Gündem Haberleri

    Baykal: AKP'nin bayrak alerjisi var

    Hürriyet Haber
    03.11.2009 - 13:45 | Son Güncelleme:

    CHP lideri Baykal, partisinin grup toplantısında 'demokratik açılım' sürecini eleştirdi ve ''Kürt açılımının Meclis'e Atatürk’ün ölüm gününde getirilmiş olması, derin bir anlam mı taşıyor? Atatürk artık aramızdan ayrıldı, şimdi biz bunları yapabiliriz mi demek isteniyor?'' diye sordu. Toplantıya katılan, şehit aileleri ve gazi yakınları Baykal'ın konuşması sırasında duygulu anlar yaşadı, gözyaşlarını tutamadı.

    CHP GRUBUNDA GÖZYAŞI

    İşte Baykal'ın konuşmasından satırbaşları:

    Çok hızlı kalkınma büyüme dönemiydi. Türkiye’de de bunu gerçekleştirmemiz beklenirdi. Bütün bu şanslı dönemler dahil AKP’nin bu 7 yıllık iktidar döneminin ortaya koyduğu kalkınma hızı yüzde 4. Türkiye kurulduğu ilk günden beri, yoksul Türkiye, harap Türkiye, barajı sanayisi olmayan Türkiye, Osmanlı’nın borçlarını ödeyen Türkiye, o Türkiye’yle başlayan insanların gerçekleştirdikleri büyüme hızı, ki içinde askeri müdahaleler çok büyük sıkıntıların yaşandığı tarihi dönemdir. Dışarıdan tek kuruş yardım alınmamıştır, dışarıdan yatırım borç gelmemiştir. Böyle bir ortamda AKP’nin büyüme hızından çok daha fazlasını gerçekleştirmişlerdir.

     

    7 yıl böyle bir altın fırsat, tek parti hükümeti olarak teslim edilmiştir. 7 yıl sonunda ortaya çıkan manzara, Türkiye’nin normal kalkınma hızının altındadır. Gelmiş geçmiş bütün hükümetlerin, savaş kriz bunalım isyan dönemlerinin ortalamasının altında kalmıştır.

    7 yılda ekonomide iyi işler yapıldı, iddialarını ortaya atanlar bu tabloya cevap verme ihtiyaçları vardır.

     

    129 milyar dolarlık dış borç iki katına katlanmıştır. Cumhuriyet tarihinin tümünde alınandan daha fazla borç almışsınız. Devletin 30 milyar dolarlık mal varlığını da satmışsınız ve merkezi yönetimin borç stoku özel sektörün ki hariç 250 katrilyon düzeyine çıkmış.

    AKP iş başına geldiğinde 2002 yılında, Türkiye gelişmekte olan 149 ülke içinde 29. sıradaydı. Büyüme hızı bakımından 29’ncuydu. Şimdi o çok iyi 2007 sonuna kadar yaşanan şanslı dönemin sonunda 100. sıraya düşmüştür. Yani şanslı dönem değerlendirememiştir. O dünyada ekonomik kriz yaşandığı sırada, krizde yanlış yönetildiği için bu defa 136. sıraya düşmüştür. 149’un içinde Türkiye 136. sıraya düşürmüşlerdir. Bunun neresi başarı Allah aşkına?

     

    Daha büyük 20 ekonomi, ki o 20 ekonominin içinde 2002’den önce Türkiye yerini almıştı. Türkiye’de 2002’de G-20’nin içindeydi. G-20’nin içinde 2002 yılında büyüme performansı bakımından ilk üçteydi. O şanslı 2007’ye kalan olan dönem içinde Türkiye 7. sıraya düştü.

    İster borca bakın, ister büyümeye bakın. Büyüyeceksiniz ki insanlara iş veresiniz. İstihdam imkanı sağlayasınız. Ülke büyümeden zenginleşmek mümkün mü? Bir avuç insan iktidarın etrafındaki parazitler, oğullar damatlar aileler zenginleşir. Ama bu Türkiye’nin zenginleşmesi anlamına gelir mi? Ülke büyüyecek ki, adaletle dağıtılacak ki hep beraber yüzümüz gülsün. Nasıl olacak bu? Ülke kalkınırsa. 6.5 küçültürseniz ülkeyi bir avuç insan zenginleşebilir ama bu halkın acısı derinleşir. Sizin zenginliğinizin bedelini de esnaf çiftçi emekli öder.

     

    Hububat buğday üretimine bakalım. 2001 yılında iktidara geçerken buğdayın fiyatı 450 liraydı. Şimdi 2009 yılında gene 450 diyelim. Bu fiilen uygulanmıyor tabi mukayese bazı olur. Buna karşılık ne değişmiştir çiftçi bakımından?

    İktidar teslim edilirken mazot 1130 liraydı, şimdi mazot 2700-2800 seviyesine çıkmıştır. İlacı falan karıştırmıyorum. Gübre 250 liraydı, şimdi 850 lira olmuştur.

     

    “GDO AÇILIMI”

     

    Önümüze yeni bir açılım daha geldi. GDO. Genetiği değiştirilmiş organizma açılımı. Bu açılımın bizim gıdamızın yemlerimizin hayvanlarımızı beslerken kullandığımız yemlerimizin, genetik yapısının, Allahın verdiği doğanın oluşturduğu yapısının değiştirilmesi suretiyle, yeni bir ürün haline dönüştürülmesi.

    Bizim biyolojik güvenlik yasasına ihtiyacımız var deniz. Bu bizim zenginliğimiz, bu bizim için olağanüstü önemli diye yıllardır ilgili kuruluşlar bu konuları gündeme getirirler ama hala bir yasa düzenlenmedi.

    Bize dendi ki bir yasa hazırlıyoruz. Yasa taslağı geldi diye beklerken, yasaya falan gerek yok biz yönetmelik çıkarıyoruz dediler.

    Türkiye’de hormon konusunda güven veren bir tablo yoktur. Hiçbir bilgiye sahip olmadan önünüze geleni tüketmek zorunda kalırsınız.

    Bu 70 milyonun sağlığını, sadece onları değil geleceğimizi istikbalimizi tehlikeye atılan bir olay.

     

    ŞEHİT YAKINLARINA POLİS DAYAĞI YAKIŞMIYOR

    29 Ekim dolayısıyla Türkiye’de açılımlara yönelik tepki ortaya konuldu. Şehit aileleri yürüyüşler yaptılar. Vatandaşlarımız insanlarımız sokağa döküldüler. Tepkilerini yansıtmaya çalıştılar. Bu süreç içinde üzüntü verici görüntülere tanık olduk.

    Bir defa bu demokratik hakkını kullanan insanlara sergilenen tavır milletimizi rencide etmiştir. Evladını şehit vermiş bir aile yaşanan gelişmelerden çileden çıkmış. Demokratik bir hak, evladını vermiş bu ülke için, şimdi çıkıp iktidarı uyaracak. Buna vatan haini gibi terörist gibi PKK’lı gibi muamele edilir mi?

    Denizli’de yürüyüş yapılacak, sivil kuruluşlar girmeyecek demişler. Cumhuriyeti kutlamak için oradaki sivil kuruluşlarda cumhuriyet coşkusunu yaşamak istiyorlar. Hayır olmaz, sanki onlar en büyük tehlike. Yasakladık. Yahu olur mu öyle şey?

    Bu defa en ağır dayak coplamalar, elimdeki gazeteleri gerçekten göstermek istemiyorum. Denizli’de yaşanan olay utanç vericidir. Şehit yakınlarına polis dayağı yakışmıyor.

    Gazilerimize şehit yakınlarımıza hepimiz sadece şükran borçluyuz. Minnet borçluyuz. Onların duygularına davranışlarına değer vermek zorundayız. Onlar Türkiye hakkında herkesten daha öncelikli söz söyleme hakkı olan insanlar. Bu geride bıraktığımız hafta içinde ne yazık ki bu acı manzaraları yaşadık.

    Şehitlerimizi gazilerimizi nasıl yok sayabileceğimizi, bu konuda tam bir duyarsızlık içine girerek sergiledik. Bu da milletimizin gönül tellerini kopardı, çok acı bir tablo yaşandı.

     

    AKP'NİN TÜRK BAYRAĞI ALERJİSİ VAR

    Türk bayrağı konusunda bu iktidarın alerji içine girdiğini görüyoruz. Yani bir bayrak alerjisi var. Alerji derken belki haksızlık yapıyorum, PKK bayrağına alerji yok, Türk bayrağına alerji var. Türk bayrağı açıldığı zaman birileri çileden çıkıyor. TBMM’ye bayrak sokmayı yasak etmeye kalktılar.

    Buraya gelecek şehit anaları, o bayrak onun evladı. Kaybettiği evladı o. O o duygular içinde taşıyor onu. Bunu yasakladık, meclis’e bayrak giremez. Meydanlarda bayrak dolaştırmak tehlikeli. Bayrak taşıyan insanlara cop ve saldırı mubah.

    Azerbaycan bayrağı yasak, Türk bayrağı yasak, ama PKK bayrağı o kadar yasak değil.

     

    PASTADAN ÇIKAN ATATÜRK MAKETİ

    Diğer bir rahatsız eden konu, şapkadan tavşan çıkarır gibi, Atatürk’ü pastadan çıkarmak. Yani Atatürk’ü bir tatlı sürpriz olarak orada toplanmış olan insanlara sunma arzusunun anlamsız bir tezahürü müdür? Atatürk konusunda ciddi ortamlarda gereken yerde gerektiği biçimde ortaya koyamamanın ezikliğini, pasta Atatürkçülüğü yaptık yasak bir iş midir? Anlamak mümkün değil.

    Ama maalesef o tablo, Atatürk’e de saygısızlık olmuştur, Atatürk’ü yaşatan Türk milletine de saygısızlık olmuştur.

     

    KÜRT AÇILIMI 10 KASIM'DA MECLİS'E GELİR Mİ?

    Şimdi yeni bir haber var. Kürt açılımı Meclis’e geliyor. Ne zaman geliyor? 10 Kasım’da geliyor. 29 Ekim’i veremedik, 10 Kasım’ı mı yapalım diyorlar.

    Yani düşünüyorum, Kürt açılımının Atatürk’ün ölüm gününde getirilmiş olması, derin bir anlam mı taşıyor? Birisi bilerek bir şey mi ifade etmeye çalışıyor? Atatürk artık aramızdan ayrıldı, şimdi biz bunları yapabiliriz mi demek isteniyor?

    Eğer öyleyse bunun tabi anlamını hep beraber tespit ediyoruz, eğer bu açılım TBMM’ye gelecek ise Türk bayrağının yarıya indiği bir günde getirilmiş olmasının da çok özel bir anlamı vardır.

    Türk bayrağının yarıya indirildiği bir günde, Meclis’te biz bu açılımı konuşacağız. Bozacağız hiç merak etmeyin.

    Bu açılımlar nerelerden nereye geldi? Bu Kürt açılımı daha ilk adımında gerçek yüzüyle ortaya çıktı. Ne olduğu anlaşıldı. Nereye açılımı olduğu görüldü. Kürt açılımı sözünün yanlış olduğu bunun aslında PKK açılımı olduğu net bir şekilde ortaya çıktı.

    Dağı meşrulaştıracağız diye Türkiye’de hukukun nasıl katledildiğine tanık olduk. Ne yazık ki bu siyasi bir anlaşmayla, bir yanında iktidar, bir yanda dağın temsilcileri olmak üzere, anlaşmayla ortaya çıkan eylem planını uygulayacağız diye Türkiye’de hukukun ne hale getirildiği, nasıl PKK’lı sanıkların ayağına hakimlerin taşındığı, 70 milyonun gözleri önünde gerçekleşmiştir.

     

    AÇILIMIN NE OLDUĞUNU BİLMİYORUZ

    Şimdi bakalım bu yeni aşamasında ne olacak? Düşünün Salı günü açılım konuşulacak, ama açılımın ne olduğunu bilmiyoruz. Bu gizlilik hayrı alamet sayılabilir mi? Birden bire program yapıldı 10 Kasım. Bir telaş var. Hatırlıyorum başbakan yıl sonuna kadar bekleyemeyiz diyordu, bir zaman sıkıntısı var. Tarihi bir zamanlama uygulaması söz konusu

    Yani Başbakan birilerine bir şeyleri yaptık diye belli bir tarihte söz mü verdi? Biz bunları yapacağız diye söz mü verdi? Onun telaşımıdır bu? Başbakan ABD’ye gitmeden Meclis’e bir şeyler sunulacak. Bunun mu telaşı içindeyiz?

    Başbakan diyordu ki ''hazmettire hazmettire yapacağız. ''Şimdi o hazmettirme politikasının bir gereği olarak, bir adım ileri bir adım geri yarım adım geri tekrar iki adım ileri, anlaşılan bunu uygulayacaklar, milletçe de bunu izleyeceğiz.

    Ermeni açılımı da gizlice yapıldı, protokol imzalandı. Şimdi geldiğimiz noktada ortaya çıkıyor ki, bizim bekleyişimizi, Karabağ’da işgale son verilmesi konusunu Ermenistan’ın çözme niyeti yoktur.

    Tekrar tekrar Ermenistan Dışişleri Bakanı düşüncesini söylemişti. Ermenistan’ın bu konudaki anlayışı çok net bir şekilde kendisini göstermiştir.

    Ermenistan yetkilileri 'önce tazminat sonra soykırım' diyor. Şimdi, Ermeni açılımı da bu. Hükümet kendisini neyse ki milletimizin baskısı, bizim ısrarla takibimiz sonucunda, yukarı Karabağ’daki ermeni işgaline son verilmeden biz sınırı açmayız diye taahhüt yaptı. 24 Nisan geliyor, şimdi Ermenistan yetkilileri ve biz Ermenistan işgaline son verirsek Karabağ’da, Ermenistan’da darbe olur demeye başladılar. Bu açılımın kime ne getirdiği belli değil. Ama bize ne kaybettireceği belli, Azerbaycan’ın gönül kırıklığı.

    Şimdi sınırı açın baskısına maruz kalacağız. Onu da hep beraber göreceğiz. Ne getirdi bu açılım Türkiye’ye? Kürt açılımı ne getirdi? GDO açılımı ne getirdi?

     

    GENELKURMAY'DA HAZIRLANDIĞI İDDİA EDİLEN BELGE

    Yaz başlarında haziran aylarında Türkiye birden bire Genelkurmay’ın içinde hazırlandığı iddia edilen bir belge ile karşı karşıya bırakıldı. Bir Ergenekon sanığının yazıhanesine bir belge bulundu diye ortaya çıktılar.

    Bu konudaki anlayışımız milim şaşmamıştır. Tekrar ifade ediyorum.

    Eğer o belge gerçekten doğru bir belgeyse, bunu hazırlayanlar mutlaka ortaya çıkarılmalı, imzası olan işbirliği olanı ortaya çıkarılmalı ve yargıda gereken işlem derhal yapılmalıdır.

    Biz TSK’da cuntalaşmayı çok ciddi sayarız. Hukuk devletini temel almış bir parti olarak bu çalışmaları mazur görmemiz mümkün değildir.

    Eğer bu çalışmayı yapanlar emir kumanda zinciri içinde değilde sadece bir albayın ve kendi etrafındaki arkadaşlarının çalışması varsa elbette on

    Onların orada çalışmasına göz yumanlarda en azından çıkıp bir özür dilemelidir.

    Ne oldu Haziran’daki o belge? Fotokopi ortaya çıktı, fotokopiyle bir şey yapmak mümkün değil dediler. Onun üzerine biz, peki hazırlıkları kim yapıyor, orduya karşı bu kampanyayı kim planlıyor, onun da ortaya çıkarılması lazım dedik kimsenin sesi çıkmadı.

    Şimdi kısa bir süre önce yeni bir aşamaya geldiğimiz görüldü. İstanbul’daki savcılığa bir mektupla işte orijinal ıslak imzalı fotokopi olmayan belgenin aslı diye bir müracaat yapıldı ve orada ıslak imzalı olduğu tespit edilen bir belge sunuldu. Onun yanında bir ihbar mektubu sunuldu. Belgeyi sunan kişi, o belgenin etrafındakileri anlattı. Ayrıca bir ek belgeyi daha mektubun içine koydu gönderdi.

    Bu belge çıkınca baktın olay, eldeki bir belgenin incelenmesi ve hukukdışı örgütlenmeleri araştırma konusu olmaktan çıkmış, bu belgeyi sunduğu iddia edilen kişinin, kapsamlı bir siyasi ithamnamesi görülmüştür.

    Şimdi geldiğimiz noktada Ekim ayında konu nitelik değişti. O aradığınız belge burada dediler. Sadece belge değil, şu şu şu şu şu şu suçları işlemiştir diye bir ithamname.

    Bu 4.5 ayda ne oldu? Aniden geldiği gibi gece yarısında bir yasa çıkarıldı. Ne zaman çıkıyor o belgenin bulunduğu tarihten daha sonra çıkıyor.

    Bu mektuba baktığımız zaman ne görüyoruz. Bu iş Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dahilindedir, 1. Ordu Komutanı talimat vermiştir. Yani savcının yapması gerekeni karara bağlıyor. Olay birden bire albay örgütlenmesi olmaktan çıktı, Genelkurmay Başkanı düzeyine neyle geldi? Belgeyle mi geldi? Savcının incelemesiyle mi geldi? Hayır muhbir vatandaşın ithamıyla.

     

    CHP, TSK'YA SAYGI DUYAR

    Kardeşim sen bilgi sahibiysen, ver o belgeyi, mahkemede tanık ol. Bu yetmedi bu muhbir vatandaş dedi ki CHP de bu sürecin içindedir.

    Ben büyük bir anlayışla izliyorum olayı. Nereye kadar CHP de bu işin içindedir denilene kadar.

    CHP silahlı kuvvetlere büyük saygı duyar. Ülkemizin güvenliğimizin bağımsızlığımızın güvencesidir.

    Bizim bütün tarihimiz bunun tanığıdır. 12 Mart’a karşı çıkarak biz yeni bir siyasi oluşumu Bülent Ecevit etrafında gerçekleştirdik.

    12 Eylül’de CHP olarak kapatıldık. Sürgünlere gönderildik. Arkadaşlarımız en büyük acıyı o dönemde yaşadılar. Ondan sonraki dönemlerde demokrasi mücadelemizi hep birlikte götürdük. Daha sonra silahlı kuvvetlerimizin takındığı tavırları sorgulamış bir siyasi partiyiz.

    Silahlı Kuvvetler'de uygun görüyor denildiği zaman. Herkes işini yapacak, biz bunu uygun görmüyoruz demiş bir siyasi partiyiz.

    Çıkmış vatandaş bunu söylüyor? Önce çık ortaya da seni görelim. Çık ortaya da bir hesaplaşalım seninle. İhbar mektubunu almış imza yok. Nerede şeffaflık nerede demokrasi, nerede insan hakları.

    Çık ortaya iddianı koy, mahkemede hesaplaşalım seninle, ispatla bakalım iddialarını. Bu arkadaş belgeyi 4,5 ay saklamış, daha sonra göndermiş.

    Biz o gecikmeyi, o mektubu veren kişiyle hükümetin işbirliğiyle kanun çıkarmış olmasını, birlikte çalışma olmasının işareti olarak düşünme anlayışı içindeyiz. Yoksa 4.5 ay bekletti. Bunda değilim ben, ama bu tezgahın içinde kimler var?

    Kanunun çıkması tesadüf mü? Kanun çıktıktan sonra belgenin ortaya çıkması tesadüf mü? Bu büyük olayı Türkiye’nin önüne ne getirdi? Adli Tıp’ta 3 kişi, benzerlik ifade eden formülle, bu mümkün olabilir demiş. Kim demiş, İstanbul’daki Adli Kurum.

    Peki bu kişiler kim bunlar? Ne zaman gelmiş oraya? Kimisi 10 gün, kimisi 1 ay diyor. Pek bunlar grafolog mu? Doktor. Peki bu insanlar Adli Tıp’ta böyle durumlar karşısında, 3 kişi olarak toplanıp karar mı alırlar? Yoksa tesadüflerin şekillendirdiği bir kadro mu yapar?

    Bunlara dikkat edilmiş mi? Edilmemiş. 3 kişi karar vermiş. Verilen hüküm, nihai hüküm bile değil. Şimdi Türkiye’de kıyamet kopuyor.

     

    DENİZ FENERİ

    Kısa bir süre önce, savcılık gitti. Deniz feneriyle ilgili inceledi falan. Bir haberiniz var mı? Milletvekili arkadaşlarımız soru soruyorlar bakanlara. Bu konularla ilgili. Devlet sırrıdır söyleyemeyiz.

    Deniz Feneri devlet sırrı. Bu konuda muhbir mektubu göndermiş, mektup ertesi gün gazetelerde. Şimdi savcılık açıklama yapıyor, biz vermedik, muhbir vermiş olabilir? Peki Adli Tıp’ın kararını da muhbir vatandaş mı verdi?

    Bunu Adalet Bakanı, Başbakan, savcılar bunu seyrediyor. Bu manzara çok açık ve nettir.

     

     

     

     

     

     

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı