"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Bazen tek bir karikatür sayfalarca yazıdan daha etkili

Farklı bir birinci sayfaydı, çarpıcıydı, şaşırtıcıydı. Perşembe günkü Akşam’ı elimize aldığımızda bir an kalakaldık. Ben çok beğendim, nasıl yaptıklarını merak ettim, yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya’yı aradım, sordum.

Perşembe günkü birinci sayfanıza bayıldım. Neden öyle bir şey yaptınız?
/images/100/0x0/55eb098ff018fbb8f8a6ede1- Teşekkürler. Şehit cenazelerini nasıl bir başlıkla manşette vereceğimizi tartışıyorduk. Başlık, Türkiye’nin yaşadığı acıyı yansıtmalıydı. Genç arkadaşımız Eren Demir, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in namaz kıldırırken söylediği “Çocuk kişi niyetine” sözlerini hatırlattı. ‘İşte başlık bu!’ dedik. Sayfadaki haber dağılımını kararlaştırdık. Tam o sırada Vedat Kemer’in çizdiği karikatür elimize ulaştı. Duvardaki ekrana yansıdığı anda hepimiz derinden etkilendik. Bu aslında teröre, bebek ölümlerine karşı bir çığlıktı. Türkiye’nin duygularına tercüman oluyordu. “Her günkünden daha büyük kullanalım ve sürmanşete taşıyalım” sesleri yükseldi. “Sayfanın sağ tarafında üç sütun ayırıp boydan boya karikatürü verelim” önerisi de geldi. Haberlerin içinde normalden daha büyük ve yukarıda kullanma kararı verip dağıldık. Birinci sayfayı çizen arkadaşımız Alpan Korucuoğlu, bu sırada bilgisayarın başına geçti. Karikatürü tam sayfa açıp üzerine manşet için seçtiğimiz “Çocuk kişi niyetine” başlığını yerleştirip çıktı almış. Heyecanla odama geldi. Sayfayı masama açtım. Evet, ne çok şey anlatıyordu. Bütün yazı işleri müdürlerini tek tek çağırdım. Fikirlerini sordum. İtirazlar da oldu ama çoğunluk “Yapalım” dedi.

Korkmadınız mı?
- Korkarak gazete yapamazsınız. Ayrıca genel yayın yönetmenliğini hakkıyla yapmak istiyorsanız, her gün ‘bugün bu görevdeki son günüm olabilir’ duygusuyla çalışmak ve bunu göze almak zorundasınız.

Hiç eleştiri aldınız mı?
- İnanın tek bir eleştiri bile gelmedi.

‘Çizgi birinci sayfa’yla daha mı çok şey anlatıldığını düşünüyorsunuz?
- Bazen tek bir fotoğraf, bir cümle, bir karikatür, sayfalarca sözden daha etkili olabilir. Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Ve gerçeğin bir dolu görünümü var. O halde bir dolu da sunumu olabilir. Özellikle terörle mücadelede eski dilin çürüdüğüne inanıyorum. Yeni bir anlatıya ihtiyaç var. Alternatif bir iletişim kanalına. Çizgi de bunlardan birisi.  

/images/100/0x0/55eb098ff018fbb8f8a6ede3O sayfanın teröre dikkat çekmekten öte, anlatmak istediği bir şey olabilir mi?
- Türkiye’deki terör meselesi Kürt sorunuyla da ilintili. Ama her şeyden önce bir Ortadoğu sorunu ve maalesef biz Ortadoğu batağına saplandık. Dolayısıyla, ister istemez başka okumaları da oluyor. Elbette ki bu öncelikle teröre karşı bir tepki mesajı. Ama son bebek tabutu trajedisine dikkat çekerek biraz da Türk ve Kürt herkesin teröre karşı kenetlenmesini sağlamak istedik.

Bu yaptığınız basına da bir mesaj mı, “Artık klasik kalıplardan kurtulun” gibi protest bir mesaj taşıyor olabilir mi?
- Medyanın geleneksel tutumuna karşı bir çeşit manifestoyla çıkmak istedik. Terör olaylarında bu hep tartışılıyor. Yaşanan dramları küçük göstermek milletin yüreğindeki etkisini hafifletmiyor. Belki medya yanlış yapıyor, bunu da tartışmak gerek.

Devamı gelecek mi?
- Yarattığı etkiden memnunuz. Alternatif anlatım dili ve yolları arıyoruz. Elbette ki temennimiz, bir daha gazete sayfalarına şehit bebek fotoğraflarının veya bebek tabutlarının girmeyeceği günler görmek.

SALDIRILARI SAKLAMAK YERİNE SEÇİCİ BİR DİLLE GÖSTERMEK GEREK

30 yıldır terörle mücadele eden bir ülke olarak demokratik ama etkili sivil tepkinin oluşmadığını kabul etmemiz gerek. Bunda medyanın da sorumluluğu var. Belki de ezberleri değiştirmeliyiz. En çok da Kürtlerin teröre ve onun çirkin yüzüne karşı sesini yükselteceği sivil bir tepki, toplumsal bir duruş gerekiyor. PKK saldırılarını saklamak yerine özenli bir dille ve seçicilikle onları göstermek Türklerle Kürtlerin kol kola girip teröre karşı durabilecekleri bir psikoloji yaratmak.… Buna ihtiyacımız var.

Bir gün kanser olacak mıyım?

Böyle bir çağda yaşıyoruz.
Artık herkes ‘günün birinde bir şekilde kanser olur muyum’
endişesi taşıyor.
O zaman da, insanların savunma mekanizmaları devreye giriyor.
Ve ne kadar risk altında olduğunu öğrenmek istiyor.
Her ne kadar geçen haftaki Onko Test’i yazısı üzerine, “Deli misin niye böyle şeyler uğraşıyorsun, dertsiz başına dert açıyorsun!” mailleri almış olsam da, siz gelin bir de Şafak’ın öyküsünü dinleyin…
O da benimkine benzer bir test yaptırıyor ve bakın ortaya nasıl bir sonuç çıkıyor…

/images/100/0x0/55eb0990f018fbb8f8a6ede5BENİM ADIM ŞAFAK

Senin merak ettiğin, ‘sonucu bilmek’ duygusuyla bir yıldır yaşıyorum.
42 yaşında bir arkadaşımın zoruyla gittiğim mamografi kontrolünde ‘DCIS’ olarak bilinen meme kanserinin fark edilebilen en erken evresinde olduğum anlaşıldı.
Küçük çocuğum olduğu ve daha çok genç olduğum için dünyam yıkıldı.
Buradaki doktor arkadaşlarım eksik olmasınlar hayati bir durum olmadığını söylediler fakat ben bir de John’s Hopkins’teki doktorlara göründüm.
Orada da aynı teşhis ve tedavi derken, baba tarafımda üç meme kanseri anne tarafımda da bir yumurtalık kanseri olduğu için genetik tarama testi önerdiler. Kabul ettim ve yaptırdım.
Sonuç pozitif!

MEME KANSERİNE YAKALANMA RİSKİM YÜZDE 87 ÇIKTI

Yani 80 yaşına kadar meme kanserine yakalanma riskim yüzde 87.
Doktor eşim, “Dert etme ucuz atlattın, erken evrede yakalandı” diyor fakat tekrarlama olasılığının normal bir insana göre yüksek olması ve yumurtalık kanserine yakalanma riskinin de, normali yüzde 3’ken bende yüzde 40 olması pek de kolay karşılanabilecek bir haber değildi.
Genetikçiler, çıkan sonuca göre bana iki plan önerdiler. Birincisi memelerimin alınmasıydı, ikinciyse radyoterapi artı beş yıllık tamoxifen tedavisi ve sıkı takip planı. Yani altı ay arayla senede bir mamografi, senede bir meme MR’ı ve altı ayda bir ultrason.
Yumurtalıklarım içinse güvenilir erken teşhis yöntemi olmadığı için en geç iki senede yumurtalıklarımı ve tüplerimi aldırmamı tavsiye ettiler.
Memelerim için ikinci planı seçtim ve altı ay içinde yumurtalıklarımı aldırdım.

GERÇEĞİ BİLMEK İNSANA KENDİNİ GÜVENDE HİSSETTİRİYOR

Şu anda durumum fiziksel olarak çok iyi. Ruhsal olarak zaman zaman endişe duysam da, gerçeği bilmek, bana kendimi güvende hissettiriyor. Çünkü gerçek bilindiği için ömür boyu güvenilir aralıklarla kontrol altında tutulacağım ve yumurtalık kanseri riskimi önemli miktarda düşüreceğim. Yaşam tarzımı değiştirdim, sağlıklı beslenmenin benim için hayati olduğunun farkındayım. Brokoli, omega-3, yeşil çay üçlüsünü özenle tüketiyorum ve düzenli yürüyüş yapmak konusunda titiz davranıyorum. Kızım da 25 yaşından itibaren teste tabi tutulacak ve sonuca göre onun yaşına göre bir plan uygulanacak.
Ben bunu düşmana karşı silahları kuşanmaya benzetiyorum.
Ya da sanki elimde bir raket varmış da, top gelince ona tüm gücümle vurmaya hazırmışım gibi... Memnunum yani. Pek çok insanın aksine, tür testlere olumlu bakıyorum, her şeyde olduğu gibi, “Bilgi güçtür” diyorum.  (Şafak.)

BİLGİ GÜÇTÜR

- Şafakcım, çok çok geçmiş olsun. Aynen senin gibi düşünüyorum. Bende de Onko Test’i yaptırdığım için zerre kadar pişmanlık yok. Sonuçları bekliyorum, gerekirse senin gibi silahlarımı kuşanacağım. Yüzleşmek, bana kafamı kuma gömmekten her zaman daha akıllıca geliyor.

X