Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Beklenen misafir

<B>YAŞI</B> müsait olanlar<B> </B>belki, <B>Stanley Kramer</B>’in yönettiği ve Türkçe’ye <B>‘Beklenmeyen Misafir’ </B>başlığıyla çevrilen o çok ünlü <B>‘anti ırkçı’</B> filmi seyretmiştir.

Ayrıntıya girmiyorum, kara derili aktör Sidney Poiter tarafından canlandırılan beyaz perde kahramanı orada, hem zenci kişiliklerin nihayet ‘komplekssizliğe’ kavuşması; hem de öğrenim seviyesinin artık üniversiteye ulaşmasıyla birlikte, altmışlı yılların Birleşik Amerika’sında ilk kez ‘yükselmeye’ başlayan ‘siyahi küçük burjuvazi’yi yansıtır.

İşte, yaş itibariyle biraz daha genç olsa bile, haftasonu bu defa bir ‘beklenen misafir’ sıfatıyla başkente gelen yeni ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice de aynı etno-sosyal kategoriye giriyor.

Eksiği yok fazlası, hatta çok fazlası var!

* * *

EVET, çok çok fazlası var, çünkü ‘orta halli’ bir öğretmen çiftin çocuğu olarak ‘derin Alabama’nın pamuk tarlaları arasında doğup ve Allah hayırsız bir kıza ‘yürü ya kulum’ dediği için değil, ‘Condi’ hiç durmaksızın didinip durduğu için, gencecik yaşta o pek ünlü Stanford Üniversitesi rektörlük koltuğuna oturmak her babayiğide nasip olmaz.

Üstelik, daha oradaki minderi bile ısıtmadan hemen, ilkin peder, ardından mahdum Bush’un Güvenlik Danışmanlığı’na tırmanacaksınız.

Nihayetinde de, dünyadaki tek ‘ultra süper güç’ün diplomasisine hükmedeceksiniz.

Bunlara bir de, zaten siyasetinden edebiyatına uzmanı olduğu Rusyalar’ınki dahil, Rice’ın yazıp konuştuğu beş ayrı dili ve görkemli salonda konser verecek ölçüdeki erbáb klasik müzik piyanistliğini ekleyin.

İtiraf edelim ki, yeni ABD Dışişleri Bakanı kalburüstülüğü bile fersah fersah aşıyor.

Dolayısıyla, bırakın Condoleezza Rice’nin ‘zencilik’ ve ‘kadınlık’ handikaplarını, Amerikalıların ‘WASP’ tabir ettiği cinsten ‘rical’e mensup en ‘süt beyaz’ ve en ‘baba erkek’ dahi pazar günü ağırladığımız ‘beklenen misafir’in eline kolay kolay su dökemez.

* * *

SİYASETLERİNDEN hiç hoşlanmasam da Rice’ın kişiliğini kasten öne çıkarttım.

Zira, Başbakan Erdoğan ve meslektaşı Gül’le yaptığı temaslara detaylı inmeyeceğim.

Arka boyutu Uğur Ergan imzasıyla ‘Hürriyet’te okudunuz, düş kırıklığına uğrayan bazılarımız ağlaşıyor olsa da, ‘beklenen misafir’le ‘beklenmedik’ bir ‘tatava’ çıkmadı.

Görüşmeler olumlu geçti. Daha doğrusu, olumsuz geçmedi.

İşte bu olumluğu da, sırf dünya medyasının bakış açısından kısaca özetleyeyim.

* * *

SÖZ konusu medya zaten, ‘Condi’nin İsrail’den önce ilk durak olarak Polonya’yı, ardından da Türkiye’yi seçmesini, ‘yeni bakan işe dostlardan başladı’ diye sundu.

Ankara’dan ayrılıp Tel Aviv’e uçuşu ise, ‘tekrar dönmek üzere Avrupa’yı şimdilik terk etti’ biçiminde yansıdı.

Demek ki, yine ‘bazılarımız’ı memnun etmeyecek olsa bile, ülkemizi hem ABD’nin ‘dost’u; hem de adıyla sanıyla, ‘Avrupa ülkesi’ addediliyor. Yan cebimize koyalım!

Sonra, Rice’ın temaslarındaki medyatik ağırlık Türk tarafıyla yaptığı temasa değil, sırf onunla buluşabilmek için bizim başkentimize gelmiş olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’in ABD’li meslektaşından ‘hemen demokratikleşin’ diye fırça yemesinde odaklandı

Yani, Ankara’nın ‘üçüncü şahıslar’ için diplomatik sahaya dönüşmesi bir yana, Türk-Amerikan teması yukarıdakine paralel biçimde, ‘dostların nüanslarını giderdiği’ rutin bir gelişme olarak aktarıldı. Bunu da yelek cebimize koyalım!

Ve, Condoleezza Rice’ın şahsında bir ‘beklenmedik misafir’ gelmediğine göre, en azından şimdilik, yeni Birleşik Amerika Dışişleri Bakanı’nı ‘beklemeyi’ sürdürelim.
X