"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Bay Tosun’un kalbe dokunan hikâyesi

Ellili yaşların sonlarında gibiydi. Ofisime girer girmez daha “Merhaba, hoş geldin!” bile demeden pat diye konuya giriverdi: “Kilo vermek istiyorum!” Sorun sadece kilo değildi, gelin öyküsünü dinleyelim.

UZUN boylu, göbekli, terli, telaşlı, endişeli olduğu sözcüklere yaptığı vurgulardan kolayca anlaşılıyordu beyefendinin. “Evet, biraz kilo fazlalığınız var ama obez filan değilsiniz. Başka bir sorunuz yok mu ki hemen kilo konusuna giriverdiniz?” şeklindeki soruma verdiği yanıt da sitem doluydu: “Olmaz olur mu? O kadar çok sorunum var ki... Ama önce kilolarımdan kurtulmam lazım!” dedi ve soluk almadan öyküsünü anlatmaya başladı...

‘Oldum olası topluydum’

“Ben oldum olası toplu, okul arkadaşlarımın deyimiyle ‘gürbüz’ çocuktum. Ortaokulda başladığım aktif spor yaşamım üniversiteyi bitirene dek sürdü, (hafiften gürbüz olma dışında!) ciddi bir kilo sorunum olmadı. Ne zaman ki üniversite bitti, iş hayatı başladı, bel çevrem genişlemeyi, göbeğim büyümeyi, vücudum yağ biriktirmeyi ilerletti! Başlangıçta pek önemsemedim, yemeye içmeye, hareketsiz ve egzersizden uzak bir hayat sürmeye devam ettim”.

Önce hipertansiyon...

“Bir sabah yataktan inanılmaz bir baş ağrısı, bulantı hissiyle uyanınca kendimi en yakın hastaneye zor attım! Teşhis can sıkıcıydı: Hipertansiyon! Büyük tansiyonum 18’i geçmiş, küçüğü ise 13’e fırlamıştı. Bir ay süren çabadan sonra iki ayrı tansiyon ilacı ve bir idrar söktürücüyle tansiyonum ancak ayarlanabildi. Eski hayatımı sürdürmeye bu arada yavaş yavaş kilo almaya devam ettim. Ha bu arada, kilom daha da artıp tansiyonum yine yükselince üçüncü hap daha eklendi ilaç listeme!”

Sonra diyabet...

“48’inci yaş günümü kutladığımız geceyi unutamam! Neredeyse saat başına mesanemi boşaltmak durumunda kalıyordum. Galiba fazla yedim, dahası içkiyi de fazla kaçırdım diye düşündüm. İdrar problemi takip eden günlerde de devam edip, ağız kuruluğu, sık su içme ihtiyacı –susuzluk- da eklenince soluğu yine doktorda aldım”. Hastanın hikâyesi oldukça uzun, çıkarılacak ders çoktu...

Günde 6 hap ve 120 kilo

“İncelemelerde tansiyonumun fena olmadığı, ama kan şekerimin 200’lerin üzerine fırladığı, trigliserdimin tavan yaptığı (toplam kolesterolüm 200’leri, trigliseridim 600’leri geçtiği) anlaşıldı. Aç karna ve tok karna kullanmam tembihlenen iki adet şeker ilacı, gece yatağa girerken almam gerektiği belirtilen bir kolesterol ilacı yazıp, şeker un yemememi söyleyerek beni eve yolladılar. Artık her gün yutmak zorunda olduğum 6 hapım ve 120’yi geçen bir kilom vardı! İlaçlarımı dikkatle kullandım. Bir hafta kadar sonra yapılan değerlendirmelerde kan şekerim, iki ay sonra da kolesterolüm, trigliseridim neredeyse normale dönmüştü”.

Sırada kalp krizi var

Bay Tosun’un hikâyesinin bundan sonrası daha da can sıkıcı. “İyiyim, hoşum diye düşünürken 5 yıl kadar önce bir iş toplantısındagöğsümün tam ortasına yumruk gibi ağrının olduğunu fark ettim. Sigaramı söndürüp (!) pencereye koştum. Koluma, çeneme, boynuma hatta diğer omzuma doğru yayılmaya başladı. Soğuk soğuk terliyor ve kendi kendime “galiba öleceğim!” diye düşünüyordum.

By-pass zorunlu oldu...

Sonrası malum. Ambulans sirenleri, acil servis, koroner bakım üniteleri, anjiyo yapılmsı ve kalbin üç damarının birden koroner bypass ameliyatı... “Doktorlar, kalbin en büyük bölümünü besleyen LAD adını verdikleri koroner arterlerin “ön inen dalı”nın yüzde 100 kapalı olduğunu görünce acil ameliyat olmam gerektiğine karar vermişler. İki haftadan daha fazla hastanede kaldım. Hastanede koroner sonrası yaşadığım komplikasyonları ve daha sonra başıma gelenleri de saymamı ister misiniz?” Dinlemeye devam ettim ama diğer sorunları da yazarak canınızı daha çok sıkmak istemiyorum.

Tosunami mağduru!

DAHA sonra ne mi olmuş? İsterseniz, Tosun Bey’i dinlemeye devam edelim: “Ameliyatımı yapan doktor kilo vermeyi düşünüp düşünmediğimi sorunca önce canım sıkıldı. Her şey bitti de sorun göbeğimi küçültmeye mi geldi doktor bey? Ben, “sonradan olma değil anadan doğma kilolu”yum. Annem de, babam da diyabetli idi. Doğum ağırlığım neredeyse 6 kilo olduğu için de göbek adımı “Tosun” koymuşlar!” Genç doçent, hastalık hikâyemi uzun uzun incelediğini ve başıma gelenlerin tamamının, kilo sorunumla ilişkili olduğunu söyledi”.
İnsülin kaynıyormuş

“Kafam karışmıştı. Hastaneden çıkmadan önce o genç cerrahla uzun uzun konuştum. Sohbetimizde bir tür metabolizma bozukluğum olduğunu, “insülin direnci”ne yakalandığımı, “pankreasımın aşırı insülin üretmesi, kanımın insülin kaynamasının esas neden olduğunu” ve 20-30 yıldır çözmem gereken esas sorunun “kilo vererek insülin direncinden kurtulmak” olduğunu geçtiğini bana bir çırpıda anlatıverdi. Beni hastanenin beslenme uzmanına yönlendirdi. 6 ayda 20 kilodan fazla kilo verdim. Artık iki değil sadece bir tansiyon hapı yutuyorum. İdrar söktürücüyü ise çoktan çöpe attım. Şeker ilaçlarım üçten bire indi. Sadece sabah akşam tok karna aldığım ilacımla şekerim de çok daha dengeli seyrediyor. Geçen hafta yaptırdığım ultrasonda da karaciğerimdeki yağlanmanın üçüncü dereceden birinci dereceye indiği söylendi. Şimdi biraz daha ileri gitmek, 90’lı kiloların altına inip daha çok hafiflemek, hastalık risklerimi iyice düşürmek istiyorum, onun için buradayım!”

BİR ANI: Demirel’in zincirbozan diyabeti

KONU “kilo-diyabet ilişkisi” olunca, dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’den dinlediğim bir öyküyü de hatırlayıverdim. 12 Eylül darbesinden sonra arkadaşlarıyla birlikte Zincirbozan’da gözetim altında tutulan Sayın Demirel’de de birden bire “ağız kuruluğu, su içme ihtiyacı ve sık idrara gitme” şikâyetleri olmuş. Önceleri “idrar yolu iltihabı” düşünülüp antibiyotiklerle tedavi edilmeye çalışılmış. Ama sonuç alınmayınca akla “şeker hastalığı” gelmiş ve nedenin Tip 2 Diyabet olduğu anlaşılınca, hemen tedaviye başlanmış. Sayın Demirel’in diyabetinin Zincirbozan’da ortaya çıkmasında sanırım o günlerde yaşadığı üzüntüler ve çektiği streslerin de payı vardır.

Sadece ilaç kullanmak pek bir işe yaramıyor

YAZDIKLARIM bir hikâye değil, gerçek yaşanmış bir hastamın öyküsüdür. Ve yaşadığımız erişkin tipi diyabet patlamasının, hipertansiyon fazlalığının, karaciğer yağlanması yaygınlığının ve daha pek çok sağlık sorununun (gut hastalığı, bazı kanserler, safra kesesi taşları, romatizmal sorunlar) arkasında da aynı sorun vardır: İnsülin direnci, fazla kiloluluk/göbeklenme/obezite! Böyle bir hastada diyabet sorununu diyabet haplarıyla, tansiyon sorununu tansiyon haplarıyla, kalp riskini kolesterol azaltıcı statin tabletleriyle çözmeye çalışmak “Tosun Bey”de olduğu gibi pek bir işe yaramıyor.

Canan Karatay haklı
Çözüm her şeyden önce insülin direncini kırmaktan, kilo sorununu makul seviyelere getirmekten geçiyor.  Aramıza pek çok Tosun bey var ne yazık ki. Ve bu gibi durumlar söz konusu olduğunda Prof. Dr. Canan Karatay hoca iddialarında kesinlikle haklı! Bu insanların sorununa çözüm üretmek, şekeri, unu, şekerli-unlu-nişastalı yiyecekleri ve genelde karbonhidratları kısıtlamaktan, sadece kolesterol sorununa ve ilaçlı çözümlere odaklanmayı bir kenara bırakıp insülin direncini kırmak için doğru beslenip düzenli egzersiz yapmaktan geçiyor. Bu yaklaşım o kişinin sadece sorununu çözmeyecek, hipertansiyon, diyabet ve kalp krizleri gibi önemli sağlık sorunundan koruyacak, daha sağlıklı ve keyifli yaşlanmasını sağlayacaktır.

X