Baykal çekimleri tanıdık geldi

Atilla Dorsay bir keresinde “Sinema yazarları sıradan insanlardan farklıdır. Her gün farklı bir filmde bambaşka bir dünyanın içine girip, oraya ait olup, sonrasında da o dünya hakkında düşünüp yazınca, diğer insanlar gibi düşünmemize imkan kalmıyor” demişti.

Ne kadar haklı olduğunu geçen gün daha da iyi anladım.
İnsan sürekli film izleyince olan biten her şeye film gözüyle bakmaya başlıyor.
Geçen haftanın bombasını, Deniz Baykal’a ait olduğu iddia edilen yatak odası çekimlerini izlerken aklıma ilk gelen Paranormal Activity filmi oldu.
Yatak odasının bir yerine kamerayı yerleştirip, olan biteni filme alarak gerçeklik yaratma fikri en belirgin olarak bu filmde kullanılmıştı.
Kim yaptı, kim çekti, kurgu mu bilemem, ama Baykal’a ait olduğu söylenen kasetteki teknik tamamen Paranormal Activity tekniği.
Kamerayı koy ve olan biteni hiç müdahale etmeden çek.
Geçen yılın en korkunç ve en popüler filmiydi Paranormal Activity.
Baykal’ınki de Türk siyasetinin en korkunç ve en ilgi gören filmi oldu bence.

Müjde Ar’ın Ünzile’si

Cumartesi gecesi NTV’deki Güzel Haberler’de Müjde Ar ve Önder Açıkbaş’ın konuğuydum.
Bir sohbet, bir muhabbet sormayın gitsin, zaman nasıl geçti anlamadım.
Çok da güzel ağırladılar beni, Önder’i tanırım ve zaten iyi bilirim. Müjde Ar’ın dobra dobralığına oldum olası hayrandım, yan yana gelince frekanslar da tuttu, şahane oldu.
Sinemadan müziğe, hayvan haklarından kadın haklarına pek çok şey konuştuk.
Oraya kadar gitmişken onlara yeni projelerini de sordum tabii. Önder Açıkbaş senaryo yazıyormuş. Yeni bir komedi filmiyle gelecek yıl karşımızda olacak.
Müjde Ar’a “Ne olur sinema yapın” deyince, çok istediğini ama her şeyi hazır etmeden, yapmış olmak için bir işe girmeyeceğini söyledi.
Aklındaki proje ise müthiş. Önceki programlarında birinde okumuştu, annesi Aysel Gürel’in o müthiş Ünzile’sini. O gece Aysel Gürel de Müjde Ar da daha devleşmişti gözümde. Müjde Ar şimdilerde annesinin anısına Ünzile’yi hayata geçirmek istiyor.
“Hem çocuk hem de kadın. Onikisinde ana... Yağmuru kim döküyor, Ünzile kaç koyun ediyor, dayaktan uslanalı, hiçbir şey sormuyor...”
Ünzile’yi ancak Müjde Ar gibi cesur bir kadın yapar ve yapmalı.

Konser, maç, Trilye ve Anneler Günü

Pazar günü Ankara’nın altını üstüne getirdim. Önce Gençlik Parkı’nda, Avrupa Günü kutlamaları kapsamında Ferhat Göçer konseri izlendi, ardından hemen karşısındaki 19 Mayıs Stadı’nda Ankaragücü-Fenerbahçe karşılaşması...
Anneler Günü hediyem, Tayga’nın Ankara’da bize eşlik ediyor olmasıydı. O beni kırmayınca ben de onu kırmadım ve Ankaragücü stadında onunla birlikte Fenerbahçe’yi desteklemeye gittim.
Ne maçtı ama ve de ne seyirci. Çok deplasmana gittim ama böylesini görmemiştim. Taraftarlar Gecekondu ve Anti-x diye iki gruba ayrılmış. Maç boyunca davullar eşliğinde hiç susmadılar, küfür dozu da hayli yüksekti bu arada.
İstanbul’a doğru yola çıkmadan önce gecemize ve Anneler Günü kutlamalarına noktayı bir balıkçıda koyduk.
Ankara ve balık bana hep alakasız gelirdi, Trilye’ye gidince ne kadar yanıldığımı anladım.
Ahmet Hakan geçen gün “Türkiye’de en taze balık Ankara’da yenir geyiği geyik olmaktan çıkıyor” diye yazmıştı.
Trilye’nin sahibi Süreyya Üzmez bunu “En taze balık değil ama en lezzetli balık Ankara’da yenir” diye düzeltiyor.
İddia ediyorum, Trilye’yi gören her ıstanbullu “bizde niye böyle balıkçı yok” diye hayıflanır.
Önden gelen mezeler ve sunumlar şahane. Bir avokadolu karides var ki, yeme de öyle bak bana diyor.
Meze sonrasında -196 derecedeki sıvı nitrojende soğutulmuş çilek ikram ediyorlar. Balık yemeden önce damağı sıfırlamak için. Mevsimine göre limon ve portakallısı da yapılıyormuş.
Leziz balık sonrasında leblebi tatlısı geliyor. Altında kumsal görüntüsü olan bir tabağın üzerinde gelen tatlıya masanın ortasına konulan deniz kabuğundan yayılan dalga ve martı sesleri eşlik ediyor.
Bu kadarına da pes artık diyorsunuz. Hizmette gerçekten de sınır yokmuş.
Yazarın Tüm Yazıları