"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Bebeğini kaybetmek...

Gel de kaderci olma kardeşim!

Hamile kalmak büyük şans işi. Hamileliği sağlıklı geçirebilmek de bazen şans işi.

 

Hadi herşey iyi gitti, sağlıklı bir çocuk doğurmak... O da hem şansın, hem de kaderin işi.

 

Herşey yolunda gidiyor, şanslısın, hamile kalıyorsun, sağlıklı bir hamilelik geçiriyorsun, bebeğin gelişimi iyi, sağlıklı, kilo alıyor, testler yapılıyor, ikili, üçlü taraması hatta belki amniosentezi…

 

Geliyorsun doğuma.

 

Büyük, hem de çok büyük bir heyecanla...

 

Bir kordon dolanıyor... Mesela...

 

Beklenmedik bir aksilik çıkıyor... Mesela...

 

Bebeğin kalp atışları yavaşlıyor, oksijen az gidiyor beynine, ne oluyorsa orada oluyor…

 

O kadarcık saniyede...

 

Bebek elden gidiyor...

 

...

 

Siz ne dersiniz bilmiyorum; ama bence bu kaderin işi! Ya da ben şu anda içinde bulunduğum ruh hali ile böyle görmek istiyorum bu gidişi...

 

Bundan sonrasını hiç düşündünüz mü?

 

Düşünebilir misiniz?

 

Düşünmeyi ne istersiniz, ne de aklınıza getirmeyi…

 

Hele başınıza gelmesi?

 

 

Daha düşünemezken, insan cümlenin sonunu getiremiyorken, başına gelmesi…

 

Ne bana, ne de düşmanıma... Gelmesin kimsenin başına!

 

“Tü Tü Tü” diye diye, “Dağlara taşlara” diye diye tahtalara vuruyoruz değil mi ya?

 

Birden kendimi düşündüm. Geriye döndüm. Ben ikinci hamileğim sırasında bir sorun yaşamıştım, amniosentez olmak zorunda kalmıştım, içimde binbir korku, binbir endişe, kimseye kelimelerle anlatamayacak olduğum hislerle… Ya kaybedersem bebeğimi diye...

 

Verilen test sonucunda dendi “%99 haberler iyi Yonca”.

 

Dedim: ‘Allah’ ım! Ne olur o geride kalan yüzde bir ne ben olayım, ne de bir başkası!

 

Herkesin sevdiği olsun sağlıkla yanında...

 

Ben çocuklarımı çok şükür sağlıkla elime aldım. İçimde binbir türlü şükran duygusuyla, ama alamayanları da düşündüm yürek daralmasıyla...

Hele bu şahit olduğum son olay beni çok düşündürttü, çok üzdü.

 

İş arkadaşım kaybetti bebeğini.

 

Hiç beklenmedik anda. Doğum sırasında.

 

Bu nasıl bir iş, nasıl bir ince ayar, ne yazılmış, ne biçilmiş alnımıza da yaşıyoruz, delirmek geliyor içimden çok düşündüğümde.

 

Doğaya bakayım belki rahatlarım diyorum ama yapamıyorum. İnsanım diyorum. Elimde değil bazen isyan ediyorum. Yargılayamaz, yazgımızı yaşarız biliyorum; ama ne nutuk dinlemek istiyorum, ne teselli cümlesi bulabiliyorum, ne de akıl verilmesine katlanacak haldeyim açık açık söylüyorum.

 

Arkadaşımın başını “Zaman”ın omzuna dayıyorum. İlacı tek “Zaman” diye düşünüyorum. İnsan kaybını unutmuyor; ama “Zaman”la kayıpla yaşamayı öğreniyor.

 

Tek dileğim var hepimiz niyetine; Yaşayalım sağlık içinde.

 

Hayata gelmek her ne kadar zor ise, gitmek de bir o kadar kolay işte.

 

Doğum hazırlığı “uzun”.

 

“Kısa” hazırlığı olan malesef cenaze.

 

Yonca

“Kader(t)ci”

 

Özür dilemesini bilen dip not: Deşilmeyecek bir yarayı deştiysem birilerinde “Özür dilerim!”. Ama yazmadan geçemedim. Hayat o kadar tezatlarla dolu ki! Hayatta en hızlı yapılabilen hazırlığın ‘cenaze’ olduğunu görmek beni darma duman etti.

 

“Kendine gel, kendine!” diye bağırmak isteyen dip not: Madem bu kadar kolay gidiliyor burdan, sağlıkla buradayken, hayata sıkı tutunun, tutunalım emi. Ümidi yitirmeyin, yitirmeyelim emi.

X