"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Bayramlık hırsız macerası

CEP cihazında Topesto’nun kuzeninin ismi yanıp sönüyor. Hanımefendi aradığına göre enteresan bir gelişme olmalı; sefil yaratıklar olarak yaşadığımızı düşünmekte...

"Yes" tuşu marifetiyle irtibata geçildi: "Buyur tatlı insan?"

"Eve hırsız girmiş galiba... Kapıdayım, komşularla... Polis çağırdım..."

Gotham Şehri’nden sinyal almış Batman gibi fırladım evden. Bir Batmobile donanımım yok, olsa zaten motorlu araç ehliyetine sahip değilim.

"Taksi!.." diyerek ulaşım işini hallettim.

Bir ara taksiciyi "Arkadaşın eve hırsız girmiş, çabuk patron!" diye gaza getireyim dedim, sonra zaten kısa mesafe diye vazgeçtim...

*

Olay mahalline ulaştığımda Kuzen, meraklı iki komşu ve kapıyı hazır buldum. Benim hemen arkamdan polis memuru geldi.

Hırsızın çıkarken kapıyı arkasından çekmesini düşünceli bir tavır olarak nitelendiren de çıkabilir tabii, ama yaptığı hareket çelik kapının sıkışmasına yol açmış.

Memur, hırsızın kapıyı "kanırttığı" yerleri kanırtarak kapıyı açtı, sonra belinden tabancayı çekip filmlerdeki gibi dizlerini bükerek bazı sert dönüş hareketleri yaptı. İlgiyle izledik.

Meraklı komşu kadına ısınamamış olduğumdan "Silahı niye çekti ki?" sorusuna, Magnum’unu okşayan Dirty Harry gibi bakarak "Prosedür, bayan!" dedim.

*

Memur "Bir yere dokunmayın, Olay Yeri İnceleme’yi çağırıyorum" dedi, ’Si-Es-Ay Mayami gibi, oley!" çektim içimden!

Bu arada evden çalınanları tespit etmeye çalışıyoruz. Fark edebildiğimiz ilk kayıplar dizüstü bilgisayar ve bazı mücevherler...

Fakat Kuzen olayın şokuyla "Ev telefonu gitmiş! Ev telefonu... Ev telefonu!.." diye geziyor. Sanırsın telefonu kaldırıp "Bana Bush’u bağla, fırçalıycam!" diyebiliyor, öyle mühim bir telefon.

Sakinleşsin diye ev telefonunu cepten aradım.

Zil sesi odaya yayılınca, hırsız malları geri getirmiş gibi sevinildi bir an...

*

O sırada olay mahaline sonradan gelen memurlardan biri "Geçmiş olsun... Gündüz gözüyle ha!.. Saat dört filan diyorsunuz, işe bak sen! Almış gitmiş tabii ’leptap’ı, ama dividipleyır duruyor... İyice azdılar canım, bizim oğlanın da evine girmişler, fısfıslamışlar..." muhabbetine bir süre yancı yazıldıktan sonra, "Sormayın beni bile soydular!" dedi.

"Oharey!" diyecektim, yapmadım. Gençten, sempatik bir memur... İçtenlikle anlatmaya başladı: "Ailemle yaşıyorum. Bizim eve girmiş. Sabah 4-6 arası uyku iyice ağır ya duymuyoruz tabii. -Fısfıs yok amca, sıksa kendisi de uyur...- Neyse kardeşim gelip ’Abi kalk bi bak cüzdana filan’ dedi. O-hoo, cebi, cüzdanı almış, toplamış gitmiş. Neyse ki; silahla kimlik yastığın altındaydı. Onlar gitse fenaydı asıl..."

Memuru teselli edip "Nereden bilecen kardeş?.. Polisi bile soyuyorlar ha? Daha neler göreceğiz bakalım" dedik.

Olay Yeri İnceleme geldiğinde, görevliye kendimce minik bir rapor sundum: "Salonda Madonna’nın bile parmak izi çıkabilir, o kadar çok insan dolaştı! Şu bölgeden ve eve geldiğimizde açık olan şu lambanın anahtarından iz çıkarabilirsiniz!.. O siyah toz yapışıyo di mi; gazete mi sersek?.."

*

Si-Es-Ay Mayami’deki Horatio ile tek benzerliği az konuşmak olan memur, "kot pantolonunun beline sıkıştırdığı silahını hafifçe düzelterek yere çömeldi ve çalışmaya başladı.

Hepimiz ilgiyle izliyoruz.

Kuzen "Kendi parmak izimi görebilir miyim, çok merak ettim de Komiser Bey?" şeklinde cümlelerle konuştuğu farklı bir dünya kurmuş kendine.

Memur homurdanıyor inceden...

İşini bitirince zabıt tutuyor, "Geçmiş olsun" diyor ve karakola gidip ifade vermemiz gerektiğini ifade ediyor.

Bu arada "çelik kapı dramı"na hiç girmeyeyim, o ayrı bir hadise.

*

Çilingire kapıyı biraz düzelttirip karakola doğru yola koyuluyoruz.

Bütün gün hırsızlık hikayesi dinlemekten bıkmış vaziyette karakola giriyoruz.

Yine güleryüzlü birkaç memur tarafından karşılanıyoruz.

İkram edilen çayı içerken, bütün gün tuttuğum "Oharey!"i patlatmama neden olan hikaye geliyor... Memurlardan birinin "Gasteciymiş, yazar bak!" uyarısına rağmen gülerek anlatmaya başlıyor genç polis memuru:

"Dört polis arkadaş aynı evde kalıyoruz..."

"Bizi de soydular demiycen di mi?"

"Evet, bizi de soydular..."

"Oharey!"

"Apartmana taşındığımızda millet çok sevinmişti. ’Oh!’ polisler geldi, hırsız filan gelmez diye. Gece girmiş, dördümüzün de cebini ve cüzdanını çalmış..."

Önceki memurdan kaptığımız bilgiyi patlatıyoruz Kuzen’le: "Silah ve kimlik?.."

"Yok, onlar yastık altında. Onlar çalınsa fena zaten..."

"Peki apartmandakiler ne dedi?"

"Bilmiyorlar ki; utandık, söyleyemedik..."

*

"Geçmiş olsun" faslında "Sana da geçmiş olsun kardeşim" dedim memura, gülüşüldü.

Bayram günü hırsızlık hikayesi yazmak önce bana da saçma geldi. Fakat yaşadığımız günleri düşününce "Gülelim ağlanacak halimize" diyerek, tamamen doğru bu macerayı "bayramlık" kontenjanından aktarmaya karar verdim.

Hırsızlar hariç herkese iyi bayramlar...
X