Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Beklenen yerde olma

    Hürriyet Haber
    30 Eylül 1998 - 00:00Son Güncelleme : 30 Eylül 1998 - 00:01

    Eyüp Aşık-Çakıcı bandından sonra Çakıcı-Nurullah Ataç bandı da dün Türkiye'nin gündemini sarstı. Radikal Gazetesi'nin ele geçirdiği şok bantta, Ataç, Çakıcı'yı yer değiştirmesi için uyarıyor.

    Hürriyet'in 24 Ağustos'ta yayınladığı ve Alaattin Çakıcı'nın MİT'teki adamının Yavuz Ataç olduğuna ilişkin haberin kanıtı, bir ay sonra ortaya çıktı. Dünkü manşetimizde de duyurduğumuz ‘‘Çakıcı'ya ABD'de yakalanacağını söyleyen kişinin Ataç olduğu, kırmızı pasaportu mafya liderine Ataç'ın verdiği’’ gerçekleri, Radikal Gazetesi tarafından ele geçirilen iki ses bandıyla kamuoyunun gözleri önüne serildi.

    İÇİŞLERİ İSTİYOR

    Ses bantları, Çakıcı olayı patlak verdikten sonra Çin'den geri çağrılan ve Türkiye'ye döndükten sonra emekliliğini isteyen Ataç ile Çakıcı arasındaki samimiyeti ortaya koyuyor. Konuşmaların Ataç Çin'e gitmeden hemen önce ve Çakıcı'nın yakalanması için ABD'ye ekip gönderilmesi sürecinde yapıldığı anlaşılıyor. İkili konuşmalarında bu operasyonu kimin istediği konusunda fikir yürütüyor. Refah ve ABD seçenekleri üzerinde fazla durmayan Ataç ve Çakıcı Refahyol'un son döneminde İçişleri Bakanlığı yapan Meral Akşener olasılığına ağırlık veriyorlar.

    BEKLENEN YERDE OLMA

    Ataç, Çakıcı'ya operasyon sırasında yer değiştirmesi gerektiğini şu sözlerle belirtiyor ‘‘Kendilerinin beklediği yerde olmamak lazım. Doğu batı, kuzey güney güzel yerler var’’ Konuşmalarda, bu ikilinin, bir ara Türk Ticaret Bankası'nın alımı için devrede olan Erol Evcil'e olan yakınlıkları ve Evcil'in işlerini nasıl takip ettikleri de görülüyor. İşte arandığı dönemde yeraltı dünyasının ünlü ismi Alaattin Çakıcı ile MİT'çi Yavuz Ataç arasındaki telefon konuşmaları:

    Ataç: Alo.

    Çakıcı: Merhaba abi nasılsın.

    Ataç: Merhaba sağol iyiyim.

    Çakıcı: Geçen sana bir arkadaş gelmişti ya hani.

    Ataç: Evet.

    Çakıcı: Onun olduğu ülkeden güya Dışişleri'ne yazı yazmışlar. Bu adamın hakkında bize bilgi, anlıyor musun, tutuklanacakmış diye. Ora da yeterli bilgiyi vermiş. Öyle de bir haber var yani.

    Ataç: Evet.

    Çakıcı: Bu ne dereceye kadar şey, bilemiyorum tabii.

    Ataç: Evet ben de şimdi bir şey diyemeyeceğim. Olabilir...

    Çakıcı: Dışişleri'yle mi ilişkili bu alakadar ettiği adam.

    Ataç: Hayır, hayır, hayır... Şimdi bu konu orayı alakadar etmez. Direkt şeyden gider, karşılıklı ilgili yerlerden gider. Ama bizimkilerin tam karşıtı yok orada.

    Çakıcı: Efendim abi.

    Ataç: Bazı yerlerde bizimkilerin tam karşılığı yok diyorum. Bizim amcaların tam karşılığı yok. Ama normal olarak Dışişleri'nden gider. Çünkü, onların tabii buradaki şeyleri, görevlileri var.

    Çakıcı: Ora isteyebilir mi yoksa kendi başına.

    Ataç: Neresi?

    Çakıcı: Yani o arkadaşın bulunduğu yer.

    Ataç: Kendi başına istemez, isteyemez daha doğrusu.

    Çakıcı: Yalnız benim bir arkadaş var ya hani. Benim bir arkadaşımla bir iki defa görüştü.

    Ataç: Evet.

    Çakıcı: O söyledi.

    Ataç: Evet.

    Çakıcı: Anladın kim olduğunu abi.

    Ataç: Anladım, anladım, anladım. Olabilir tabi, oradan gitmiş olabilir.

    Çakıcı: Onun söylediği şey değil herhalde abi. Di mi abi?

    Ataç: Boş değil tabi yani. Ama onlar kendi kendilerine istemezler bir başka yer istemiştir.

    Çakıcı: Bir başka yer nasıl yani abi.

    Ataç: Nasıl yani bizim İçişleri Bakanlığı. Daha açık söyleyeyim sana, bizim İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla bu isteği yapar.

    Çakıcı: Evet.

    Ataç: Yani o zaman şimdi aynı kanaldan şey yapmak lazım. Ama niye yaptılar herhalde bunlar gitmeden önce yaptılar bu işi. Gidenler yaptı yani anlatabiliyor muyum.

    Çakıcı: Evet abi. Ama orası da yeterli bilgiyi vermiş. O arkadaş öyle söyledi.

    Ataç: Karşı taraf mı vermiş.

    Çakıcı: Yok Türkiye.

    Ataç: Vermiştir.

    Çakıcı: Demek ki onun patronu ona öyle söyledi, öyle ya abi.

    Ataç: Herhalde veya tabi artık onların yetkilerinde. Öğrendiler herhalde... Evet.

    Çakıcı: Yani bizle dostluğu arkadaşlığı var diye onların tezgâhı olabilir mi,ileriye yönelik?

    Ataç: Valla her şey olabilir yani. Ben artık pek güvenmiyorum, insanlara. Ama bunlar zannetmiyorum bu kadar kısa sürede buna girmezler. Yani onların öncelikli meselesi değil.

    Çakıcı: Ya öyle bir şey kötü niyetli olsa demez böyle bir şey.

    Ataç: Söylemez tabii, niye söylesinki.

    Çakıcı: Doğru mu diyorum?

    Ataç: Gayet tabii, tabii.

    Çakıcı: Onları derken, bizim arkadaşları kastetmiyorum. Onların var ya ortakları.

    Ataç: Evet.

    Çakıcı: Ortakları biliyorsun yani.

    Ataç: Evet.

    Çakıcı: Onları anlıyor musun. Bizi kalite olarak tanımadı. Bizi şey...

    Ataç: İyi ya, ortaklarının işi değildir o. Zaten işin sahibi olan ortakları değil ki kendileri.

    Çakıcı: Evet.

    Ataç: İçişleri, kendileri yani. Ortakları değil, ortakları da kendi kendine yapmaz bunu.

    Çakıcı: Şey olsa ne kadar zaman sürer?

    Ataç: Valla, onlar istediler diye olacak bir şey yok. Ben hiç zannetmiyorum olacağını zaten. Zannetmiyorum ama öbür taraf da yani karşı taraf suyun öbür yanı şey yapabilir. Hoş gözükmek için yapabilir yani.

    Çakıcı: Tabii biliyorum yani hoş gözükmek. Dedim yani, ülke menfaatleri insan hayatından çok daha önemli.

    Ataç: Tabii, tabii, tabii ama şimdi bak bu arkadaşa ben bir şey söylemiştim, buraya gelene. Yani kuzey güney, doğu batı meselesi. Onu dikkate almak lazım. Kendilerinin beklediği yerde olmamak lazım.

    Çakıcı: Anlıyorum.

    Ataç: Daha yani işte ne bileyim, daha renkli böyle şeyi olan yerler var yani. Orda olmak daha iyi.

    Çakıcı: Aynı çerçeve içerisinde mi?

    Ataç: Ee tabii yani, orda kalmak mecburiyeti varsa o taraf daha şey. Onlar aynı işte batısı doğusu, güneyi kuzeyi meselesi var ya o tarafa yönlenmişler yani. O tarafta yani şey yapın diye.

    Çakıcı: Anlıyorum.

    Ataç: Neyse artık ona göre bir şey olur.

    Çakıcı: Abi var mı bir emrin benden.

    Ataç: Yok sağol.

    Çakıcı: Sen onu bir öğrenebilir misin abi.

    Ataç: Ben gayret edeyim ama pek kolay değil. Pek kolay değil. Ancak bazen geçiyor işte. Çarpıyor filan, bakiyim bir gayret edeyim ona.

    Çakıcı: Oldu abiciğim öpüyorum seni.

    Ataç: Sağol, sağol.

    Erol'u desteklemek lazım

    Ataç: Alo.

    Çakıcı: Merhaba Yavuz abi.

    Ataç: Merhaba, merhaba.

    Çakıcı: Nasılsınız abi, iyi misiniz?

    Ataç: İyiyim, sağol. Sen nasılsın?

    Çakıcı: Vallahi uğraşıyoruz abi.

    Ataç: Evet, senden ne haber?

    Çakıcı: Benden değişik bir şey yok.

    Ataç: Alo.

    Çakıcı: He abi, dinliyorum.

    Ataç: Ben kesiliyor zannettim.

    Çakıcı: Değişik bir şey yok işte bildiğin gibi. Daha ne kadar dairede kalırsın abi?

    Ataç: Ee bu ay sonuna kadar burada kalırız.

    Çakıcı: Ha iyi, ağustosa kadar mı abi?

    Ataç: Ee tabii. Eylüle kadar, eylül başı yeni yerde olmak gerekir. Eylül maaşı orada alınacak. Eylülün ilk haftası filan işte.

    Çakıcı: Maaş ne orada abi.

    Ataç: Vallahi işte, orası bilmiyorum. 4 filan herhalde.

    Çakıcı: Evet abi.

    Ataç: Belki de değil yani o kadar çok çok iyi bir şey değil.

    Çakıcı: Şu anda aldığın ne abi, dolar bazında?

    Ataç: Şu anda, 1.100 - 1.200 filan yani.

    Çakıcı: Hiç para değil ki be abi.

    Ataç: Bir şey değil tabii.

    Çakıcı: Vallahi, billahi. Hiç. Çöpçünün anlıyor musun aylığı Türkiye'de 1200 lira (dolar). Ama nasıl oluyorsa oluyor işte. Çöpçü bile ayda 1200 dolar buluyor Türkiye'de.

    Ataç: Bir şekilde buluyor tabii. Bizim başka bir yerden bir şey kazanma şansımız, imkânımız yok. Diğer insanların var, yapıyorlar onlar. Sağlık olsun bee bizim mala mülke ihtiyacımız yok. İhtiyaç olursa dostlar sağolsun. Oluyor.

    Çakıcı: Evet ağabey, şey Erol'u manşet mi yapmış gazete abi...

    Ataç: Evet, evet yapmış. Ama çok olumsuz değil yani...

    Çakıcı: Bana anlattı, yani şeyi dedi ki, protokol fena değil dedi, borçlarım siliniyor dedi. Diğer bankalara borçlarım üç sene onlarda kalacak dedi.

    Ataç: Ama o üç sene o şeyi var yani. Biraz bir şeyler olması lazım. Yani o çocuğu desteklemek gerekir. Şimdi bu neticede üç senenin sonunda dünyanın en büyük şey sanayiinin doğrudan sahibi... Onu bunu bilmek ne yapmamış ki, eseri ortada duruyor.

    Çakıcı: Evet abi.

    Ataç: 2400 kişiye iş imkânı sağlıyor daha ne?

    Çakıcı: Doğru abi.

    Ataç: Dünyanın en büyük zeytin fabrikası oluyor.

    Çakıcı: Evet.

    Ataç: Evet çok mükemmel bir şey.

    Çakıcı: Evet abi.

    Ataç: Yani bu çocuk var ya, iyi çocuk, iyi de iş yapmış. Çok girişken, temiz, dürüst, seni de çok seviyor bu çocuk.

    Çakıcı: Ben de ona çok iyi dostluklar yaptım.

    Ataç: Gerçekten her şey bir yana seni sen olarak seviyor bu çocuk.

    Çakıcı: Benim buna hiç yanlışım olmadı biliyor musun?

    Ataç: Eee, onun da yok sana yanlışı ya...

    Çakıcı: Onun sadece benim ona bir darıldığım söylediği laf var abi.

    Ataç: Yahu o yanlış değil hatadır. Yanlışla hata arasında fark vardır.

    Çakıcı: Tabii, tabii. Onun dışında aramızda hiçbir şey olmadı.

    Ataç: Yanlış, biliyorsun bilerek yapılandır, kasıtlı. Hata, şartlar gerektirir.

    Çakıcı: Hayır, onun dışında aramızda hiçbir kırgınlık olmadı.

    Ataç: Yok olmaz. O çok mükemmel iyi bir çocuk.

    Çakıcı: Benden ona hayatta zarar gelmez abi.

    Ataç: Gelmesin de, korunması da lazım. Ama yeteri düzeyde, fazlası da zarar vermesin yani. Zarar vermeden korumak lazım.

    Çakıcı: (gülerek) Ben onu ne kadar koruduğumu sen biliyorsun abi.

    Ataç: Biliyorum ama işte...

    Çakıcı: O da onu biliyor ne kadar koruduğumu yani...

    Ataç: Biliyor, biliyor.

    Çakıcı: O da bizi destekledi yani ve destekliyor. Allah var Yavuz abi. Ben de hayatta bana iyilik yapana yanlış yapmam yani...

    Ataç: Sen beni bir arasana beş dakika sonra.... Ya da hemen?

    Çakıcı: İki dakika içinde arıyorum.



    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı