"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Bazen her şey o kadar üst üste gelir ki, isyan edersiniz

"23 yaşında genç bir kızım, ama öyle eksik, öyle hüzünlü, öyle paramparça ve kaçak..."

diye anlatıyor kendi gencecik yaşamını... Bu kadar genç bir kızın, başına gelenleri okurken inanmayacaksınız belki de... Ama bazen her şey üst üste gelir... Size "Artık yeter!" dedirtecek kadar kader sizinle oynar sanki, üstünüze üstünüze gelir, bakalım nereye kadar dayanacak, diye. Bir söz vardır, "Allah kaldıracağımdan fazlasını vermesin", diye... Gerçekten de her insanın sorunlarını kaldıracağı bir sınır vardır. İşte bu genç kızımız sanki o sınıra gelmiş gibi... Bir şanssızlıklar silsilesi sanki onunki... "Bir Türk filmine benziyor yaşadıklarım" diyor. Abartılı eski filmlerimizi düşünerek olmalı. Ama bu bir film, bir öykü değil ne yazık ki... Yaşadıkları gerçeğin ta kendisi... Daha ne kadar dayanabileceği meçhul... Dayanma noktasını çoktan geçmiş. "Belki beni bu durumdan çekip çıkaracak cesur biri olabilir" dediğine bakmayın siz. Bir yandan da sürekli ailesini düşünüyor. Gerçekten beni sarstı bu genç kızın öyküsü... Hani hálá her hafta umutla oynadığım şans oyunlarından bir mucize olup da iyi bir para kazansam, hiç durmam ona ihtiyacı olan ve hapse düşme tehlikesi yaratan o 85 milyarı hiç karşılıksız yollarım. Ya siz ne düşünüyorsunuz onun hakkında?

Artık sürekli kaçıyor korkular içinde yaşıyorum

Güzin Abla; söze nereden, nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Tek bildiğim şu ki, size gerçekten güveniyorum. Ve bu anlatacaklarımın yayınlanması doğru mu yanlış mı bunu sizin takdirinize bırakıyorum. Hani derler ya "Türk filmi gibi"; belki de hayatımız gerçekten "Türk filmi" ve bizler en iyi oyuncularıyız. Hayat öyle ki insanı bir köşeden alıp diğerine fırlatıyor; hiçbir şey yapamadan elin kolun bağlı kalıyorsun; karşı çıkmaya çalışsan da sesin bile duyulmuyor, sadece içinde yankılanıyor.

Her insanın problemleri var elbette. Dünya yüzünde herkes devamlı hayat mücadelesi veriyor. Belalar arka arkaya gelir ya ben de işte senelerdir bunun bitmesini bekliyorum. Bundan 11 sene öncesine kadar gayet rahat, zengin, huzurlu ve mutlu bir yaşamımız vardı. Sonra birden ablamın kanser olduğunu öğrendik ama burada yani Türkiye’de 4-5 defa yanlış teşhis konuldu, 6-7 ay gecikildi. Oysa, kanser bu, her geçen zaman aleyhine. İngiltere’ye oradaki en iyi hastaneye götürdük ama sonunda tedavi cevap vermedi. Geç kalınmıştı. Ablam gözümüzün önünde eriyip gitti. Bana, ailemize ve çocuğuna veda etti çok acı bir şekilde. Bu bir avuntu değil tabii, ama en azından babam ve tüm ailem ellerinden geleni ardlarına koymadılar. Ama tabii kaderin önüne geçilemiyor. Bu arada ablam için, hepsi helali hoş olsun, yazlık, dükkan ve araba satıldı. Yine de diğer dükkanımız ve evimiz duruyordu. 2 sene boyunca kendimizi maddi ve manevi toparlamaya çalışırken babam en yakın arkadaşından dost kazığı yedi ve o zamanın parasıyla 60 milyar kadar -kefil olduğu paraydı bu- borca girdi. Arkasından o zamanların büyük ekonomik krizi geldi. Birçok firma gibi biz de iflas ettik, düştük. Elimizdeki her şey gitti ama daha önemlisi ailemin yani annemin babamın ve ağabeyimin çekleri karşılıksız kaldı. Bu andan itibaren kaçak olarak yaşamaya başladılar. Tabii bu arada her düşenin yılana sarılır gibi sarıldığı tefecileri de unutmamak lazım. Ben onlar yüzünden uzun süre evden bile çıkamadım. Çünkü beni kaçırmak için yol gözlüyorlardı. Babama ve ağabeyime tehditleri de cabası. Hacizler, bir evden ötekine kaçışlarımız... Tabii bu süre zarfında hastalıklar da peşimizi bırakmıyordu. Babamın yaşadığı stresler sonucu kalp krizi geçirmesi, ağabeyimin kör olması ve daha birçok rahatsızlık, sorun, üzüntü...

Ailemi kurtarayım derken kendim bittim

O zamanlar Polyannacılık oynuyordum ve mutlaka bütün bunların bir gün geçeceğini düşünüyordum. Hep böyle devam edemezdi. Her şey yoluna girecekti. Aradan biraz daha zaman geçti ve ben 18 yaşına geldim. Kendi kendime dedim ki: Yarın, öbür gün ben evlenip gideceğim. Belki kendimi kurtarmış olacağım bu parasız huzursuz hayattan; ama ya annemler, o yaşlı insanlar? Onlar ne yiyip ne içecek, ne yapacaklar? Ağabeyim desen, o da tek gözü protez, diğer gözü de sadece yüzde 30 görüyor. Bir yerden başlamalıyız; bu böyle devam edemez. Böylece oradan, buradan borç bulup, benim üstüme dükkan açtık, yine benim üstüme çekler çıktı. Allah yürü ya kulum der umuduyla. Ama olmadı o da tutmadı. Geriden gelen borçlar yüzünden ayakta duramadık. Ben de ailemi kurtarayım derken, kendimi de çıkışı olmayan bir yola sürükledim. Ve her şey bitti.

Sözün bittiği yer bu olsa gerek. Şimdi 23 yaşında genç bir kızım. Ama öyle eksik, öyle hüzünlü, öyle paramparça ve kaçak... Ne yazık ki, ne zaman bir polis görsem, beni yakalayacaklar diye korkan, geceleri uyuyamayan, çalıştığım yerden bir gün her şeyi öğrenecekler, beni işten çıkarıp ailemi ev kirası veremeyecek duruma düşürecekler, mahvolacağız diye düşünen biri haline geldim. Bunlar bana çok ağır geliyor artık. Taşıyamıyorum. Bir zamanlar her şeye boş verip kafamı dinlemeye kendimi alıştırmıştım. Ama bu fazla uzun sürmedi, sürdüremedim artık maske takamıyorum. Hayal bile kuramıyorum; hayallerim de tükendi çünkü. Hangi şanssız adam benimle evlenmeye kalkışsa, yaşadıklarımı anlatıyorum; hemen ertesi gün yanımda olmuyorlar, kaçıyorlar benden, vebalıymışım gibi. Onlara da bir şey diyemem aslında haklılar. Geleceği olmayan bir kızı ne yapsınlar! Ben olmazsam başkası olur.

En çok beni üzen de şu; 85 milyar çek borcum var ama aslında parası olan için çok fazla bir para değil bu. Zaten ülkemizde inanılmaz tezatlık var. Fakiri gerçekten çok fakir; zengini de çok fazla zengin.

Ablacığım gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum. Bazen sürekli kaçmaktansa, korkular içinde yaşamaktansa, teslim olmayı düşünüyorum ama aileme kıyamıyorum yine. Çünkü ben ödenmemiş borçlar yüzünden hapse girsem beni ziyarete bile gelemeyecekler ki... Borçlar onların da peşini bırakmayacak. Üstelik benden çok, canım annem kahrolacak ben hapislere düştüm diye.

Tüm hayatımı buraya sığdırmaya çalıştım. Amacım biraz da öykümü dinleyen herkesin haline şükretmesini sağlamak, hayatta neler olabileceğini anlatmaya çalışmaktı. Ama ne kadar başarabildim, bilemiyorum. Dedim ya bunu yayınlayıp yayınlamamak tabii sizin takdirinize kalmış... Bilmem benim için ne kadar tehlikeli olur; bilemiyorum tüm cevapsız kalmış sorularım gibi. Bunları size niye anlattığımı da bilmiyorum ama ben kendimi bildim bileli bir "Güzin Abla" vardı. Şimdi onun yadigarı sizsiniz... Herkes size açılıyor, ben niye açılmayayım dedim kendi kendime. Haksız mıydım yoksa?

Bu mektubu okur musunuz bilmiyorum ama her ne olursa olsun, siz gerçekten kocaman bir yüreği olan güzel insanlardan birisiniz.

RUMUZ: ANGEL
X