Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Belden aşağı

AÇIKLAYACAĞIM nedenlerden dolayı imkán ve ihtimal dahilinde değil ama yine de varsayalım ki, Orgeneral Yaşar Büyükanıt alçakların iftira ettiği gibi Musevi kökenlidir.

Eee? Sonra? Quo vadis?

Benim postam da dahil, "genç subaylar" imzasıyla sağa sola "ihbar mesajı" (!) göndererek belden aşağı vurmaya yeltenen rezillerin, af buyurun, bir yerine bir şey mi battı?

Sorarım, herhangi bir etnik, dini, mezhebi, felsefi veya beşeri aidiyet, "laik" ve "eşit" Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sivil ve askeri bürokrasisinde "yasak" mı oluşturuyor?

Şimdi cevaba lütfen çok dikkat, çünkü heyhat ki heyhat, "e-v-e-t", oluşturuyor!

* * *

OLUŞTURUYOR ve de hep oluşturdu, zira tıpkı pasaport seri numaralarında mevcut şifre formülleri gibi, Türkiye’de "resmen" adı konmamış iç hizmet yönetmelikleri geçerlidir.

TC vatandaşı gayrimüslim azınlıklar sivil ve askeri bürokraside "kariyer" yapamaz.

Háttá öyle ki, en azından kısa bir süre öncesine kadar, er yahut yedeksubay olarak kışla görevini ifá eden aynı ekalliyet mensupları "hassas" (!) noktalara dahi getirilmezlerdi.

Zaten yukarıdaki nedenden ötürüdür ki, bir Ermeni, bir Rum veya bir Yahudi aile reisi, evládı pırıltılı Bahriye üniformalarına yahut şıkıdımlı diplomat kátipliklerine pek imreniyor olsa dahi, çocuğunu böylesine mesleki ufuklar açan eğitim kurumlarına yönlendiremez.

Duruma göre, "hadi Kirkor, hadi Yani, hadi Moiz, boş hayále kapılma ve geleceğe şu tornayı döndürerek; şu kepengi açarak; şu muayenehaneyi sürdürerek hazırlan" der.

Demek zorundadır, çünkü "yazılı yasa" (!) olmasa da, o kapılar daha baştan kapalıdır.

Dolayısıyla, Bursa’daki sağır sultanın bile bildiği bu gerçeği bilmeyen bir "çoğunluk" hálá varsa şimdi öğrenmiş olsun ve azınlıkların serbest meslek tercihinin "parabazlık"tan (!) değil, o "çoğunluk"un dayattığı bir toplumsal zorunluluktan kaynaklandığını artık anlasın.

* * *

FAKAT, Orgeneral Büyükanıt’a belden aşağı vurmaya yeltenen reziller yukarıdaki nesnel gerçeği bilmemenin ve "antisemitizm" denilen iğrenç Yahudi düşmanlığından medet ummanın ötesinde, Türkiye’nin başka bir gerçeğini de ortaya koyuyorlar.

O da şu ki, muhtemelen "softa ulusalcı" kategoriye giren bu zevat argüman, yöntem ve beyin sistemi itibariyle, ikiz kardeşi "laikçi ulusalcı" kesimle tamamen ayniyet arzediyor.

Nasıl ki bu ikincisi "dincihükümet"i (!) kastederek sarı çizmeli Mehmet Ağa bir "genç subayların rahatsız olduğu" (!) provokatörlüğüne girişmişti; şimdikisi de yine "genç subaylar" anonimliği arkasına saklanarak, Genelkurmay Başkanı’nın Musevi; daha doğrusu, uydurmasyon deyimle "Sabetayist" (!), yani "dönme" kökenli olduğunu çağrıştırıyor.

* * *

OLSA ne yazar ayrı mesele de, şu zırva "Sabetayist" komplo teorisinin zavallı mucidi, dün Apo’ya "buyrun Başkanım" diye susta duran ve bugün Cumhurbaşkanı’na "ekselansları" diye yaltaklanan, meczûp ve cahil "solcu ulusalcı"nın tá kendisi değil midir?

Yani, "öteki"ne duyulan korku ve nefret; dolayısıyla da öyle olduğu varsayılanı iftira ve ihbarla tasfiye içgüdüsü, "softa"sında ve "laikçi"sinde ortak payda oluşturmuyor mu?

"Laikçi ulusalcı" o "öteki"ni Nurcu, Fethullahçı, Ticáni; "softa ulusalcı" ise diğer "öteki"ni Alevi, Yahudi, dönme diye ispiyonlamıyor mu?

Oysa, her kim olursa olsun, dini aidiyetten; mezhebi kimlikten; etnik kökenden; cinsel tercihten; özel hayattan dolayı "belden aşağı vurmak" kadar alçakça bir şey düşünülebilir mi?

Biri kendini "ultra ateist", diğeri "süper mümin" ilán ediyormuş, başlarına çalsınlar, bunlar ufkumuzu kapatmak ve bileğimizi prangalamak için ahláksızlıkta yarışmıyorlar mı? Dolayısıyla, siyasi yaklaşımına ilişkin daha önceki eleştirilerimi tamamen saklı tutmak kaydıyla, Orgeneral Büyükanıt’ı Genelkurmay Başkanlığı makamında candan kutluyorum.
X