"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Bekle beni Bienal

Perşembe günü İstanbul Modern’in bahçesindeki Antrepo 3’ün kapısındayım. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’ndan eski dostum Görgün Taner ve Ayşe Bulutgil’in “Gel Bienal gezeceğiz” çağrılarına, “Bırakın beni, ben Neşe Banu’cuyum” diye bir müddet dirensem de “Saçmalama!” diye uyarılınca soluğu Tophane’de almışım. İKSV ve Vodafone işbirliği neticesinde hazırlanan küçük bir tur atacağız...

Antrepo 3 turu öncesinde gezimizi üç boyutlu kılmak için rehber olarak birer tablet bilgisayar veriliyor ‘küçük ama sevimli’ ekibimize.
Merak etmeyin, bu sadece bize özel bir durum değil, Bienal gezerken i-pad isteyenlere herhangi bir ücret talep edilmeksizin aynı hizmet sunuluyor.
Aynı uygulamayı cep cihazınıza da (Rahat uyu Steve Jobs abi!) yine ücretsiz indirebiliyorsunuz.
Antrepo 3’ün planı elimizdeki tablet bilgisayarda, dalıyoruz İstanbul Modern’in bahçesine...
Bugüne kadar Bienal atlamışlığım yok ancak bu sene gezmekte gecikmişim.
İlk görmek istediğim iş, plaklara olan merakımı bilen ve daha önce hadiseye dahil olan arkadaşlarımın işaret ettikleri İsrailli sanatçı Dani Gal’in ‘Tarihi Plak Arşivi’.
2005’te başlamış Dani Gal bu plakları toplamaya.
Hangi plakları?
İçeriği ve haliyle kapakları yakın tarihin önemli siyasi gelişmeleri üstünden okuyan plakları...
Örnekleyelim.
Atatürk’ün 45’liği de var (Kendi sesiyle Atatürk), Fidel Castro’nun söylevleri de.
Papa Paul VI (Altıncı Papa Paul) plağı da var, Nixon’ın Watergate dürtmesiyle gerçekleşen 8 Ağustos 1974 tarihli istifa konuşması da.
‘Altı Gün Savaşı’ temalı plakla ‘bir kraliyet düğünü’nü (Prenses Anne ve Mark Phillips) buluşturan bir çatı.
Tematik plak toplayanlardan değilim; toplasam da ilgi alanım olmazdı ancak kıskanmadım dersem yalan olur.
Yakın siyasi tarihi plak kapaklarından okutmak fikrineyse ancak şapka çıkartırım.

ŞİİR GİBİ FOTOĞRAFLAR

Kısa Bienal turu sırasında en uzun süre demir attığım ikinci alan, Yıldız Moran Arun’un fotoğraflarının sergilendiği bölüm oldu.
Yıldız Hanım’ın (1932-1995) kısa sayılabilecek bir zaman diliminde, 1950-1962 arasında çektiği fotoğraflardan kopmak güç oldu.
Net, direkt, sade, güçlü fotoğraflar.
Özdemir Asaf’ın eşiydi Yıldız Moran Arun.
Bir tarihte “Şairane olan her şey fotoğraf konusudur” demiş.
Bana kalırsa her fotoğrafı bir şiir. Hasankeyf veya ‘şehre gelen sinema’ veya ‘keçiler’, hafızama hepsi nakşoldu.
Eylem Aladoğan’ın “Ruhunu dinle, kanım her an çekilebilecek demir tetiklerin şarkısını söylüyor” adlı heykelinin etrafında sadece bir tur atabildim.
Neredeyse monoblok olarak nakledilen ve yerleştirilen, kuş tüyleri ve dev tüfekleri ahşaptan harmanlayan bu heykeli bir gün barışı simgeleyecek şekilde Türkiye’nin önemli bir kurumunda, mesela TBMM avlusunda görebilmeyi çok isterdim.
Vietnam Savaşı sırasında çekilen, kimilerine göre “Vietnam Savaşı’nı bitiren fotoğraf” olarak bilinen ‘Saygon Fotoğrafları’, ‘Ateşli Silahla Ölüm’ alanında duruyor.
Kafasına tabancayla ateş edilerek öldürülen adamın fotoğrafı... Böyle yazınca ne kadar uzak kalıyor gerçekten ve o gerçeklik anını donduran fotoğraftan.
Kareli gömlekli kurban... Kafama, kafamıza nakşolmuş bir utanç anı.
1968’de Eddie Adams’ın çektiği ‘Bir Vietkong Tutsağının Sokakta İnfaz Edilişi’ fotoğrafının öncesi ve sonrası da var.
Tutsağın ölümünden saniyeler önceki hali ve infaz sonrası katilin tabancasını kılıfına yerleştirme anı.
Yine basit, korkunç ve unutulmaz bir iz Bienal’den...

İKİ HAFTA DAHA SÜRECEK

Bahsettiklerim, bahsedebildiklerim Bienal’in belki yüzde biri.
13 Kasım’a kadar devam edecek Bienal.
Fırsat yaratabilen kesinlikle kaçırmasın.
Daha geniş bir tur için önümde iki hafta var, kendi adıma elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz.
Bekle beni Antrepo 3.

X