« Hürriyet.com.tr

Bayan Dürer, bana Nürnberg’i anlatır mısınız

Leonardo da Vinci’nin çağdaşı, Almanların gururu Albrecht Dürer, Nürnberg’de yaşamıştı. Sarayın giriş kapısındaki üç katlı evinde bugün ziyaretçileri eşi Agnes’i canlandıran bir rehber karşılıyor, bilgi veriyor. İki hafta önce, İstanbul’un sıcaktan kavrulduğu bir pazar günü, Nürnberg’in serin sokaklarında Dürer’in ayak izinden yürüdüm. Ulusal Müze’de son 40 yılın en büyük Dürer sergisini gezdim. Luitpoldhain Parkı’nda piknik yapan 60 bin kişiyle Nürnberg Senfoni’yi dinledim. Şehrin en turistik köprüsü Fleish’te tablo gibi manav tezgahı kuran Tuncelili gurbetçiyle sohbet ettim.

Serhan YEDİG/syedig@hurriyet.com.tr
X

Bavyera’nın büyük şehirlerinden Nürnberg, Türkiye’de MAN fabrikasıyla bilinir. 1960’larda MAN otomotiv sektöründe çalışmak üzere şehre giden göçmenler bugün 500 bin nüfusun yüzde 17’sini oluşturuyor. İçlerindeki en büyük grup Türkler. Her 100 göçmenden 22’si Anadolu kökenli. Antalya’ya kardeş ilan edilen şehrin sokaklarında yaygın olarak Türkçe konuşuluyor, üçüncü kuşak bile heyecanla Türk TV dizilerini izliyor, Türkiye’den karşılıklı sefer sayısı hızla artan THY’nin yetkilileri haftalık 17 uçuşun yakında yetmeyeceği kanısında... Meşhur Dönerci Cinayetleri’nden üçü bu şehirde işlenmiş olsa da, konuştuğum Türkler yaygın yabancı düşmanlığı ve ayrımcılığa tanık olmadıklarını, huzur içinde yaşadıklarını söylüyor. Nürnberg’in uluslararası tanınırlığı ise bir tür kara şöhret... Başarısız ressam, acımasız diktatör Hitler’in bu şehri çok sevdiği, başkent yapmayı düşündüğü söylenir. Naziler iktidara yürüdükleri dev mitinglere Nürnberg’de başlamıştı. Tank, tüfek, uçak, hatta denizaltı fabrikaları kurmuş, şehri savaş endüstrisinin merkezine dönüştürmüştü. Yahudilerin vatandaşlık hakkı da ilk kez Nürnberg’de ellerinden alındı. Yani savaşın sonunda Nazilerin yargılandığı mahkemelerin Nürnberg’de kurulması tesadüf değil. Mahkeme, miting meydanı, Nazi arşivleri bugün Nürnberg’de turistik turların uğrak noktası...

YAZ BOYUNCA FESTİVAL

Ben karanlık geçmişi bir kenara bırakıp, bir güneşli bir pazar günü sanat kenti Nürnberg’i, ortaçağ dokusunu koruyan Kaisenburg bölgesini, Dürer’in dünyasını keşfetmeyi, Nurnberg Senfoni’nin açıkhava konseriyle ruhumu doyurmayı tercih ettim.
Şehrin yaz etkinlikleri programına baktığımda moralimin bozulmadığını söylesem yalan olur. Marttaki Klezmer Festivali, hazirandaki Parkta Rock, Org Haftası, temmuz başındaki Gluck Operaları Festivali’ni kaçırmıştım. Fakat şanslı günümdeydim. O gece Nürnberg Senfoni Orkestrası “Açıkhavada Klasik” konserlerinden ilkini verecekti. Noel Pazarı Meydanı’na rengarenk, neşeli bir pazar kurulmuştu. Sokaklara maharetli ressamlar, müzikçiler sıralanmıştı... Almanya’daki son 40 yılın en büyük Dürer sergisi açılmıştı. Güleryüzlü Bayan Dürer, evinde meraklı ziyaretçileri kabul ediyordu...
Şehrin 19’uncu yüzyıl öncesi yapılardan oluşan tarihi bölgesinin büyüklüğü hepitopu Burgazadası kadardı. GoogleEarth’ten gördüğüm kadarıyla önemli yapılar arasındaki en büyük uzaklık 1300 metre civarındaydı, yani rahatlıkla yürüyerek keşfedilebilirdi.
Otelden çıkar çıkmaz kendimi merkezden geçen Pegnitz Nehri’nin kıyısına attım. İnternette gördüğüm tüm güzel fotoğraflar kıyıdaki 500 metrelik alanda çekilmişti. 13’üncü yüzyıldan kalma Aziz Lawrence Kilisesi’nin önünden nehre inerken, zeytin satan karavandan Türkçe konuşmalar çalındı kulağıma. Sonrasında yol boyunca Türklere rastladım. Pazar günü gezintiye çıkmışlardı...
Fleish Köprüsü tarihi bölgeye üç giriş kapısından biriydi. 27 metrelik tek kemerli köprü 16’ıncı yüzyılda Venedik teknolojisiyle inşa edilmiş, son savaşta mucizevi şekilde bombardımandan kurtulmuştu. Nehrin iki yönündeki manzaralar birbirinden güzeldi. Doğuda, nehrin üstüne kurulmuş masal şatolarını andıran Kutsal Ruh Hastanesi, batıda ise suyun ortasındaki Trödelmarkt adacığı görülüyordu. Taş köprünün tam ortasına bir anıt dikilmiş, demir parmaklıklarla çevrelenmişti. Plaketini okumak için yaklaştığımda gözüme irice asma kilitler ilişti. Parmaklıklara sıra sıra dizilen kilitler yepyeniydi, pırıl pırıl parlıyorlardı. Nişanlanan, evlenen gençler beraberliklerinin uzun sürmesi dileğiyle buraya bir kilit koyuyor, belediye salkım saçak kilitleri sökmek için akla karayı seçiyordu.
50 yaşlarındaki Tuncelili Nahit Bey’in manav tezgahı işte bu kilitlerin tam yanıbaşındaydı. Köprünün neredeyse yarısını kaplıyordu. Tablo gibi dizdiği ahududu, böğürtlen, kiraz, şeftali ve tropik meyvelerin yanı sıra sebze de satıyordu. Yıllardır haftanın beş günü köprüde olduğunu söyledi. “Meyvelerin hepsi Fransa ve İspanya’dan. Almanlar sadece Napolyon kirazlarını Türkiye’den getiriyor” dedi düşünceli bir ses tonuyla. Şehrin en turistik köprüsünde manav tezgahına izin verilmesi şaşırtıcı, bir Türk göçmene bu piyangonun çarpması sevindiriciydi...

EN FOTOJENİK HUZUREVİ

Kutsal Ruh Hastanesi, 14’üncü yüzyıldaki veba salgınları sırasında kilisenin güçlenmesinden rahatsız olan bir hayırsever tarafından nehrin üstüne yaptırılmış, sonra vakfa dönüştürülmüştü. Yüzyıllarca yetimlere, kimsesiz yaşlılara sığınak olan binada odaların bulunduğu avlu müzeye, eski yemekhane restorana dönüştürülmüştü. Öğlen bu restoranda, nehir manzarası eşliğinde Bavyera lezzetlerini tadıp, tarihi bölgeyi adımlamayı sürdürdüm.
Teknolojiye tapınmayı, savaşı eleştiren “Gemi Dolusu Sersem” heykelini geçip, tarihi pazar meydanına (Hauptmarkt) girdiğimde panayır yeriyle karşılaştım: Trambolinden gökyüzüne sıçrayan çocuklar, yün satıcısının ağıla dönüştürdüğü çitle çevrili alanda sergilenen dört boynuzlu iri koyunlar, peynir, şarap, ekmek, elişi ürün satıcıları, seyyar restoranlar... Ortaçağ Katolik kiliselerinin dokusunu koruyan ahşap girişli Hazreti Meryem Kilisesi, şehrin vebadan kurtulması şerefine yapılan dört katlı, altın kaplamalı, görkemli çeşme panayırın ortasında adeta kaybolmuştu. Yaklaşık bin yıl önce bataklık olan bu meydan ve çevresine Yahudiler yerleştirilmiş, onlar bataklığı ihya edip ticaret bölgesine dönüştürdüğünde “şehrin en güzel yerinde Yahudiler yaşıyor” diyen halk isyan çıkarmıştı. Birkaç katliamdan sonra, geri kalan Yahudileri 14’üncü yüzyılda şehirden kovunca, ilk iş havralarını yıkıp üstüne gotik Hazreti Meryem Kilisesi’ni yerleştirmişlerdi. Bu mahcubiyetin simgesi, şimdilerde kilisenin tam ortasında duruyordu: Tevrat rulolarını simgeleyen iki taş silindir...
Trödelmart adacığını çevreleyen yapıları, cellat evi olarak anılan ve içinde Suç Müzesi’nin yer aldığı 16’ncı yüzyıldan kalma köprüyü gördükten sonra, yukarılara, ünlü Nürnberg Kalesi’ne çıkan sokağa yöneldim. Dürer Heykeli’nin hemen ardına mahzenlere giren bir geçit yerleştirilmişti. Nürnberg biralarıyla ünlüydü. Biraları dinlendirmek için şehrin altındaki yumuşak kayalara dev mahzenler oyulmuştu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda şehrin yüzde 80’ini 1,5 saatte yıkan ağır müttefik bombardımanı öncesinde, tüm önemli sanat eserleri sökülüp bu mahzenlere yerleştirilmişti. Bugün şehirdeki 20’ye yakın tur temasından biri de tarihi mahzenlerdi.

DÜRER’İN EVİNDE

Kale duvarlarının dibindeki Tiergartner Meydanı’na ulaştığımda, her köşede bir turist fotoğraf çekiyordu. Gerçekten de her köşesi fotoğraflanmaya değerdi: Tarihi kule, geleneksel mimariyle inşa edilmiş evler, kale duvarındaki dehlizi andıran giriş kapısı, parke taş döşeli meydan, ortasındaki atkestanesi ağacı, altındaki bankta etrafı seyderen yaşlı adam, Dürer’in tavşanına nazire olarak yapılmış, çiftliklerde hayvanların kafeslenmesini eleştiren dev metal tavşan heykeli...
Kaleyi ve görkemli sarayı hızlıca turlayıp, bir köşede yükselen Dürer’in evine koşturdum. Saat 18.30’da kapanacaktı. 30’lu yaşlarında Avrupa çapında şöhret kazanan, resimleriyle, gravürleriyle büyük servet kazanan Dürer beş katlı evi 1509’da almış, ölene kadar, yani 19 yıl kullanmıştı. Son başyapıtlarını bu evdeki atölyesinde hazırlamıştı. Atölyesi, kullandığı teknikleri anlatacak şekilde düzenlenmişti. Evi çocuklara daha cazip hale getirmek için zekice bir yöntem bulmuştu müze yöneticileri. Agnes Dürer’i canlandıran bir tiyatrocu gruplara rehberlik yapıyor, eşini ve hayatlarını anlatıyordu. Bu yıla kadar Dürer’in tek orijinal resminin bulunmadığı müzeye şimdi bir resim galerisi de açılıyordu.
Evden çıkışta çevredeki sokaklarda yürüdüm. Dürer’in çağında ülkenin önemli yayınevleri, kitapçıları bu sokaklardaydı. Alman Rönesansı bu sokaklarda doğmuş, dünyada kuzey ve güney yarımkürenin ilk yıldız haritası burada basılmıştı. Haritayı çizen Dürer’di... Bugün de sokaklarda birkaç sahaf, resim galerisi varlığını koruyordu...

/images/100/0x0/55eab031f018fbb8f8905cd1

PARKTA ŞAMDANLI YEMEK MASASI SAHNEDE ERİVANLI SOPRANO

Nürnberg Senfoni Orkestrası her yıl temmuzda, konser sezonunun kapanışını Luitpoldhain Parkı’ndaki iki ücretsiz açıkhava konseriyle yapıyor. Bu yılınkonserleri 22 Temmuz ve 4 Ağustos’taydı. Ben ilkini izledim. Saat 19.00’da gittiğimde park tıklım tıklım doluydu. Sofralar kurulmuş, kadehler dizilmiş, kimi masalara şamdanlar yerleştirilmişti. Yerlere serilen battaniyelerde çocuklar kitap okuyor, yetişkinler sohbet ediyordu. Konser saat 20.00’de başladığında hava sıcaklığı 16 dereceye inmişti. Yine de çevredekilerin keyfi yerindeydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde paltolar giyildi, şallar, hatta battaniyeler ortaya çıktı. Fakat parktan ayrılan olmadı. Sahneden yapılan anonsa göre o akşam tam 60 bin kişi toplanmıştı. Seyyar tuvaletler, restoranlar, büfeler her türlü ihtiyacı karşılıyordu. “İtalyan Gecesi”nde dört soprano ve bir tenor, Verdi, Puccini, Rossini, Bellini’nin popüler aryalarını seslendirdi. Nürnberg Senfoni’yi, Marcus Bosch yönetiyordu. Aachen’de görev yaptığı dönemde orkestra dinleyicilerini sekiz yılda dört kat artıran genç şef Nürnberg’e yeni atanmıştı. Orkestrayı bu enerjiyle yönetiyordu. Gecenin en güzel anı, 60 bin kişinin aynı anda kıvılcım saçan çubukları ateşlemesiydi. En görkemli anı ise tüm solistlerin sahneye çıktığı Rossini - Respighi aryaları ve ardından gelen 20 dakikalık havai fişek gösterisiydi.

SONBAHARDA ÜÇ FESTİVAL

- Tarihi Şehir Festivali 13 Eylül’de başlıyor. Dokuz günde 800 sanatçı 60 etkinlik gerçekleştirecek. Tarihi bölgenin sokaklarında, meydanlarında konserler verilecek, gösteriler yapılacak, sergiler açılacak. (www.altstadtfest-nuernberg.de) - Yılda iki kez düzenlenen Volksfeste’in sonbahar etkinlikleri 24 Ağustos - 9 Eylül arasında Dutzendteich Lunaparkı’nda gerçekleştirilecek. İki hafta boyunca yerel yemekler ve her yaşa yönelik eğlence sunuluyor. - Aziz Michael Bira Festivali 1 Eylül’de başlıyor. İki ay boyunca sokaklarda karnaval geçitleri, konserler, eğlenceli yarışmalar düzenlenecek. Geçen yıl festival etkinliklerine 1.5 milyon kişi katılmıştı. (www.michaelis-kirchweih.de)
- Antika meraklılarının, koleksiyoncuların gözdesi şehrin ünlü bitpazarlarından Trempelmarkt 7-8 Eylül, Grafflmarkt Fürth 14-15 Eylül’de kurulacak. (www.maerkte.nuernber.de)

BİR DEHA BÖYLE YETİŞTİ

Ulusal Müze’deki “Dürer’in Erken Dönemi” sergisi iki bölümden oluşuyor. Ressamın eserleri ve bu eserlerin ardındaki tekniğin, sırların anlatıldığı bilgilendirme bölümü. Washington, New York, Londra, Berlin başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından getirilmiş 200 eser yer alıyor sergide.
Bir kuyumcunun oğlu olan Dürer, çağının iyi yetiştirilmiş entelektüellerinden. Leonardo da Vinci gibi doğayı, insan anatomisini incelemiş, bunu çizimlerine yansıtmış. İlginç özelliği çok ciddi dini tabloların içine Hieronymus Bosch gibi mizah ögeleri sıkıştırması. Örneğin bir ayini betimlediği eserinde, ziyafet sofrası ve seks hayali kuran din adamlarını görebiliyorsunuz. Bazı resimlerinde yüzlerce yıl sonrasının gerçeküstü akımını çağrıştıracak ögeler kullanıyor. Pek çok ressam yaşarken şöhrete kavuşamazsan Dürer şöhretin tadını çıkarmış. Pek çok ressam açlıktan ölürken o çok zengin olmuş. Servetini 27 yaşından itibaren resimlerini çoğaltıp satmasını sağlayan gravür tekniğine borçlu. Bu sayede ahşap, bakır baskı eserleri Avrupa’nın her köşesine yayılmış. Şöhreti ve serveti birlikte artmış. Ulusal Müze’deki sergi 2 Eylül’e kadar açık. (www.gnm.de)

İNTERNETTE NÜRNBERG

- Kentin turizm rehberi (http://tourismus.nuernberg.de) -Müze rehberi (www.museen.nuernberg.de) - İngilizce kent turları (www.nuernberg-tours.de) - Kutsal Ruh Hastanesi (www.heilig-gest-spital.de) -Rehberli bira mahzenleri ve sığınak turları (www.hausbrauereialtstadthof.de) - Açık havada Klasik Festivali (www.klassikopenair.de) - Nicolaus Copernicus Planeteryumu (www.planetarium-nurnberg.de)

Kaynak: Serhan YEDİG/syedig@hurriyet.com.tr

GezginGezgin
Garda Gölü'nün parlayan yıldızı: Sirmione
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Olağanüstü güzellikteki 8 kayıp şehir! Listede Türkiye'den iki yer bulunuyor...
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Türkiye'de terk edilmiş 9 köy
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Gümüşten boynuz takan ilginç kadınlar: Miaolar
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Çölün tam ortasında 2000 yıllık göl!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünyadaki en ilginç ülke sınırları