallesinde yaklaşık iki bin ailenin yaşadığı bir sitenin sakinlerinin düzenlediği protesto eyleminin hikâyesini anlatıyor.

    Kararlı bir aktivist Jimmie Durham (ABD-63)

    Heykeltıraş, yazar ve şair Jimmie Durham aynı zamanda Amerika Yerlileri’nin haklarını kararlılıkla savunan bir aktivist. Bienaldeki işi ‘Kapıcı (2009)’ Durham’ın Aztek, Nahua, Toltek ve Huastek kültürlerinde kullanılan siyah volkanik bir cam olan obsidyen üzerine yürüttüğü araştırmanın sonucunda ortaya çıkmış.

    En eski jeolojik doku
    Nicholas Mangan (Avustralya-34)

    Nicholas Mangan’ın heykel çalışmaları film ve fotoğraf projelerini de kapsıyor. ‘Çivisi Çıkmış Dünya (2012)’ filmi için gözünü dünyanın en eski jeolojik dokularından birini barındıran Batı Avustralya’nın Jack Hills bölgesine çevirdi. Sanatçı, ilkel öğelerin fiziksel izlerinden faydalanarak izleyicinin maddi dünya, uygarlık ve zaman hakkındaki kavrayışını sınıyor.

    Krize tepki
    Santiago Sierra & Jorge Galindo (İspanya-47 & İspanya-48)

    Sergideki ‘Los Encargados (2012)’ adlı siyah beyaz video, Santiago Sierra ve uzun soluklu siyasi mücadelesiyle tanınan diğer bir İspanyol sanatçı Jorge Galindo’nun ortak çalışması. Eser, iki sanatçının İspanya’da bugün yaşanan toplumsal-ekonomik krize verdiği zorunlu bir tepki. Çekimi Madrid’in ana caddesi Grand Via’da gerçekleştirilen yapıtta bir cenaze alayını andıran yedi arabanın geçişini izliyoruz.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı