Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Baykal Demokratik Açılım oturumunda konuştu

    A.A
    13.11.2009 - 21:37 | Son Güncelleme: 13.11.2009 - 21:37

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “Hükümet ile PKK'nın dirsek teması içine girdiğini” savunarak, “Öcalan ile görüşülüyor. Demek ki ortada müşterek bir çalışma var” dedi.

    “Demokratik açılım” konusunda Mecliste yapılan genel görüşmede konuşan  Baykal, oturumu “tarihi” olarak nitelendirdi. 3.5 aydan beri bir açılım  tartışmasının topluma dayatıldığını savunan Baykal, şunları söyledi:
    “Gerçekten tarihi bir oturumdur. İlk kez TBMM 1920'de başlayan tarihi  uluslaşma projesini tersine çevirmeye yönelik, ulus devlet kimliğini tahrip  etmeyi yönelik açılımları hükümet eliyle TBMM gündemine taşımıştır.

    Millet olma  yolunda katetmiş olduğumuz mesafeyi tersine çevirmeye yönelik bir arayışın resmi  himaye altına alındığını, şartların elverdiği ölçüde ne yapabilirse o çerçevede  bir programı uygulama anlayışı içine iktidarın girdiğini, TBMM olarak tespit  ediyoruz. Bu çok önemli bir kırılmadır. Bu buluşmayı tarihi hale  getirmektedir.”

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İçişleriBakanı Beşir Atalay'ın süreçteki  açıklamalarını anımsatan Baykal, sürecin gizliolarak götürüldüğünü, iktidarın ne yapacağını söylememeye olağanüstü  dikkat  gösterdiğini ifade etti.

    “Ucu açık” bir sürecin götürüldüğünü ileri süren Baykal, “yapılacak  şeyler sınırsız, sonsuz, her şey olabilir” izlenimi verilmesinin, politika  olarak tercih edildiğini savundu.

    Samimi olmayan, aldatmacaya dönük bir sürecin söz konusu olduğunu ifade  eden Baykal, 19 Ekimde Habur'da yaşananlarla bu sürecin içinde nelerin ve nasıl  kotarıldığının ortaya çıktığını kaydetti.

    Gelenlerin, “pişmanlık duyduklarını belirtmediklerini, ellerinde  mektupla elçi olarak geldiklerini söylediklerini, PKK'nın lideri Öcalan'ın  kendilerini gönderdiklerini belirttiklerini” ifade eden Baykal, “İçişleri  Bakanlığı Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve MİT Müsteşarının karşılamaya  gittiğini” iddia etti.

    Habur'da yaşananlardan sonra Başbakan Erdoğan'ın, “Bu bir umuttur”  dediğini, infial üzerine ise DTP yöneticilerini suçladığını savunan Baykal,  “süreç içinde hukuk sisteminin resmen katledildiğini” söyledi.

    Baykal, şöyle devam etti:
    “Hangi mantıkla, hangi hukuki cambazlıkla 25 bin kişinin ölümünden  sorumlu bir terör örgütüne mensup olduğunu, liderinin mesajını getirdiğini  söyleyerek Türkiye'nin sınırına dayanan bir grup insan için bizim hukuk  sistemimiz suç teşkil etmediği anlayışıyla kararlar alır. Gece yarısı bir gezici  mahkeme ile, bir mobil mahkeme ile, bir çadır yargılaması ile nasıl olur da  Türkiye'de böyle bir hüküm verilebilir? Bunun hukuki bir dayanağının  bulunabileceğini düşünmek kimse için mümkün değildir. Nasıl oluyor da Türk  adliyesi üzerinden söz verilebiliyor ve bu uygulanabiliyor? Bu, gerçekten acı bir  manzara olmuştur. Demek ki ortada bir müşterek çalışma var. Çalışmanın bir  iktidar ayağı var, ama onun karşısında oraya o insanları gönderen bir muhatabı  var. Onun talimatıyla geliyorlar. Bir tarafta iktidar, bir tarafta İmralı...  İktidar-İmralı işbirliği içinde geliyor.

    Sayın Başbakan, Sayın DTP Genel Başkanını ziyaret ediyor. Sayın DTP Genel  Başkanı diyor ki; 'muhatap Öcalan'dır.' Ve Öcalan ile konuşuluyor. Yani resmen  telefonda konuşuluyor değil, ama mutabakat sağlanıyor. Ve mutabakatın sonunda  Türkiye'nin müsteşarları, genel müdürleri, savcıları, hakimleri sınıra geliyor ve  o mutabakatın sonucu, İmralı'nın talimatı doğrultusunda geliyor. Bu gizlilik  içinde kotarılmış bir süreçtir. PKK ve Hükümet dirsek teması içine girmiştir.  Birlikte kotarılmıştır bu. Bir işbirliği var. Bu işbirliğinin şartı olarak mesela  PKK'nın terörü bırakması, silahtan vazgeçmesi sözü vermesi gibi bir durum var mı?  Silahtan vazgeçildiği için mi böyle bir temas yapılmıştır, böyle anlayış  gösterilmiştir? 'Silahı kesinlikle bırakmıyoruz' diye resmi açıklamalar  yapılıyor. Bu insanlara siyasetçiler tarafından tutuklanmayacakları sözü  verilmiştir. Hukuk katledilerek verilmiştir.”

    “TERÖRLE MÜZAKERE EDİLMEZ”

    CHP Genel Başkanı Baykal, çıkan manzaranın ortadaki çalışmanın  ayaklarından birisinin İmralı ve PKK olduğu gerçeğini ortaya koyduğunu, terörü  terk etme kararı almadığı halde Hükümetin, PKK'yı fiilen muhatap aldığını ve  işbirliği içine girdiğini ileri sürdü.

    İşin özünün yanlış olduğunu, elinde silah olanla dünyada hiçbir hükümetin  müzakere etmediğini, İngiltere'nin, İspanya'nın etmediğini belirten Baykal,  dünyada ilk kez bir hükümetin kendine silahı doğrultuğu halde, doğrultmaya devam  edeceğini ilan ettiği halde onu muhatap aldığını, ona yaranmaya çalıştığını  savundu.

    Baykal, “Yanlış olan budur. Terörle mücadele edilir, terörle müzakere  edilmez. Barış isteyenlerin sağlaması gereken temel hedef, PKK'nın en kısa  zamanda, derhal silah bırakmasını sağlamaktır. Eğer barışı gerçekten  istiyorsanız, PKK'nın silah bırakması gerektiğini çıkarsınız söylersiniz” diye  konuştu.

    PKK'nın siyasi projesinin değişmediğinin bu süreçte ortaya çıktığını,  hedeflerinin aynı olduğunu kaydeden Baykal, hedefin Türk milletinin içinden yeni  bir millet çıkarmak olduğunu iddia etti.

    Baykal, “Hedef, milli ayrışmayı, milli parçalanmayı gerçekleştirmektir.  Ayrı bir siyasi teşkilatlanma, ayrı bir egemenlik sağlama projesi çok açık  ortadadır” görüşünü dile getirdi.

    “NİYE TÜRKİYE'DEN SAKLIYORSUNUZ?”

    Uzun süre İmralı'dan gelecek yol haritasının beklendiğini, beklenen yol  haritasının geldiğini, ancak kamuoyunun yol haritasını bilmediğini anlatan  Baykal, şunları kaydetti:
    “Ne var orada? PKK ile yıllarca mücadele etmiş, bu uğurda evlatlarını  mücadele uğruna vermiş olan anaların, babaların İmralı ne istiyor Türkiye'den,  bunu öğrenmeye hakları yok mudur? Niye Türkiye'den saklıyorsunuz? 'Eğer  Türkiye'ye söylersek belki Türkiye'yi yanıltmak mümkün olmaz, taleplerin içyüzü  ortaya çıkar...' Siz milletin üstünde misiniz? Millet bilmeyecek, millet adına  siz karar vereceksiniz, milleti siz güdeceksiniz. Sonra da bunu demokrasi diye  yapacaksınız. Var mı böyle bir şey. Çıkın söyleyin nedir talep? Değişen bir şey  yoktur. Milli ayrıştırma temel hedef olmaya devam etmektedir.”

    Baykal, yaşanan manzarayı bayraklarını alarak protesto etmeye çıkanların  güvenlik güçlerinin baskısına maruz kaldığını, “hükümette bayrak alerjisi ortaya  çıktığını” savundu.

    Baykal, “Analar gözyaşı dökmesin diye yola çıkılmış ama evlatlarını  şehit vermiş olan analar, bu defa bu haksızlık karşısında ağlamak durumunda  bırakılmışlardır” dedi.

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, herkesin etnik  kimliği olduğunu ancak siyasetçilerin bunu diline dolamaması gerektiğini  belirterek, “Başbakan'ın, şöyle yüreğini doldura doldura Türk milleti dediğini  duymak istiyorum” dedi.
    Baykal, Genel Kurulda demokratik açılıma ilişkin genel görüşme önergesi  üzerinde partisinin görüşlerini dile getirdi.
    Açılım sürecinden bugüne kadar verilen şehit sayısının, 2002'de verilen  şehit sayısının 4 katı olduğunu kaydeden Baykal, terörle mücadelenin kararlılıkla  sürdürülmesi gerektiğini ancak olayın bundan ibaret olmadığını söyledi.
    Terörle Mücadele Yasasına, 2006'da terör örgütü elebaşı Abdullah  Öcalan'ın tahliyesine imkan sağlayan bir düzenlemenin eklenmek istendiğini ifade  eden Baykal, iktidarın, “Öcalan ile temas kurma, tatmin etme, gerekirse tahliye  etme arayışını çok uzun süreden beri takip ettiğini” savundu.

    Baykal, terörle mücadelenin devam edeceğini dile getirerek, Türkiye'nin,  bu konuyu aşabilmesi için öncelikle terörle müzakere etmemeyi, temel politika  haline getirmesi gerektiğini kaydetti. Baykal, “Bu, bize özgü bir karar değil,  dünyanın gerçeğidir. Ancak ne yaptığını bilmeyen şaşkın iktidarlar, elinde silah  olanların gözüne girerek, teröre son verme gayreti sergilerler. Bunun hiçbir  geçerliliği olmadığını anlamalıyız. Teröre yaranarak bir yere varılmaz” diye  konuştu.

    20 YIL ÖNCEKİ RAPOR

    CHP'nin 20 yıl önce bir rapor açıkladığını, raporun önemli bir iddiayı  ortaya koyduğunu ifade eden Baykal, o dönem bir kişinin “Kürdüm” demesinin,  Kürtçe konuşmanın yasak olduğunu söyledi. Baykal, bu gerçeği istismar etmek  yerine, yapılması gerektiğine inandıklarını ilan ettiklerini kaydetti.

    Baykal, “Türkiye, ırk, kan, kafatası devleti değildir, milletimiz içinde  birbirinden farklı etnik kimliklere mensup olanlar vardır, anadillerini konuşmak  temel haklarıdır” dediklerini anlattı. Baykal, 1991'de TBMM'ye kendisinin de  imzasının bulunduğu, Kürtçe'nin konuşulmasının önündeki yasal engelin  kaldırılması için kanun teklifi verdiklerini belirtti.
    DTP'lilerin tepkileri üzerine Baykal, “Bunları dinlemekten rahatsız  olmayın. Sorunlarınızı bize aktarın, konuşuruz. Bu sözlerden telaşlanarak, tepki göstererek bir yere varamazsınız” diye  karşılık verdi.

    Baykal, her etnik kesimin kendi televizyonunu, radyosunu kurmasını,  devletin etnik eğitime karışmamasını söylediklerini dile getirerek, bunların  ardından DGM'ye çağrıldıklarını kaydetti.

    Türkiye'de bir Çerkez, Arnavut hangi hakka sahipse, Kürdün de o hakka  sahip olması, bunu sağlamaları gerektiğini dile getiren Baykal, bunun hukukunun  geride bırakılan 20 yıllık süre içinde gerçekleştirildiğini, hukuk açısından bir  sorun bulunmadığını belirtti. Baykal, bu hukuki düzenlemenin, hayatın bir gerçeği  halinde, Türkiye'nin her yerinde tam olarak dönüşmediğini belirtti.

    “TERÖR TEHDİDİYLE MİLLİ AYRIŞTIRMAYI DAYATMAK”

    Baykal, gelinen noktada bazılarının “Etnik kimliği ayrı bir millete  dönüştüreceğiz, ayrı bir millet olarak bizi kabul edeceksiniz. Biz ayrı millet  olarak, Çerkez, Arnavut, Arap, Gürcü'nün sahip olduğundan daha farklı imtiyazlı  statüye sahip olacağız” dediğini savunarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Bu Kürt kökenli insanlarımız için yanlıştır, hepimiz için, bölgenin  barışı, huzuru, istikrarı için yanlıştır. O istikamete girdik mi, ne olacağını  merak ediyorsanız, Irak'a, diğer Orta Doğu ülkelerine bakınız. Böyle bir  tehlikeye Türkiye'nin sürüklenmesini önlemek için etnik kimliğe saygı  göstereceğiz. Ama bunu milli ayrıştırmaya dönüştürmek isteyen, bunu da silahla  dayatmak isteyen, içeriden, dışarıdan birilerinin desteklerini ayarlayarak, her  birisinin kendi hesabını göz önünde bulundurarak, içerde mayın patlatarak, masum  insanları öldürerek, şiddetle, terör tehdidiyle milli ayrıştırmayı dayatmaya  kalkmak, kabul edilemezdir.

    Elbette herkes kendi kimliğine sahip olacak ama o kadar. Bizim bir  devletimiz var. Devletimizin adı Türk Devleti, milletimizin adı Türk milleti. Bu,  etnik dayatma deniliyor. İnsaf ediniz, bu etnik dayatmayı, Türkiye'de Çerkezler,  Araplar, Arnavutlar hissetmiyor. Milyonlarca Kürt kökenli vatandaşlarımız  hissetmiyor da PKK hissediyor diye, biz de öyle hissetmek zorunda mıyız? Buradaki  Türk milleti sözü, etnik bir anlam taşımaz, bu bize dünyanın verdiği bir addır.  Bize Türk diyorlar. Türk derken, Kürdünü, Arabını ayırmadan diyor. 'Türkler  Ermenileri kesti' diyorlar. Bunu derken, onlar acaba Kürtler kesmedi de etnik  Türkler kesti mi demek istiyor, ne alakası var. Bunlar yanlış. Bu yanlış,  Kürt-Türk ayırmadan bize yapılıyor."

    “BUNUN MODASI GEÇTİ”

    Milli devletin, kimsenin etnik kimliğini sorgulayamayacağını, bu konuda  geçmişte yanlışların, haksızlıkların yapıldığını belirten Baykal, ancak bunları  kaldırmak için 20 yıl önce mücadele verdiklerini söyledi.

    “Milli ayrışmayı getirelim, ayrı milli devlet kuralım”, anlayışının  olamayacağını dile getiren Baykal, “Bunun modası geçti. Bu, 19. yüzyılın  projesi. Türkiye'de yaşayan Arnavut, Çerkez, Kürt, Türk milletinin Arnavutu,  Çerkezi ve Kürdüdür” dedi.

    Baykal, Türkiye'de “Kürdüm” diyebilmenin, o kişilerin, şerefi, şanı ve  hakkı olduğunu, bu konuda tartışma kabul edemeyeceklerini dile getirdi.

    “ÇIKMAZ YOLDUR”

    Baykal, bakış açılarını değiştirmek gerektiğini ifade ederek,  “Hükümetin, PKK'ya baktığını, PKK ile iş birliği yapmaya çalıştığını, bu konuda  aracıları kullanmaya çalıştığını” iddia etti. Baykal, “Dış aracılar onu telkin  ediyorlar, onlar zaten devrede, içerdekilerin de katkılarını alarak, PKK ile iş  birliği yaparak, bu işi kontrol etmeye çalışıyor. Çıkmaz yoldur, hiçbir yere  götürmez. Açılım yapacaksanız, PKK açılımı olmayacak, gerçekten Kürt açılımı, o  insanlara yönelik açılım yapacaksınız” diye konuştu.

    Bölgede, ekonomik ve sosyal reform yapılması gerektiğine işaret eden  Baykal, işsizliğin, bütün kötülüklerin anası olduğunu belirtti.

    “ANALARIN GÖZ YAŞINA SON VERMEK İSTİYORSANIZ”

    Konuşmasında, önerilerde de bulunan Baykal, Türkiye'nin Güneydoğu  Anadolusunu ayağa kaldıracak ciddi ekonomik atılım yapılmasını, GAP'ın bir an  önce tamamlanmasını istedi.

    Baykal, bugüne kadarki anlayışla, teşvik uygulamasıyla ekonomik yapının  değiştirilemeyeceğini, teşviğin, yolsuzluğu finanse eden bir uygulama olduğunu,  teşviği alanın, batıya yatırım yaptığını belirterek, devleti devreye sokmak  gerektiğini kaydetti.

    Ciddi bir eğitim hamlesine ihtiyaç bulunduğunu belirten Baykal, başarılı  okulların bölgede kurulması gerektiğini söyledi.

    “Anaların göz yaşına son vermek istiyorsanız, oradaki çocuklara sahip  çıkacaksınız. Oradaki insanlara iş vereceksiniz” diyen Baykal, kadınlara ve  ailelere sahip çıkılmasını önerdi.

    Baykal, “PKK'yı etkisizleştirmek için bir programı etkili şekilde  kullanmak lazım. Diplomasiyi, Irak ile iş birliği olanaklarını seferber ederek  kullanmak lazım” dedi.

    “BİZİM IRAK'TAN BİR TALEBİMİZ YOK MU?”

    CHP Genel Başkanı Baykal, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, Erbil'i  ziyaretine işaret ederek, “Kuzey Irak'ın Türkiye'ye yönelik yapması gereken  birşey yok mu? Bizim kuzey Irak ve Irak'tan bir talebimiz yok mu? PKK'nın terör  örgütü olarak ilan edilmesini sağlayamaz mıyız? Örgütün elebaşlarından  bazılarının Türkiye'ye teslim edilmesini sağlayamaz mıyız? Bunları, onlardan  almanın bir yolunu bulamıyor musunuz? Kandil'e giden yolları tutmak mümkün değil  mi?” sorularını yöneltti.

    Kuzey Irak'ta, PKK'yı gerekirse Türkiye'ye karşı kullanmak amacıyla  destekleyen güçlerin bulunduğunu belirten Baykal, “Bu güçlerle işinizi halledin.  Bu doğrultuda bir çalışmanın işaretini göremiyoruz” dedi.

    “ANILARIN ÜZERİNDEN GELECEĞE BAKAMAYIZ”

    Baykal, Türkiye'nin terörle mücadelesini başarıya ulaştıracak temel  unsurun, o bölgedekileri kazanmak, dışlanmış duygusundan çıkarmak olduğunu  kaydetti.

    Acı anıların, bölgede yaşadıkları olumlu, olumsuz günlerin, çekilmiş  ızdırapların olduğunu belirten Baykal, “İlişkilerimizi kurarken, birbirimizin  duyarlılıklarına saygı göstermek en temel sorumluluğumuz olmalıdır. Kimse  kimseyi, peşin olarak mahkum etmemeli, dışlamamalıdır. Geçmiş acıları kaşıyarak,  kurcalayarak, birbirimize fatura ederek, yarar sağlayamayacağımızı bilmeliyiz.  Birbirimizin gönlünü kazanmak durumundayız” diye konuştu.

    Baykal, yaşanan acılara, acıları yaşayanlara saygı gösterdiğini, geçmişte  hiçbir şekilde kabul edilemez çok acı, yakışıksız değerlendirmeler yapıldığını  belirterek, ancak bu anıların üzerinden geleceğe bakamayacaklarını söyledi.

    “EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜYOR”

    Türkiye'nin 72 milyon tapusunun bulunduğunu, her tapunun, tek tek  vatandaşların elinde olduğunu dile getiren Baykal, sözlerini şöyle tamamladı:
    “Ana nokta, Hükümetin, Türkiye'ye bir bütün olarak değil, etnik  kimlikler penceresinden bakma anlayışını artık bırakması gereğidir. Maalesef çok  uzun süre, Sayın Başbakan, 28 ya da 38 kimliği; birbiri ardından söyleyerek,  Türkiye tarifi yapmayı çok önemli saymıştır. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Elbette  herkesin kendi etnik kimliği vardır. Ama siyasetçilerin bunu diline dolaması,  doğru, uygun değildir. Siyasetçinin görevi, bütün etnik kimlik mensuplarına eşit  bakmak, bir bütünün parçası olduğunu ifade etmektir. O bütünün adını söylemekten  de Türkiye'yi yönetenler hiçbir zaman geride kalmamalıdır. Şöyle yüreğini doldura  doldura Başbakan'ın, Türk milleti dediğini duymak istiyorum. Bu konudaki  zafiyetin, Türkiye'yi ayrıştırmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürdüğünü  unutmamalıyız.”


     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı