"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Baykal’ın istifası

BEN Deniz Baykal’ı istifaya davet etmiyorum...

Çünkü bana göre o istifasını zaten vermiştir...   

Nereye mi?

Bir insan olarak Deniz, bir siyasetçi olan Baykal’a hem de birkaç kez vermiştir o istifayı...

Şimdi bir siyasetçi olarak Baykal, içinde volkanlar patlayan Deniz’in istifasını kabul edip etmemeyi düşünmektedir...

Hem de inanılmaz “med-cezirlerle”, iç denizlerinde kopan fırtınalarla...

Sinir uçlarını tutuşturan keşkelerle...

Kalbinde derin bir yara gibi açılan uçurumlarla düşünmektedir o istifayı...   

Bu yüzden karışmıyorum... Ve yalnızca şöyle diyorum:

“Bırakalım Deniz, sessizce geçtiği aynanın karşısında; ya kendi suretini silsin ya da ışığı kapatıp o aynayı kırsın...”

Yoksa, “Yazık oldu. Çok değerli bir insandı. Alçaklık yaptılar” gibi timsah gözyaşları hiçbir şey ifade etmiyor...

Olayın vahameti birçok soruyu şimdilik örtbas ediyor...

Örneğin: 

- Baykal parti içinde muhalefetteyken adı x olan CHP Genel Başkanı’nın başına gelseydi bu olay. Bir siyasetçi olarak Baykal ne yapardı? Derhal bir istifa ve bir kurultay ister miydi? Bu sorunun cevabı önemlidir...

Çünkü bir siyasetçi olarak Baykal’a yapılan “alçaklık”, olayın içeriğindeki “iflası” değiştirmiyor... 

Elbette şimdi çevresindeki, “Çok yaşa padişahım” tayfası görevini yapıyor. “Deniz Bey sakın istifa etmeyin. O alçakların istediği olur...” diyorlar... Öteki taraftan “Derhal istifa etmelidir” diyenler var... 

Ama artık bunların da bir önemi yok... Çünkü bu sesler, iç denizlerinde kopan fırtınanın uğultusundan Baykal’a ulaşmıyor...

Ona ulaşabilecek bir tek ses vardır artık...   

O da iç sesidir... Sabredin...   

İŞTE BU YAZININ VİDEOSU / WEB TV

İKİNCİ YAZI

‘Baykal’a suikast’ açıklamasındaki şifre 

 

CHP Genel Sekreteri Önder Sav, genel başkanı bir büyük “insani felaketle” boğuşurken bir basın toplantısı düzenliyor...

Ve çıkıp diyor ki:

“Bize gelen ihbar mektubuna göre Mustafa Sarıgül, Baykal için tetikçi tuttu... İki dizinden vurduracaktı...”

Bunu da sanki devletin gizli bir belgesini okur gibi açıklıyor...

İnanılır gibi değil...

Peki bu kadar vahim bir olayı neden günler sonra aniden açıklama gereği duyuyor.

Gizli kamera rezaletinden sonra...

Ben böyle bir saçmalık görmedim... İstanbul Valisi’ne sordum...

Aldığım izlenim şu:

“Ortada ciddi bir şey olmadığı için savcı üstüne gitmemiş. Ama polis önlemini almış”.

Çıkardığım sonuca gelince:

“CHP yönetimi gizli kamera olayının arkasında Mustafa Sarıgül olabileceğinden şüpheleniyor. Ama bunu ispat edemiyor... Ellerinde de böyle bir ihbar mektubu var. Polis tarafından da gönderilmiş. Orada da Sarıgül’ün adı geçiyor. O mektubu açıklayarak bir şekilde Sarıgül ismini bu olayların içine atıyorlar... Yani ‘şüphe denizi’ni böyle bulandırıyorlar...”

Peki bu yakışıyor mu?

Böyle bir köklü geleneğe. Böylesine bir CHP geçmişine uyuyor mu?

Bu gizli kamera olayı ve bu şüphe dolu açıklama Türk sosyal demokrat hareketinin geldiği seviye açısından ibret vericidir...

Bir şüphe denizidir artık burası...

Çamur atmadır, bel altı vurmadır, irin savaşıdır, bataklık yarışıdır, çirkinleşmedir, çaresizliğin en düşük halidir bu...

Sav’ın basın toplantısıyla yaydığı bu “bataklık kokusu” artık kendisinin ve arkadaşlarının gitmesi gerektiğini açıkça göstermiştir...


ÜÇÜNCÜ YAZI

Utanan var mı?

 

HABER iliklerimize işliyor:

“Bingöl’de çatışma!”

Toz duman, kan, silah sesleri saatlerce sürüyor... Sonra Dağlıca... Sicili baskınla yazılmış karakol Dağlıca...

Fidan gibi çocuklar kurşun yağmurunun altında aslanlar gibi çarpışıyor...

Sonra iki kalp düşüyor... Sonra bir çift el toprağa doğru gevşiyor. Sonra bir çift göz ıssız dağlara doğru yavaşça kapanıyor. Sonra bir çift yara gökyüzüne doğru bir uçurum gibi açılıyor. Bilmiyorum o an neler geçiyor o gözlerin derinlerine doğru...

Hangi yüzler, hangi aşklar, özlemler... Bir çift hayat düşüyor...

Ve şehitler düşerken, fidanlar kanarken birileri çıkıyor...

Bataklığa çeviriyor ortalığı...

Birisi diğerinin yatak odasına gizli kamera yerleştiriyor...

Öteki bir başkası için “Suikastçı tuttu. Genel başkanımızı dizlerinden vurduracaktı” diyor... Yakışıyor mu size? Yakışıyor mu sosyal demokratlara? Hiç utanan var mı bu öksüz çiçeklerden...

DÖRDÜNCÜ YAZI

Çelik’lerin gecesi


ÇOK kutluyorum seni Özlem...

Sımsıcak, dostlukların kahkahalarla örüldüğü bir Ankara gecesi yaşattın bize...

Görünce gözlerimin ışıldayacağı herkes oradaydı...

Özlem’in, eşi Murat Çelik için düzenlediği “meslekte 20’nci yıl” davetindeydim.

Cemil Çiçek’le, “Hikmet Abi (Çetin)” sohbetinden, Sezai Şengün-Ayhan Aydemir dostluğuna... Muharrem Sarıkaya’nın esprilerinden Bilal ve Semra Çetin’le eski günlere doğru attığımız kahkahalara, Sabih Kanadoğlu’ndan, Emin Çölaşan’dan Sırrı Sakık’a ve tabii “kupasız Fenerbahçeli” Nihat Özdemir’e kadar geniş açılı bir Ankara gecesi oldu... Bir ara Özdemir’e dedim ki:

“Voleybolda iyi gidiyorsunuz. Basket de iyi. Gelin inadı bırakın, şu futbol şubesini biraz daraltın, ağırlığı sahalardan fileye kaydırın...”

Yeni tanıştığımız sohbetler de oldu...

Mesela Akın İpek ve eşini tanıdım orada... Ve gördüm ki, böyle genç patronlar medyaya daha çok girmeli... 20 yıl önce Sabah-ATV günlerinde tanıdığım Murat Çelik’le şimdi yine aynı gruptayız. 20 yıl boyunca hep yakın olduk. O şimdi Star TV’de tarafsız ve dürüst gazeteciliğini sürdürüyor. Özlem de Akşam Gazetesi’nde başarılı işler yapıyor. İsmail Küçükkaya çok doğru bir karar vermiş...

Meslekte tarafsızlık ve dürüstlük önde gelince, gecenin insan yelpazesi de işte böyle çok geniş bir açıya yayılıyor...

Hem mesleğinizde hem hayatınızda nice yıllara Özlem ve Murat...

 

X