Gündem Haberleri

    Baykal: PKK'nın kuruluşu resmen kutlanıyor

    Hürriyet Haber
    01.12.2009 - 13:54 | Son Güncelleme:

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    İşte Baykal'ın konuşmasından satırbaşları:

    Bizim temel gündem maddemiz ekonomi. Bunu dikkatle izliyoruz. Bunu çok temel bir konu olarak görüyoruz. Bu alandaki gelişmeleri dikkatle izliyoruz. Kaygı verici işaretler ortaya çıkıyor. Bunları anlatmaya çalışıyoruz.

    Sanki doğru bir politika götürülüyormuş gibi bu politika sürdürülmektedir. Bu da ülkenin sıkıntılarını artırmaktadır. Vatandaş bunu zaten yaşıyor. İşsizlik olarak, gelir kaybı olarak yaşıyor ve toplumun her kesiminde ekonomik bunalım genişliyor.

    Eldeki tasarrufu tüketimi kullanabildiği kadar kullandığı için giderek daha çaresiz bir görüntü içine insanlarımız girmeye başlamıştır. Ekonomide bir toparlanma, bir zenginleşme üretim refah artışı sağlanamazsa yaşanan sıkıntıların çok daha ağır şekilde ortaya çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bunu bir temel gözlem olarak sizlerle paylaşıyorum.

     

    Değerli iktisatçı aysın Şükrü Kızılot toplumumuzu uyarıyor. Borçlanmadaki olağanüstü artışa dikkati çekti. Türkiye 2009’un ilk 10 ayında, geride bıraktığımız 50 ayda, gerçekleşmiş olan toplam borçtan daha fazlasını yapmış durumdadır. Bu bu tempoyla artmaya da devam edecektir. Bu işin sonuna gelinmiş değildir. 52.4 milyar liralık bir borç, bu yılın ilk 10 ayında gerçekleşmiştir.50 ayda 49.2 milyar, 10 ayda 52.4 milyar borçlanma yapılmıştır. Bu artışın temelinde bütçe açığı yatıyor. Bütçe açığı geçen yıl bütçe sırasında ısrarla hükümetin dikkatini oraya çekmiştik.

     

    177 KATRİLYONLUK BORÇ

    Geçen dönemde Türkiye 150 milyar TL’lik bir borçlanma yapmıştır. Eski parayla 150 katrilyonluk toplam gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin borçları. 1920 – 2002 82 yılda yapılmış olan toplam borç 150 milyar TL’dir. Peki bu iktidarın Kasım 2002’den Ekim 2009 dönemine kadar yaptığı borç bunun tümünden daha fazladır. 82 yıldan daha fazla borcu bunlar 7 yıldan yapmıştır. Bu borç 177 katrilyonluk bir borçtur. O dönemi anlarken, bir kaynak sıkıntısı var, Türkiye yanlış yönetiliyor diye bir durum yok. Muazzam tarihin en yüksek borçlanması gerçekleşiyor. 30 milyar dolarlık özelleştirme yapılıyor. Vatandaşın kemerleri sıkılıyor. Vatandaşın hakkı emeklisinden memurundan her alanda harcamalar kısıtlanıyor. Sonuç tarihin en hızlı kalkınması olsa helal olsa diyeceğiz. Evet o kadar borç yaptık, sor bakalım nasıl kaldırdık Türkiye’yi. Böyle bir şey var mı? Hayır yok. Cumhuriyet tarihinin ortalama büyüme hızının altına düşmüştür. Savaş yorgunu Türkiye’nin, okulsuz, yolsuz, fabrikasız, üretimi olmayan, milletin beli bükülmüş, herkes mücadele vermiş, memleket eline geçmiş, haydi kalkındır demişler çıkmışlar yola.

     

    Dünyanın en hızlı kalkınmasının yaşandığı, kaynakları en bol olduğu, Brezilya’nın dünya gücü haline geldiği, Çin’in kalkındığı bu dönemde ne yapmışlar? Ne Türkiye’nin ortalama büyüme hızını bulabilmişler, ne de o ülkelerin büyüme hızına yaklaşabilmişler? Elde ne var? Borç var, satılan fabrikalar var. Onun yenilen paraları var. E ne oldu? Bu ekonomi başarılı bir ekonomi dönemi olarak nitelendirilebilir mi? Dünyada ekonominin hızla canlandığı geliştiği dönemde Türkiye’de gerçekleşen kalkınma, az gelişmiş ülkeler ortalamasının, G-20 ülkeleri ortalamasının, o dünyanın altındadır. Dünya krize maruz kaldıktan sonra 2008’den itibaren gerçekleşen büyüme oranları ortalamanın altındadır. Büyümeyi değil küçülmeyi konuşuyoruz. En yüksek işsizlik artışını yaşan ülkeler arasında yer almıştır Türkiye. Anadolu’daki insan bunu yaşıyor. Çiftçisi de esnafı da herkes biliyor bu gerçeği. Bu bu iktidarın yanlış uygulamaları sonucu ortaya çıkan bir manzaradır.

     

    Harçlar arttı diye demokratik haklarını kullanan öğrencilere her türlü baskı hukukun gereği, 6 yıl isteniyor her biri için, 10 çocuk 60 yıl. Niye? Harçlar fazla indirin demişler.

     

    KANDİL VE MAHMUR'DAN GELEN PKK'LILAR

    Habur’da terörist liderin bayrağını taşıyanların ayağına müsteşarları, savcıları, hakimleri göndermek hak, hukuk.

     

    Kavramlar böyle çürütülürse, kavramlar özünü kaybetmeye başlarsa, tutarsızlık bir kural haline dönüşürse, kamu düzeni, barış her birisi tehlikeye girer. AKP döneminde bir takım rekorlar kırıldı. Büyümeyle ilgili olanları biliyorsunuz, en yüksek işsizlik rekorunu kırdık. Bir rekorda, Cumhuriyet tarihinin en yüksek cezaevi istihdamını gerçekleştiren bu hükümettir.

     

    AÇILIM DİYORDUNUZ, İŞTE SİZE AÇILIM

    Geçtiğimiz hafta ülkemizin canını sıkan pek çok görüntü yaşadık. Maalesef AKP’nin başlattığı açılımın, Türkiye’yi ne hale getirmekte olduğunu bayramda bir kez daha gözlemledik. Türkiye’de terörle bağlantılı söylemler, eylemler, uygulamalar, bizzat terör yöntemini taşıyan girişimler giderek hükümetin acz içinde seyrettiği manzaralar haline dönüşmüştür.

     

    Türkiye’de 30 bin kişinin ölümünden sorumlu terör örgütünün kuruluş yıl dönümü, kuruluş binasında milletvekilleriyle kutlanıyor. Oraya gidiyorlar, kutlamalarını yapıyor. Hayır bir olay, bir milli gün kutlanır gibi bu kutlanıyor.

     

    Otobüsler minibüsler yakılıyor kutlamanın şerefine. Canını kurtarıp otobüsten çıkabilirse insanlar kurtuluyor. İstanbul’da Mersin’de Hakkari’de Türkiye’nin dört bir tarafında sokaklarda her türlü kanunsuz eylem sergileniyor, güvenlik güçlerine taşla baltayla saldırılıyor ve bu manzaralar günlük yaşamın doğal parçası haline dönüşüyor.

    Açılım açılım diyordunuz, işte size açılım.

     

    İÇİŞLERİ BAKANI NEREDE?

    Karakollara saldırı yapılıyor. Bu saldırı rutine biniyor, ertesi gün yine aynı saatte yine aynı karakola saldırılıyor. Polise taşla baltayla saldırılar yapılıyor. Polis araçları rutin hedef.Bunlar olarak İçişleri Bakanı nerede? Karakollar basılırken İçişleri Bakanı nerede? Bu saldırılar yapılırken, İçişleri Bakanı bu saldırıları himaye altına almış siyasetçilerle açılım müzakeresi yapılıyor.

     

    Terör yıllarca en yüksek can kayıplara neden olduğu dönemde dahi, elde edemediği bir sonucu şimdi bu açılım ortamında elde ediyor. Nedir ortaya çıkan sonuç? Türkiye’de etnik bir husumetin tohumlarının ekilmeye başlanılması. Olay terör olayı olmaktan çıkıyor.

     

    Dağlıca baskını sırasında bile Anadolu’nun herhangi bir yerinde kimse kimseye 'sen şu bu kökenlisin' diye yan bakmamıştır. Herkes buna birlikte üzülmüştür. Ama bu açılımdan sonra geldiğimiz noktada artık olay değişmeye başlamıştır. Topluma bu çatışma tehlikeli biçimde yansımaya başlamıştır. İlk kez insanlar birbirlerini suçlar hale gelmişlerdi. Husumetin hedefi PKK’ydı. Kimse PKK’yı bir etnik kimliğin temsilcisi olarak görmüyordu.

     

    Şimdi devlet kabul etmeye başlayınca, uygulamanın gösterdiği gibi onunla iş tuttuğunuzu herkes gördükten sonra olay PKK olayından çıkmaya başlamıştır. Kimse sorumlu ararken o kentli, buralı onun bunun peşine düşmesin. Sorumlu doğrudan doğruya şiddeti terörü doğal karşılayan bir hükümetin ortaya çıkmasıdır.

     

    Normalde kolay kolay bu suçlamayı yapmam. Ama bu iktidar ve bu başbakan ülkeyi bölmektedir. Terör karşısında kararlı bir mücadele anlayışını iktidar kaybetmiş. Şimdi vatandaş tepkiyle tartışmaya sürüklenir durumda. Türkiye’nin bir tarafında farklı bir tarafında farklı duygular şekilleniyor. Ortada Türkiye’ye sahip çıkacak bir anlayışa ihtiyaç var. Bu gerçekten Türkiye’yi temellerinden sarsmaya yönelik tehlikeli bir gelişmedir.

     

     

    YANLIŞ İŞ YAPTIKTAN SONRA ATATÜRK DİYORLAR

    Bunlar yanlış iş yapmaya başladı mı sağda solda Atatürk lafları duyuyoruz.

    Bu iktidar ne zaman Atatürk dese benim aklımdan bunlar yine bir suç işledi bunu ört bas etmeye çalışıyorlar diye bir duygu geçiyor. Yanlış iş yaptıktan sonra Atatürk demeye başlıyorlar.

     

    AY-YILDIZIN IŞIĞI YETER, AMPÜLÜ KAPAT

    Ay-yıldızın ışığı hepimize yeter. Bunu sen zamanında anlasaydın bu posterlere ihtiyaç olmazdın. Ay-yıldızı yeni keşfetti. Ay-yıldızın ışığı hepimize yeter ampulü kapat.

     

    Teröristin ayağına müsteşarı, genel müdürü, savcıyı, hakimi gönderiyor, seyyar mahkeme kurduruyor ve onların getirdikleri mektubu memuruna aldırıyor. ''Bizi buraya Öcalan gönderdi'' diyorlar. Bunlar da alıyorlar ve hukuka takla attırıyorlar.

    İşte sen PKK’nın gönlünü yapmaya başladığın zaman PKK otorite haline gelmeye başlıyor. Bu Türkiye’yi çok tehlikeli bir noktaya sürüklüyor.

     

    AKP demek istiyor ki, biz Anayasa’dan Türklük lafını çıkartırsak rahatlarız. Bu anlayış başımıza neler getirir? Şu ana kadar girdiği arayışlar şu ana kadar Türkiye’nin başına neler getirdi. Türklük tanımı, kimseyi hasım gibi kabul eden bir anlayışı, etnik bir ırk anlayışını yansıtmıyor, kapsayıcı kucaklayıcı herkesi bir anlayışı yansıtıyor. 80 yıl sonra devletimizin adıyla da mı uğraşacağız. Hani ne oldu, ne devletti, tek milletti? O milletin adı ne?

     

    Bu milletin içinde her etnik kökenden insan var. Hepimiz bu milletin parçasıyız. Kimimiz araptır, kimimiz lazdır, kimimiz çerkezdir, kimimiz makedondur, kimimiz kürttür. Elbette, bu hepimizi kavrayan bir niteleme.

     

    Hayır kendimi bu milletin parçası saymıyorum. Ben o bayrağın altında toplanmıyorum diyenlere bu iktidar, bu iktidarın yöneticileri mi destek olacaklar? Bunun kavgası dağda yapılıyor diye biliyorduk, şimdi gördük AKP’nin grup başkanlığında bu kavgayı yapanlar varmış.

     

    Şimdi onları ayrıştırmaya senin ne hakkın var? Herkes etnik kökenine göre ayrışacak, bundan kim kazanacak? Bunları yurt dışından idare edenler kazanacaklardır ve onlara uşaklık edenler de kaybedeceklerdir.

     

    Elbette herkes kendi dilini öğrenecek. Matematiği kendi ayrı dilinde, coğrafyayı ayrı dilinde vereceğiz. Sonra ne olacak? Nereye hizmet edecek o çocuklar? Bu konuda sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Biz AKP olarak özel kurslar vakıf ve dernekler yoluyla insanların ana dillerini öğrenmelerini hak olarak görüyoruz. Devlet bu süreçte denetleyici olmalıdır. Devletin başka dillerde televizyon yapmasına gerek yoktur. Fakat devlet tüm bu faaliyetleri en sıkı biçimde denetlemelidir.Devleti denetleme fonksiyonu dışında işlere sokmak doğru değildir. Uzun vadede üniter yapımızı sıkıntıya sokar.”

     

    Yani biliyor da, cehaletten değil yani olay. Yani demiş ki bu ayrışmayı yaparsak, ana dili öğrenme işine devleti sokarsak, televizyon işine devleti sokarsak diyor, bu uzun vadede üniter yapımızı bozan gelişmelere yol açar diyor.

     

    BAŞBAKAN’A CEVAP

     

    Bana 'kapının bekçisi misin?' dedin. O kapıyı sahipsiz mi sandın? O kapının sahibi var, Hz. Ali’den Mustafa Kemal’e kadar. Bizde kendi çağımızda onların izinde bekçilik yapmaya devam ediyoruz. Elbette o kapıdan fitneye fesata izin vermeyeceğiz.

    Sen daha dün Karacaahmet'te cemevlerinin yıkılması için talimat veren belediye başkanı değil misin?

     

    Başbakan son zamanlarda tekrar yargıya, yargı kurumlarına yönelik anlayışını yansıtan ifadeler kullanmaya başladı. En son olarakta Danıştay’a diyor ki, bu kadar ideolojiktir. Senin zaten baştan aşağı düşüncen ideolojik.

     

    Senin bu konuya girişinin temelinde neyin yattığını millet çok iyi biliyor. İşine gelmeyince yargı organlarına her türlü suçlamayı yapıyorsun. Yardımcısı da demiş ki bayramdan sonra bende yokum Danıştay’da yok demiş. Danıştay 1859’dan beri var, seni bilemem.

    Telefon dinleme mevzusu halkımız tarafından çok iyi anlaşıldı. Geçenlerde bir Rus gazeteci Irak'ı çökerten Telekom'dur denildi, telekulaktır denildi. Türkiye'deki dinleme olaylarının ise kanunsuz, hukuksuz yapıldığı dinlemelerin karşılığında kime ne yapıldi ne vaat edildi. Bunlar araştırılmalı.

    Bağımsız yargıya ihtiyaç var. Berlusconi İtalya'da yolsuzlukla suçlanıyor. Yargıya çatıyor, suçluyor. Yargı ideolojiktir diyor, benimle uğraşıyorlar diyor. Bunlar tesadüf değil. Bütün bunları yaşıyoruz. Bu süreçten de Türkiye alnının akıyla çıkacak. Niyetleri kursaklarında kalacak inşallah.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı