Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Baykal’ın istifa şifrelerinin çözümü…

Deniz Baykal’ın CHP Genel Başkanlığından istifa ettiğini açıklamasının ardından gazetelerin internet sitelerini dolaşmaya başladım. İlk tepkilerin ne olduğunu merak etmiştim. Hürriyet internet sitesinin manşetine yerleşen değerlendirme dikkatimi çekti: “Bir tarih sona erdi”!Hürriyet, Deniz Baykal’ın defterini şimdiden dürüvermişti.

Şaşıracak bir yan olmasa gerekti, zira “kaset skandalı”nın patlak vermesinin hemen ertesi günü özellikle Hürriyet, CHP yanlısı yazarlarıyla birlikte konuyu öne çıkarmakta, büyük göstermekte ve Baykal’ın istifa etmesi gerektiğini vurgulamakta ön almıştı.
Deniz Baykal ile ilgili kasete ilişkin medyada başlıklar ve köşe yazarı yorumlarındaki “ahlâksızlık”tan ötürü sert kınama cümleleriyle dolu, diş kirası niteliğindeki girizgâhlardan sonra “istifa etmelidir” çağrıları dikkat çekiciydi. “Komployu kınama” Baykal’ın içine düşürüldüğü durumdan ötürü akıtılan “timsah gözyaşları”ndan başka bir şey değildi.
Nitekim Baykal’ın istifa açıklaması üzerine, aynı çevreler televizyon ekranlarına fırlayıp Baykal’ın kararını “örnek” ve “onurlu” bulduklarına dair övgü dolu açıklamalar yapmaya başladılar.
İki hafta sonra CHP Kurultayı var. CHP yetkilileri Deniz Baykal’ın Kurultay’a katılmayacağını açıkladılar ama Baykal’ın geri dönme ihtimali hiç mi yok?
Parti Sözcüsü Mustafa Özyürek ile bir dönem Baykal’ın en yakınındaki İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in açıklamalarını ardı arda koyarsanız, var. Mustafa Özyürek, Baykal’ın CHP ile CHP’nin de Baykal ile özdeşleştiğini ve ayırmanın mümkün olmadığını söyledi ve “Bundan sonraki karar partiye aittir” dedi. Mustafa Sevigen ise “Örgütümüz kendisini aday gösterirse Sayın Baykal’ın gelmeme şansı yoktur” diye konuştu.
Yani?
Baykal, CHP Genel Başkanlığına “tabanın büyük arzusu ve baskısı” ve “Kurultay kararı” ile dönebilir mi?
Tümüyle ihtimal dışı değil.
Öyleyse niçin sıcağı sıcağına “bir tarih sona erdi” hükmü verilerek, Deniz Baykal dünden itibaren tarihe havale edildi?
Bilmiyorum. Ama “kaset”in bir “işaret fişeği” olduğu, Baykal istifa etmediği takdirde arkasının geleceği “mesajını” içerdiği anlaşılıyor.
Bu kaseti kim çekmiş ve kim ortaya çıkartmışsa, bunu yapanların Deniz Baykal’ın istifasını ve “tarihe gönderilmesini” istediklerine kuşku yok.
Dolayısıyla, Baykal’a istifadan başka yol bırakılmadı.
***              ***          ***
Deniz Baykal, dünkü istifa konuşmasında “adres” gösterdi. “Ana muhalefet liderine yönelik bu kadar kaba kanunsuzluk, bu kadar kaba ahlâksızlık, bugünlerin ortamında iktidarın bilgisi ve onayı olmadan gerçekleştirilemez, piyasaya sürülemez. Komployu ayıplar gibi yapanlar aslında bizzat ayıbı işleyenlerdir. Bu çerçevede başka bir sorumlu arayışına çıkacaklara yardımcı olmak üzere, ABD’den Pennsylvania’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da belirtmek isterim” dedi.
Baykal, Türk siyaset sahnesinin en tecrübeli siyaset adamı olarak kabul ediliyor.  “Şifreler”le konuşmayı ondan daha iyi bilen de yoktur. Bu sözlerinden şu sonuçlar “şifre çözmek” için özel gayret gerekmeden çıkıyor:
1. “Komplo”yla ilgili olarak hükümeti sorumlu tutuyorum;
2. Amerika’da Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen’in cemaatinin bu “komplo” ile hiçbir ilişkisi yoktur.
Ne var ki, Deniz Baykal’ın bu “değerlendirmesi”nin isabeti kuşkulu. Fethullah Gülen’i “komplo”dan ayırması adil bir davranış olabilir ama buradaki “siyasi hesabı”nı ölçmek zor. Çünkü bu “komplo”nun ardında hükümetin, bir başka deyimle Ak Parti’nin bulunduğuna inanmak aynı ölçüde zor. Günlük siyasetin itiş-kakışındaki görüntüler ne olursa olsun, bu hükümetin ve Ak Parti’nin ana muhalefet lideri olarak Deniz Baykal’dan hoşnut olduğunu düşünmek için sayısız neden bulunuyor.
Dahası bu bir “bilgi”. Deniz Baykal, ana muhalefet lideri kaldıkça, Ak Parti’nin oy oranın asgari yüzde 35, ortalama yüzde 40 ve üzerinde, buna karşılık CHP’nin oy oranının ise yüzde 20’ler dolayında seyrettiği ve özel konuşmalarda Ak Partililerin bu “olgu”ya belirli bir özgüvenle işaret ettiklerini biliyoruz.
Bu “komplo”nun ardında hükümet ve Ak Parti’nin çıkarını tayin etmekte zorlanıyoruz.
Bir de Baykal’ın şu sözlerine dikkat: “Komployu ayıplar gibi davrananlar aslında bizzat ayıbı işleyenlerdir.”
Kim bunlar?
Cumartesi ve Pazar günü yayımlanan tüm gazeteleri masanın üzerine serin ve sayfalarını teker teker çevirin, bunların kim olduklarını anlamak o kadar zor olmayacaktır.
Deniz Baykal şu sözleriyle onlara hitap ediyor zaten: “Hukuksuz ve ahlâksız komploları temel alan, ‘çok ayıp ama’ diye başlayan yorumlarla hesap sormaya, siyaset düzenlemeye çalışanlara da söyleyecek bir sözüm var; ahlâksız ve hukuksuz komplolara itibar ederek ne ahlâkı ne hukuku ne de siyaseti savunamazsınız. Komplo yapanlar zaten işlerini size güvenerek yapıyorlar. Komploculuğa hayat alanı açanlar ‘çok ayıp ama’ diyenlerdir…”
Baykal, bir yandan hükümeti ve diğer yandan da Ak Parti’den kurtulmak hesabıyla kendisinden kurtulmayı tasarlayan “genişletilmiş CHP camiası”nı suçluyor.
Şunları da söyledi:
“Bu komplo bugünkü siyasi konjonktürün eseridir, yıllardır bekletilen bir kaset yoktur. Bir kaset ele geçirilmiş değildir. Bir komplo imal edilmiştir, taze iki haftalık bir komplo vardır. Bu komplonun hedefi bir kişi değildir, onun çok ötesinde yürüttüğü, Cumhuriyeti, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne sahip çıkan sivil darbeye, sivil dikta rejimlerine karşı vermekte olduğu mücadelesidir. Bu komplo CHP’nin Anayasa ve rejim kavgası vermekte olduğu bu son iki hafta içinde düzenlenmiş ve piyasaya sürülmüştür. Komplo tezgâhı malzemeleriyle, çekimleriyle, günceldir, tazedir.”
Yani ne diyor?
1. Bu kaset kimilerinin, iddia ettiği gibi 8 yıl öncesine ait değildir dolayısıyla kasete ilişkin “uluslararası komplo” spekülasyonları yerinde değildir.
2. Kaset iki hafta öncesine aittir, tazedir. İki hafta içinde ben (ve partim CHP) bir yandan da anayasa değişiklik paketine karşı koymaktaydık. Kaset, dolayısıyla, “sivil darbeye karşı rejim mücadelemin” önünü kesmek amacıyla ilgilidir.
İşin bu bölümü, itiraf edelim, ustaca. Deniz Baykal, kaseti unutturacak bir “mağduriyet” durumunun üzerine yükselerek, konuyu bir “rejim mücadelesi”ne dönüştürme hamlesi yapmış oluyor.
“Statüko”nun direnişe etkili biçimde devamı için yeterli olur mu?
Çok zor.
***                   ***                   ***
Şurası bir gerçek ki, Deniz Baykal’ın “dramatik” istifasıyla ana muhalefet partisi “başı kesilmiş bir tavuk” durumuna düşmüştür. Genel Başkanı’na göre dizayn edilmiş herhangi bir partinin düşeceği zor durumdan CHP de nasibini alıyor. Gelişmelerin süratine bakın; iki gün önce, kasetin ortaya çıkması üzerine “Baykal’a suikast girişimi” iddiasını birdenbire ortaya atan ve bundan ötürü Mustafa Sarıgül’ü suçlayan bir CHP’den, 48 saat içinde, “kendi kellesini kendisi alan” Genel Başkan’larının olan-bitenden Ak Parti’yi suçladığı bir CHP’ye geçiş yaptık.
Baykal’ın istifa kararından sonra CHP Genel Merkezi’nden ayrılırken, CHP’lilerin kendisine yaptığı tezahürat da bu manzarayı yansıtıyor. “İnadına Baykal, inadına sol”!
Ve “Türkiye seninle gurur duyuyor”!
Şaşkınlık ve şokun CHP’deki şiddetinin yansıması olmalı.
X