Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

BDDK hortumcuya çalışıyor!

<B>BANKACILIK </B>Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı <B>Engin Akçakoca </B>ısrarlı sorularıma yanıt vermiyor.

Soruyorum: ‘‘Beyefendi, el koyulan bankalara borcu olanlardan, özellikle de sahiplerinden kaç para tahsil ettiniz?’’

Yanıt yok.

Vermez, veremez.

Çünkü tezgáh kurulmuş.

O da tezgáhın parçası.

Çünkü yine soyuluyor, yine dolandırılıyoruz.

Bunlar bankalar aracılığıyla milyarlarca dolar hortumlayanlardan kuruş tahsil etmiyorlar.

Çünkü bunların niyeti parayı tahsil etmek değil, paranın bu adamların cebinde kalmasını sağlamak.

Emin olun ki, bu bankaları batırıp devlete iteleyenler şimdi çok daha huzur içinde.

Ne para isteyen var, ne pul isteyen var.

Stres sıfır.

Parayı istemiyorlar, çünkü parayı yok etmek istiyorlar.

Gelin bir hesap yapalım.

Diyelim ki, 2000 yılı ortalarında bankanıza el konuldu.

Sizin bankadan hortumladığınız para 800 trilyondu.

Yani dolar 400 bin TL, borcunuz da o zamanki dolar kuru üzerinden 2 milyar dolar.

Aradan geçen 1.5 yıl içinde sizden kuruş tahsil etmediler.

Bu arada dolar patladı ve oldu 1 milyon 400 bin TL. Borcunuz da düştü mü 570 milyon dolara.

Diyelim ki, siz bankayı hotumlarken paranın yarısı olan 1 milyar doları çarçur ettiniz, siyasilere dağıttınız, yediniz, yuttunuz, yarısını da, yani kalan 1 milyar doları da yurtdışına kaçırdınız.

Şimdi o 1 milyar doları geri getirseniz 570 milyon doları ile borcunuzu kapatsanız, 430 milyon dolar da size kalıyor mu?

Kalıyor.

İşte size kısa günün kárı.

2000 başında 2 milyar dolar borcunuz var, 2001 sonunda 430 milyon dolar cebinizde.

Anladınız mı nasıl bir tezgáh içinde olduğumuzu.

İş korkusu


GEÇEN ay önüme gelen bir anket sonucu beni paniğe sevk etmişti.

Buna göre nisan ayı içinde Türk vatandaşlarının yüzde 80'ini aşkın bir oranı önündeki birkaç ay içinde işini kaybetme korkusu ile yaşıyordu. Mayısta bu oran yüzde 70'lere gerilemişti.

Bir araştırma şirketi yöneticisi dostumdan aldığım bilgiye göre bu ay bu oran yine yükselişe geçmiş.

Yüzde 80'lere dayanmış.

Çalışan her on kişiden 8'i ‘‘işsiz kalma korkusu’’ ile yaşıyor.

Bir ülke için bundan daha vahim bir tablo olamaz.

Bu insanın önce kendine, sonra işine, sonra sektörüne, sonra da ülke ekonomisine, sonunda da ülkesine olan inancını kaybetmesine neden olur.

Bu bir ülkenin tepe taklak aşağı gitmesine neden olacak başlangıçtır.

Ülkedeki bütün ‘‘ekonomik ilişkileri’’ bozar, sağlıksız hale getirir.

Bir ay sonra işsiz kalacağınızı, maaşınızı alamayacağınızı düşünerek nasıl çarşı pazara çıkar, alışveriş yaparsınız.

Bu düşünce içinizde yer etmişken, ‘‘en uygun’’, ‘‘en ucuz’’ taksit kampanyasına nasıl girersiniz.

Bu ‘‘karamsarlıkla’’ ekonomik aktivitenin içinde nasıl yer alabilirsiniz.

Türkiye'nin en acil şekilde, çalışanları ‘‘kapsama alanına’’ alan bu ‘‘kötümserlik’’ ortamından kurtulması gerekiyor.

Yoksa zaten düşük olan verimlilik iyiden iyiye dibe vuracak ve bu toplumsal travmanın etkilerini yıllarca üzerimizden atamayacağız.

Cumhurbaşkanımız yine küsmüş


CUMHURBAŞKANI Ahmet Necdet Sezer, Fransızlara ‘‘Soykırım Yasası’’ nedeniyle öylesine kızgın ki, Fransız Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine'e bile randevu vermiyormuş.

Türkiye ziyareti sırasında Sezer ile de görüşmek isteyen Vedrine'in randevu talebi Cumhurbaşkanı'na iletilmiş.

Fransızlara ‘‘küs’’ olduğu için daha önce Fransız işadamı heyetine de randevu vermeyen Sezer, Hubert Vedrine'in talebini de ‘‘Şehir dışındayım’’ diyerek geri çevirmiş.

Fransızlar ısrar etmişler, ‘‘Ekselans neredeyse biz oraya gideriz’’ demişler.

Sezer ‘‘Nuh’’ demiş, ‘‘peygamber’’ dememiş.

Fransız Dışişleri Bakanı ile görüşmeyecekmiş.

Bu ilk bakışta ‘‘Helal olsun’’ dedirtecek gibi görünse de, aslında ‘‘son derece yanlış’’ bir tavır.

Ülkelerarası ilişkiler ‘‘Küstüm, konuşmuyorum’’ anlayışı ile yürütülemez.

Birbirleriyle ‘‘savaş halinde’’ olan ülkeler bile aynı masaya oturup sorunları konuşabiliyorsa, Sezer de Fransız Dışişleri Bakanı ile görüşebilir.

Görüşmelidir.

Ama tabii Cumhurbaşkanımız ne yazık ki, ‘‘kişisel öfkelerini’’ ve ‘‘kişilik savaşlarını’’ çok önde tuttuğu için bu gibi durumlarda pek esnek olamıyor.

Ama belki de ‘‘esnek olmaması’’ daha iyi.

Çünkü ‘‘küs’’ olduğu Ecevit ile görüştüğünde şubatın 19'unda olanların etkilerini hálá yaşıyoruz.

Alimallah bir kitap da Fransız Dışişleri Bakanı'nın başına ‘‘uçarsa’’ seyreyle sen o zaman ‘‘krizi’’.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


Bu müthiş okura layık olmayı ömrümün sonuna kadar sürdürebilirsem adam oldum demektir. Sağolun.
X