Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bazı TV yayınları üzerine

<B>ÜLKEMİZ</B> kitle iletişim araçları açısından şanslı bir konumda. Şehirlerimize kadar yayılmış yerel ve ulusal kimlikte yüzlerce TV ve radyo istasyonu, yasaların kendilerine hazırladığı hür ve demokratik ortamda işlevlerini yerine getiriyorlar.

Toplum, bu istasyonlar sayesinde bilgi edinme ve haber alma ihtiyacını çeşitli kaynaklardan elde etme imkánına sahip. Tartışma programları da öyle. Her ne kadar eskisi gibi fikir seviyesi yüksek tartışmalar olmuyorsa da, yine de bazı kanallarda halkımızı aydınlatıcı nitelikli programları zevkle izleyebiliyoruz.

Bugünkü yazımızda daha çok bazı televizyon programlarının yayınlarını ele almak istiyoruz. Çünkü bu yayınlarla ilgili toplumda giderek yaygınlaşan bir tepki çemberinin oluşmakta olduğunu görüyoruz. Tepki verenler arasına kendimizi de koyarak, bu yaraya artık parmak basma zamanının geldiğini ilgililere hatırlatmak istiyoruz.

Hemen herkeste aynı şikáyet:

‘Çoluk çocuğumuzla birlikte televizyon seyredemiyoruz.’

‘Onun bunun çarpık hayat hikáyelerini dinlemekten bıktık, artık bunlar tiksinti veriyor.’

‘Bu televole saçmalıklarına dur diyecek biri yok mu?’

‘Reyting uğruna tekmelenen değerlerimize kim sahip çıkacak?’

* * *

Bu şikáyetlere ‘denetim’ boyutunda muhatap olan bir kurum var: RTÜK. Ancak Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun ‘yaptırım’ gücü yasalarla sınırlandırılmış. Kapatma ve para cezalarıyla işi disipline etmeye çalışıyor; ama her gün seyretmekten sıkıldığımız bu programlara bakarak bunun yeterli olmadığını görüyoruz. Meselenin hukuki boyutunda daha caydırıcı hükümler üretilebilir mi bilemiyoruz; ancak RTÜK çerçevesi dışındaki yasal mevzuatla da birtakım yaptırımlar getirilebileceğini düşünüyoruz.

Burada, bu programları ayrı ayrı analiz ederek değerlendirmek elbette bizim işimiz değil. Bu cihazları bize yansıtan aletlerin kapatma anahtarlarının olduğunu hatırlatarak da işin içinden sıyrılamayız. İlgililer ve yöneticiler, bazı televizyon kanalları marifetiyle sergilenen bu ‘yozlaştırma’ ameliyesini bir şekilde önlemek ve düzene sokmak durumundadırlar.

Ekranlarımız kan revan içinde. Çocuklarımız eli tabancalı katillere özendirilmekte. Aile mahremiyeti ‘orta malı’ haline getirilmiş. Gelinler ortak bir yaşamdan seçiliyor. Bir evin içinde aylarca süren beraberliklerden, duygu harmanlamalarından ‘modern eşleştirmeler’ yapılıyor. Çiftlik evlerinde müşterek hayatlar yaşanıyor. Dini ve ahlaki değerler, ádetler, gelenekler, görenekler, eğlence adı altında topluma sunulan bu ‘yoz kültür’ün hedefi haline getirilmiş, üst üste darbelerle parçalanıp yok edilmek isteniyor. Bu çılgınlıklara bir de ‘kadın kılığına girmiş erkekler yarışması’nı eklemek istiyorlardı. RTÜK Başkanı’nın ‘Artık bu kadarına da izin veremeyiz’ şeklindeki çıkışı karşısında bundan şimdilik vazgeçtiler. Çılgınlıkların sonu gelmediğine göre, bir gün ekranlarımızda bu tür zırvalıklarla da karşılaşma ihtimali uzak değildir.

* * *

Görsel basının toplumu müspet ve menfi yönde etkileme gücü çok büyüktür ve inkár edilemez. Kamuoyu bu güçle beslenmekte, oluşmakta, şekillenmekte ve olgunlaşmaktadır. Bu gücün kör menfaat ve hırslara alet edilmesi halinde nasıl tehlikeli bir silaha dönüşebileceğini tahmin edebilmek zordur. İyi kullanılmaması halinde, halk topluluklarını uyutan, onları ülke sorunlarından uzaklaştıran, milli, manevi ve kültürel değerlerine karşı yabancılaştıran bir araç konumuna düşer ki, bugün toplum olarak karşı karşıya bulunduğumuz tehlike budur.

Bir ülkenin medyası o ülkenin eğitimine, kültürüne, ahlaki değerlerinin gelişimine katkıda bulunacak programlarla halkının karşısına çıkmalıdır. Batı’daki ciddi medya kuruluşlarının yayın konseptleri incelendiğinde, bu değerlere ne kadar önem verildiği kendiliğinden ortaya çıkar. Bizde de bu yapılmalıdır. Televizyonlarımız insanlarımızı aydınlatmalı, bilgilendirmeli ve aynı zamanda seviyeli programlar düzenleyerek eğlendirmelidir. Reyting uğruna toplumun değerleri altüst edilmemeli, bilakis o değerlerin korunmasına ve güçlenmesine yardımcı olacak yayın politikaları oluşturulmalıdır.

Bir toplumun ahlaki değerleriyle oynamak, genleriyle oynamak gibidir. Genleriyle oynanan insan nasıl şifasız bir dönüşüme uğrarsa, ahlaki değerleriyle oynanan toplumların akıbeti bundan farklı olamaz. İman, ibadet ve ahlak üçgeni üzerine kurulmuş olan dinimiz bizden ahlaklı nesiller yetiştirmemizi istiyor. Kutsal kitabımız Kuran, ahlaksızlığa düşürülmüş toplumların sosyal çöküntüye uğradıklarını birçok ayetle bize haber vermekte ve ibret almamızı öğütlemektedir.

SORALIM ÖĞRENELİM

Hayır ve şer Allah’tandır deniliyor. O zaman Allah’ın bizden hesap sormaması gerekmez mi?

Ali Osman ÜÇÜNCÜ

Şüphesiz, álemdeki aydınlık-karanlık, yükseklik-alçaklık, sertlik-yumuşaklık, birlik-çokluk, hayır-şer vb. zıtlıkları yaratan Allah’tır. Bizim hayır ve şer dediğimiz şeylerin nitelikleri insanın nasıl kullandığına bağlıdır. Mesela, insanın hayatının idamesinde en önemli unsurlardan biri olan ateş, esas itibarıyla ne hayırdır, ne de şerdir. Bilakis ateş hayır için kullanılırsa hayır, şer için kullanılırsa şerdir. Yani dünyada mutlak hayır ve mutlak şer olan bir şey yoktur. Eşya insanın kullanımına göre bu nitelikleri kazanmaktadır. Onun için Kuran, şerri Allah’a nispet etmez, insana nispet eder. Bu konuda Kuran’da şöyle denilmektedir: ‘Başkalarının başına iki mislini getirdiğimiz bir bela kendi başınıza gelince mi bu nereden dediniz? Ey Muhammed, de ki o, kendinizdendir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.’

Yahudilerin kestiği hayvanın eti yenilirmiş diyorlar, doğru mu?

Gülgün TEKİN/İSTANBUL

Daha önce de bu sütunda açıklamıştık, kitap ehlinin (Hıristiyan ve Yahudilerin) kestikleri hayvanların etini yemek helaldir.

Boy abdesti konusunda evhamlıyım, şüpheye düşüp sık sık abdest alıyorum. Bir de idrar yaptıktan sonra cinsel organımdan bir sıvı geliyor. Bu boy abdesti almamı gerektirir mi?

İsimsiz/İSTANBUL

Boy abdesti aldıktan sonra ‘oldu mu olmadı mı’ şeklinde evhama kapılmanız yersizdir. Boy abdestinde önemli olan bütün vücudun suyla yıkanmasıdır. Bunu yaptıysanız mesele yok. İdrardan sonra gelen sıvı (vedi) boy abdesti almayı gerektirmez.

Annem ölmeden önce köye gömülmesini vasiyet etmiş, ancak başka bir yere gömülmüş. Şimdi rüyalarımıza giriyor. Annemi oradan çıkarıp köye götürsem olur mu?

Gülsevim GÜREL/İSTANBUL

Şuur altınızda yer etmiş bu olaydan etkilenerek rüya görüyor olabilirsiniz. Anneniz gömüldüğü yerde kalsın. Siz onun için dua edip hayır işleyin. Kaldı ki vasiyet etmiş olsa bile gömüldüğü yerden çıkarılması doğru olmaz.

Rüyada cünup olan uyandığında üzerinde yaş izi bulamazsa boy abdesti gerekir mi?

Necmi SOLAK/İSTANBUL

Rüyasında cinsel ilişkide bulunup da uyandığında yaş izine rastlamayanlar için boy abdesti gerekmez.
X